19 Nisan’da Marmaris’e yanaşan, İtalya bayraklı AIDAstella kruvaziyeri…
2 bin 128 yolcu, 648 personel…
Bir başka ifadeyle, birkaç saat içinde kente akan binlerce potansiyel müşteri…
Rakamlar etkileyici.
Peki sonuç?
Çarşıdaki birçok esnafın ortak cümlesi şu oldu:
“Kalabalık vardı ama alışveriş yoktu.”
Bu durum yeni değil. Özellikle Alman turist profiliyle ilgili sık duyulan bir ifade vardır:
“Ich muss über Nacht schlafen, dann kann ich entscheiden.”
(Yani: “Bir gece düşüneyim, sonra karar veririm.”)
Bu cümle aslında bir zihniyeti anlatır:
Planlı tüketim, ihtiyaç odaklı alışveriş ve bütçe disiplini.
Kalabalık ≠ Kazanç
Turizmde hâlâ sık yapılan bir hata var:
Ziyaretçi sayısını başarı sanmak.
Oysa gerçek gösterge şudur:
Kişi başı harcama ve bırakılan katma değer.
AIDAstella örneği bize şunu açıkça gösteriyor:
Binlerce turistin kente gelmesi, esnafın kasasına aynı oranda yansımıyor.
Çünkü gelen profil “gezen” ama “tüketmeyen” bir profil olabilir.
Ve bu, turizmin niteliğiyle doğrudan ilgilidir.
Gelişmiş ülkelerde tüketici davranışı üç temel soruya dayanır:
* Buna gerçekten ihtiyacım var mı?
* Bütçem uygun mu?
* Bu ürünü taşımaya/depolamaya değer mi?
Bu yaklaşım sadece bireysel ekonomi değil, aynı zamanda piyasa kalitesini de belirler.
Çünkü bilinçli müşteri, üreticiyi de disipline eder.
Kaliteyi artıran çoğu zaman teşvik değil, talebin niteliğidir.
Tersinden Okuma: Biz Ne Yapıyoruz?
Diğer tarafta ise farklı bir tablo var.
Tüketimin çoğu zaman ihtiyaçtan değil, erişim kolaylığından doğduğu bir düzen…
Kredi kartları, taksitler, “ulaşılabilir lüks” algısı…
Ve bunun sonucu olarak:
* Kahveye 150-250 TL ödenen,
* Ortalama bir akşam yemeğinde kişi başı 1000-1500 TL’lerin normalleştiği,
* Fiyatın değil, “görünürlüğün” satın alındığı bir tüketim kültürü.
Burada sorun harcamak değil.
Sorun, harcamanın sorgulanmaması.
Turizmde Yeni Soru: Kimi Ağırlıyoruz?
Artık şu soruyu sormadan ilerlemek zor:
Biz daha çok turist mi istiyoruz, yoksa daha nitelikli turist mi?
Kruvaziyer turizmi hızlıdır, yoğundur ama yüzeyseldir.
Şehirle kurulan bağ zayıftır.
Zaman kısa, temas sınırlıdır.
Bu yüzden sadece gemi sayısını artırmak değil,
karaya çıkan turistin deneyimini ve harcama motivasyonunu artırmak gerekir.
* Yerel ürünlerin hikâyeleştirilmesi
* Deneyim odaklı satış (atölye, tadım, kültürel etkileşim)
* Fiyat değil değer anlatımı
Bunlar olmadan kalabalık sadece kalabalık olarak kalır.
Kriz Var mı, Yok mu?
Sokakta farklı bir gerçeklik var:
“Ekonomik kriz” söylemi ile günlük harcama alışkanlıkları çoğu zaman çelişiyor.
Bu çelişki bize şunu gösteriyor:
Sorun sadece gelir değil, harcama davranışıdır.
İsraf, gelir düzeyinden bağımsız bir meseledir.
Ve çoğu zaman fark edilmeden normalleşir.
Sonuç: Mesele Tüketmek Değil, Bilmek
Turizmden ekonomiye, bireysel hayattan toplumsal düzene kadar ortak bir gerçek var:
Bilinç, en büyük sermayedir.
Ne ürettiğini bilen,
Ne tükettiğini sorgulayan,
Ne istediğini anlayan toplumlar sürdürülebilir büyür.
Aksi halde kalabalık artar,
ama değer artmaz.
Mevlana’nın yüzyıllar öncesinden gelen uyarısı bugün de geçerli:
“İhtiyaçtan fazlasına meyletme ki, sana hükmetmesin.”
Belki de artık turizmde de, ekonomide de asıl hedef şu olmalı:
Daha çok değil, daha doğruyu yapmak.