Dijital yayın platformları uzun süredir “özgürlük” kavramının arkasına sığınıyor. Oysa mesele özgürlükten çok, hukukun ve kamu denetiminin nerede başlayıp nerede bittiği sorusudur. Türkiye’de faaliyet gösteren her yayıncı gibi Netflix de hukukun üstünde değildir.
Netflix bugün dünya genelinde 325 milyonu aşan abone sayısıyla yalnızca bir eğlence platformu değil; küresel ölçekte kültürel etki gücü olan bir medya aktörüdür. Warner Bros. Discovery gibi dev bir yapıyı satın alma girişimleri, bu gücün daha da merkezileşeceğini göstermektedir. Böylesi bir yapının denetimsiz bırakılması ise ciddi bir kamu sorunudur.
Türkiye’de 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun açık bir şekilde şunu söyler:
Yayın hizmetleri; toplumun millî ve manevi değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz.
Bu hüküm yalnızca geleneksel televizyonlar için değil, RTÜK lisansı alan tüm dijital platformlar için geçerlidir.
Ancak pratikte yaşananlar, bu hükümlerin kâğıt üzerinde kaldığını göstermektedir. Netflix içeriklerinde, önceden açık ve yeterli uyarı yapılmadan uyuşturucu kullanımının normalleştirildiği, cinselliğin;özellikle de çocuk ve gençlerin izleme saatlerinde,sınır tanımaksızın sunulduğu çok sayıda örnek mevcuttur. sizi zorla mı abone ettik zorla mı üye ettik gibi, durumlarla, “isteğe bağlı izleme” savunmasıyla geçiştirilemez.
Çünkü hukuk yalnızca bireyin tercihlerini değil, çocuğun üstün yararını ve toplumun korunmasını esas alır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi dahi ifade özgürlüğünün; kamu sağlığı, genel ahlak ve başkalarının hakları söz konusu olduğunda sınırlandırılabileceğini kabul eder. Yani denetim, sansür değil; hukukun kendisidir.
Bir diğer önemli nokta, “ailece izlenebilir içerik” meselesidir. RTÜK’ün yaş sınıflandırması ve içerik uyarısı kuralları, dijital platformlarda fiilen etkisiz kalmaktadır. Normal bir dizinin akışı içinde aniden karşılaşılan sahneler, ebeveyn denetimini işlevsiz hâle getirmektedir. Bu durum, RTÜK’ün yalnızca ceza kesen değil, önleyici ve bağlayıcı düzenlemeler yapan bir kurum olarak hareket etmesini zorunlu kılmaktadır.
Dünya örnekleri ortadadır. Çin, Kuzey Kore ve bazı bölgelerde Netflix’in tamamen yasaklanması; Rusya’nın platformdan çekilmesi, devletlerin dijital yayıncılığı “masum bir eğlence alanı” olarak görmediğini göstermektedir. Türkiye’de ise “yasak mı, özgürlük mü” ikilemine sıkışmadan, etkin denetim ve net kurallar konuşulmalıdır.
RTÜK’ün yapması gereken;
– İçerik denetimini algoritmalara bırakmamak,
– Çocuk ve gençleri hedef alan yayınlara daha ağır yaptırımlar uygulamak,
– Aile yapısını zedeleyen içerikler konusunda bağlayıcı yayın ilkeleri koymak,
– Gerekirse lisans iptaline kadar giden yaptırımları net biçimde ortaya koymaktır.
Hukuk susarsa, ekran konuşur.
Ekran konuşursa, toplum bedel öder.
Mesele Netflix karşıtlığı değil; hukukun, ailenin ve çocukların yanında durma meselesidir