KARŞI KIYI’NIN KIZLARI: BİR AYVALIK- SARIMSAKLI HİKÂYESİ: İstanbul’dan Ayvalık’a uzanan bu hikâye; aşkın, ihanetin, kayboluşun ve yeniden buluşmanın izini sürüyor.
//
ŞEYTANIN TUTSAKLARI:Yazarın gotik gerilimi, Romeo ile Juliet tarzı bir aşk hikâyesini ve dedektif janrını birbirine karıştırdığı, pastişi ve parodiyi ustalıkla kullandığı kitap, daha sonra yazacağı tüm romanlar için bir model oluşturuyor.
//
HALİMİZ NE OLACAK?: Yeni teknolojilerin olumlu etkileri ve riskleri nelerdir? Yarının insanı, üstün yeteneklerle ve hibrit bir beyinle donatılarak “artırılmış” bir insan mı olacak?
//
ANORMAL: Denizin ortasında arındırıcı bir mağara… Güneşlenmeyen, aylanan bir genç kadın… Anormal, okurunu hayatın özüne dair düşünmeye iten şiirsel ve sarsıcı bir roman.
//
BÜYÜKANNE- BABALAR: BİR AİLE SORUNU: Bir büyükanne-baba kimdir? Şimdiki zamana kök salmış geleneklerin koruyucusu... Aile anılarının ve geçmiş zaman hatıralarının taşıyıcısı...
//
MURATA EFENDİ’NİN TÜRKİYE SEYAHATNAMESİ: Pansiyonda Alman ve Rum arkadaşlarıyla yaptığı kar topu savaşı, yerini siyasi ittifakların gerginliğine bırakırken Murata, nasıl bir karar alacaktır?
İşte o kitaplar;
Mübadele yıllarında başlayan bir aşk... Ayrılan milletler, ama ayrılmayan kalpler
HÜMEYRA Şahin’den KARŞI KIYI’NIN KIZLARI: BİR AYVALIK- SARIMSAKLI HİKÂYESİ. Bazı insanlar aynı yerden kalkar, ama bambaşka yönlere savrulur. Bazılarıysa hep aynı kıyıda kalır. Aynı hikâyede. Aynı yarım kalmışlıkta. Mübadele yıllarında başlayan bir aşk... Ayrılan milletler, ama ayrılmayan kalpler. İstanbul’dan Ayvalık’a uzanan bu hikâye; aşkın, ihanetin, kayboluşun ve yeniden buluşmanın izini sürüyor. İnsan bazen kendini ararken, başkasının kaybettiklerini bulur. Rum kızı Sofia ile Türk oğlu Tahsin’in yarım kalan hikâyesi, yüz yıl sonra Sera ile Kerem’in yollarında yeniden yazılır. Melina artık kimsesiz ve kayıp bir kadın değildir. Çünkü bazı hikâyeler unutulmaz, sadece sessizce bekler. Yazar, ilk romanında bir asırlık suskunluğu, kalbe dokunan bir masalda sunuyor. “Bazı hikâyeler biter. Bazılarıysa sadece tamamlanır.” 232 SAYFA.
(DESTEK YAYINLARI)

Romeo ile Juliet tarzı bir aşk hikâyesi
WİTOLD Gombrowicz’ten ŞEYTANIN TUTSAKLARI. Dilden dile dolaşan efsaneleriyle ürkütücü bir şato, yeraltı geçitleri, şuurunu iyice yitirmiş dejenere aristokratlar, yardımsever medyumlar, femme fatale bir tenisçi ve ona çok benzeyen tenis öğretmeni. Entrikalarla dolu bu karanlık dünyada esrarengiz benzerlikleriyle birbirlerine çekilen Maja ve Leszczuk’un çözmesi gereken çok fazla sorun, aydınlatılması gereken çok fazla sır vardır. Yazarın gotik gerilimi, Romeo ile Juliet tarzı bir aşk hikâyesini ve dedektif janrını birbirine karıştırdığı, pastişi ve parodiyi ustalıkla kullandığı kitap, daha sonra yazacağı tüm romanlar için bir model oluşturuyor. “Şeytanın Tutsakları, Dostoyevski’nin yazdığı, George Saunders’ın dokunuşlarıyla daha da tuhaflaştırılmış modern bir gotik masal gibi. Sadece Gombrowicz kirlenmiş sarı mutfak bezini ürkütücü bir nesne kılabilirdi. –Leonid Bilmes, 3:AM Magazine. “Yüzyılımızın en büyük romancılarından biri.” –Milan Kundera. 360 SAYFA.
(EVEREST YAYINLARI)

