Birleşmiş Milletler tarafından tanınan ve her yıl 8 Mart’ta anılan Dünya Kadınlar Günü, yalnızca bir takvim günü değildir.
Bu tarih, insanlık vicdanının kendisine yönelttiği en eski sorulardan birinin hatırlatıldığı gündür: Kadın gerçekten eşit mi?
21.yüzyılda yaşıyoruz. İnsanlık Mars’a araç gönderiyor, Ve aynı dünyada bazı kadınlar hâlâ nasıl giyineceğine, nerede çalışacağına, kiminle evleneceğine ya da nasıl yaşayacağına başkalarının karar verdiği bir yaşamla içiçe yaşıyor.
Modern Dünyanı en büyük çelişkisi bu...
Dünyanın bazı ülkelerinde kadınlar bilimde, siyasette, ekonomide ve sanatta tarihe geçen başarılar elde ederken; başka coğrafyalarda hâlâ en temel haklarını savunmak zorunda kalıyorlar. Özellikle bazı rejimlerin İran gibi, kadınların yaşam tarzına yönelik uyguladığı baskılar, artık yalnızca yerel bir mesele olarak kalmıyor; küresel bir insan hakları tartışmasının parçası hâline geliyor.
İran’da kadınların yaşamı üzerindeki kısıtlamalar ve “muta nikâhı” Geçici birleşme gibi uygulamalar uluslararası kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Kadının bedeni, kimliği ve yaşamı üzerinde kurulan bu denetim, çağımızın en önemli ahlaki sorularından birini hep gündeme getiriyor:
Bir toplumun özgürlüğü, kadınlarının özgürlüğüyle orantılı mı?
Bu soru yeni değildir.
Nazım Hikmet yıllar önce bu gerçeği dizelerinde şöyle anlatmıştı:
“ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen…” Kadınlarımız…
Ahmet Arif ise Anadolu’nun acısını şu sözlerle dile getirmişti:
“Anam sır gibi saklar siyatiğini,
‘Yel’ der, ‘Baharın geçer.’”
Şiirler kısaca bir toplumu değil; insanlık tarihinin ortak hikâyesini dile getirir.
Dinler tarihine bakıldığında da kadının yeri üzerine farklı yorumlar görülür. İslamiyet kadın ve erkeğin Allah huzurunda eşit olduğunu vurgular; kadına miras, mülkiyet ve eğitim hakkı tanır. Hiristiyanlıkta kadın ve erkek Tanrı suretinde birlikte yaratılır. Yahudi geleneğinde ise kadın, aile hayatının merkezinde kabul edilir.
Ne var ki tarih boyunca kutsal metinlerin yorumlarının çoğu zaman toplumların kültürel yapılarıyla şekillenmiş; kadının kamusal alandaki yeri bu yorumların gölgesinde kalmıştır.
Bugün dünyanın birçok yerinde kadınlar hâlâ eşit ücret, güvenli yaşam, eğitim hakkı ve özgürlük mücadelesi veriyor. Küresel dünyanın ironisi ise şudur: İnsanlar sınırları geçmek için vize kuyruklarında beklerken, fikirler ve ideolojiler sınır tanımadan dolaşabiliyor.
Bu yüzden 8 Mart yalnızca çiçek verilen bir gün değildir.
8 Mart, insanlığın kendine tuttuğu bir aynadır.
Eğer hâlâ şu soruya tereddütsüz cevap veremiyorsak
“Kadın gerçekten eşit mi?”
demek ki insanlık olarak yolun henüz başındayız.
Bu yüzyılın ne kadar modern olduğunu anlamak için gökdelenlere değil, kadınların özgürlüğüne bakmak gerekir.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.
Fethi Durmaz 3 ay önce