Yeni teknolojilerin olumlu etkileri ve riskleri nelerdir?
CLAİRE Marin’den HALİMİZ NE OLACAK? TEKNOLOJİ VE YARININ İNSAN- GENÇ YETİŞKİNLERLE DÜŞÜNMEK. Akıllı telefonlar, internet, biyoteknoloji, robotik, mikrocerrahi… Artık sadece dünyayı veya yaşam koşullarımızı değil, insanın kendisini dönüştürmekten bahsediyoruz. Yeni teknolojilerin olumlu etkileri ve riskleri nelerdir? Yarının insanı, üstün yeteneklerle ve hibrit bir beyinle donatılarak “artırılmış” bir insan mı olacak? Yoksa hayatımıza anlam veren kırılganlığımızdan ve ölümlülüğümüzden mahrum bir “azaltılmış” insana mı dönüşecek? Varoluşumuz sorularla doludur ve bunların herkes için geçerli, hazır cevapları yoktur. Peki eğer düşünmeyi öğrenmezsek tüm bu sorularla tek başımıza nasıl başa çıkabiliriz? Genç Yetişkinlerle Düşünmek Dizisi, 18 ve üzeri yaş grubuna yaşamları üzerine düşünme becerisi kazandırmayı, onları felsefi sorularla ve kavramlarla donatmayı amaçlıyor. 64 SAYFA.
(İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI)

Hayatın özüne dair düşünmeye iten şiirsel ve sarsıcı bir roman
TOLGA Gümüşay’dan ANORMAL. Okurunu hayatın özüne dair düşünmeye davet eden şiirsel ve sarsıcı bir roman... “Satırları arasında her yaştan, her zevkten okurun farklı lezzetler bulabileceği genç, güçlü ve öteki mevsimleri etkilemesi kaçınılmaz bir yaz romanı!” –Başak Ümit, Radikal Hayatın anlamı ne olabilir? Ya ölümün kü? Doğadaki her şey olması gerektiği gibiyse… Peki ya insan? Kime, neye göre normal? Aslında kim anormal? Sözcükler insanları birbirine yakınlaştıran araçlar mı, yoksa özü gizleyen kabuklar mı? Mezarlıkta bir felsefe okulu… Denizin ortasında arındırıcı bir mağara… Güneşlenmeyen, aylanan bir genç kadın… Anormal, okurunu hayatın özüne dair düşünmeye iten şiirsel ve sarsıcı bir roman. 228 SAYFA.
(REMZİ KİTAPEVİ)

Aile anılarının ve geçmiş zaman hatıralarının taşıyıcısı...
PATRİCK Avrane’den BÜYÜKANNE- BABALAR: BİR AİLE SORUNU. "Çocukları anne-babalar yapar, büyükanne-babaları yapansa çocuklardır." Bir büyükanne-baba kimdir? Şimdiki zamana kök salmış geleneklerin koruyucusu... Aile anılarının ve geçmiş zaman hatıralarının taşıyıcısı... Fransız edebiyatı uzmanı psikanalist yazar kısa ama etkileyici çalışmasında, klinik deneyimlerinden hareketle, Victor Hugo'dan Albert Camus'ye, Alexandre Dumas'dan Marcel Proust'a, hatta ünlü Downton Abbey dizisine varıncaya dek, psikanalistler tarafından sıklıkla ihmal edilen bir "atalar" portresi çiziyor. "İnsanı ilgilendiren hemen her konuda hayli meraklı olan psikanalistlerin büyükanne-babalık konusuna hak ettiği değeri vermemiş olmaları hayli ilginçtir. (...) Ama öte yandan kitabın bu konuda bir eksikliği gidermiş olmasının aynı zamanda varolan boşluğun farkına varılmasına da yol açtığını unutmamak gerekir. Çünkü psikanaliz insan ruhsallığının kökenini çocukluğa ve çocukluktaki ilişkilere, özellikle anne-babayla olanlara dayandırdığına göre, kökenlerle ilgili kovuşturmayı daha önceki kuşaklara yaymamış olması elbette sorgulanmalıdır." Talat Parman. 144 SAYFA.
(YAPI KREDİ YAYINLARI)

Murata yalnızca İstanbul’da değil, çevre illerdeki arkeoloji çalışmalarına da katılma şansı buldu
KAHO Nashiki’den MURATA EFENDİ’NİN TÜRKİYE SEYAHATNAMESİ. Yıl 1899. Japon ve Osmanlı imparatorlukları arasında, Ertuğrul Hadisesi'nden sonra başlayan ilişkileri derinleştirmek amacıyla, Japonya'daki bir üniversitede araştırma görevlisi olan Murata; adı, Türk erkeklerinde yaygın olan Murat'a benzediği için İstanbul'a arkeoloji araştırmaları yapmaya gönderilir. İngiliz bir kadının işlettiği pansiyonda bir Yunan, bir Alman, bir Müslüman köle ve kölenin getirdiği bir papağanla yaşayan Murata; bir yandan arkeoloji alanında Hamdi Bey'in müzesinde araştırmalar yürütüp geçmişin tanrılarıyla mücadele verirken, diğer yandan da dönemin siyasetindeki güç kavgalarının tam ortasında kalır. Yalnızca İstanbul değil, çevre illerdeki arkeoloji çalışmalarına da katılma şansı bulan Murata, Eski Yunan uygarlıklarından geriye kalan taş yığınları arasındaki gerçek cevheri görmeye başlamış ve İstanbul'da memleketlisi Japonlarla bir çevre kurmuştur. Ancak bir gün ülkesinden, çalışmalarını yarıda kesme mesajı alır. Pansiyonda Alman ve Rum arkadaşlarıyla yaptığı kar topu savaşı, yerini siyasi ittifakların gerginliğine bırakırken Murata, nasıl bir karar alacaktır? 176 SAYFA.
(CAN YAYINLARI)

