SÜPER ANNE: KENDİNİZE ŞEFKAT GÖSTERMENİN YOLLAR: Kitap, beklentilerin ağırlığını hafifletmenize, suçluluk ve yetersizlik hissinin nereden geldiğini keşfetmenize ve kendinize daha nazik davranmayı öğrenmenize yardımcı olacak önerilerle dolu.
NİHAYET MUTLULUK: Karl Ove Knausgaard "Varoluşun absürtlüklerini betimlemenin ustası." Sunday Times.
DEKABRİSTLER: Devletin cezalandırıcı gücüyle bireyin vicdanı arasındaki gerilim, romanın arka planını oluşturur. İsyanın kendisini değil bu isyanın ardından gelen sürgün, bekleyiş ve iç hesaplaşma sürecini anlatır.
YAPAY ZEKÂ DEVRİMİ: İNSAN MAKİNE VE KARAR: Bu kitap, yapay zekâyı bir tehdit ya da mucize olarak değil, bilişsel bir ayna olarak ele alıyor.
BİZ O KİRPİKLERİ BOŞA DÖKMEDİK!: Kayıp, hastalık, korku ve yeniden var olma çabasıyla örülen bu hikâye, okuru kendi içsesine kulak vermeye çağırıyor.
AYRILMAK ZAMANI: Kayıp, hastalık, korku ve yeniden var olma çabasıyla örülen bu hikâye, okuru kendi içsesine kulak vermeye çağırıyor.
İşte o kitaplar;
Annelerin gerçek deneyimleri, günlük hayatta kolayca uygulanabilen özbakım önerileri
ZEENA Moolla’dan SÜPER ANNE: KENDİNİZE ŞEFKAT GÖSTERMENİN YOLLARI- Annelere Tavsiyeler. Pek çok anne zaman zaman kendini suçlu hissediyor: Uykusuz geceler, altüst olan düzen, bitmek bilmeyen sorumluluklar, bir şeyleri yetiştirmeye çalışırken beliren, "Acaba yeterince iyi miyim?" sorusu... Ama mükemmellik çabasını bir kenara bırakıp kendi ihtiyaçlarınıza kulak verdiğinizde, aslında ne kadar "süper" bir anne olduğunuzu fark etmeye başlıyorsunuz. Kitap, beklentilerin ağırlığını hafifletmenize, suçluluk ve yetersizlik hissinin nereden geldiğini keşfetmenize ve kendinize daha nazik davranmayı öğrenmenize yardımcı olacak önerilerle dolu. Annelerin gerçek deneyimleri, günlük hayatta kolayca uygulanabilen özbakım önerileri ve kaygıyı hafifleten pratik tekniklerle görünmeyen yükleriniz hafifleyecek ve tüm koşuşturmacanın içinde kendinize minik ama değerli molalar yaratabileceksiniz. İÇİNDEKİLER: Giriş, Kılıktan Kılığa Anne Suçluluğu, Dördüncü Trimester, Mükemmel Anne Diye Bir Şey Yoktur! Anneden Öte Biri Olmak, Anne Suçluluğunun Üstesinden Gelmek, Son Olarak. 156 SAYFA.(LİTERATÜR HAYAT)
Zamana, hafızaya, çocukluğa ve aileye dair otobiyografik bir roman
DAG Solstad’tan NİHAYET MUTLULUK. "Zor olacak, anlıyorum, hatta belki de imkânsız, ama bunu, edebi metinler üzerinde hafızama dayanarak çalıştığım son bir yıldır yaptığım gibi yapmam gerekecek." Yazar 2022 yılında yazdığı ve ölümünden sonra yayımlanmasını vasiyet ettiği son kitabına bu cümleyle başlıyor ve hayat hikâyesinin ancak ömrünün son yıllarında su yüzüne çıkan dönüm noktalarına yakından bakıyor. Yıl 2022. Zamanın Yarattığı Tahribatın Acısına Dayanma Çabam. Zamana, hafızaya, çocukluğa ve aileye dair otobiyografik bir roman, Solstad'ca bir veda kitabı. "Solstad'ın dili, eski görünen yeni bir zarafetle parıldar ve taklit edilemeyen, enerji dolu, kendine özgü bir ışıltı yayar." Karl Ove Knausgaard "Varoluşun absürtlüklerini betimlemenin ustası." Sunday Times. 64 SAYFA.(YAPI KREDİ YAYINLARI)
Ayaklanmaya katılan subaylar idam edilmiş ya da Sibirya'ya sürgüne gönderildi
LEV Nikolayeviç Tolstoy’dan DEKABRİSTLER- Kısa Klasikler 102. Dekabristler 1825'teki başarısız Dekabrist Ayaklanması'nın hemen sonrasından başlayarak, Rus aristokrasisinin içinden çıkan devrimci subayların ve ailelerinin yaşadığı ahlaki ve insani çözülmeyi konu alır. Devletin cezalandırıcı gücüyle bireyin vicdanı arasındaki gerilim, romanın arka planını oluşturur. İsyanın kendisini değil bu isyanın ardından gelen sürgün, bekleyiş ve iç hesaplaşma sürecini anlatır. Ayaklanmaya katılan subaylar idam edilmiş ya da Sibirya'ya sürgüne gönderilmiştir. Roman, bu yenilginin ardından hayatta kalanların yeni bir düzen kurma çabasını izler. Sürgündeki Dekabristler ağır doğa koşulları, yoksulluk ve devlet baskısı altında, bir zamanlar savundukları ideallerin günlük hayat içinde nasıl anlam değiştirdiğini sorgularlar. Politik amaçlar yerini ahlaki dayanıklılık, sabır ve insan onuru gibi daha temel değerlere bırakır. Tolstoy'un tamamlayamadığı bu roman devrimci idealizmden ahlaki radikalizme yönelişini belgeler. 96 SAYFA.(CAN YAYINLARI)
Yapay zekâ düşünme biçimimizi değiştiren görünmez bir ortak
DUYGU Su Ocakoğlu ve Volkan Kılıç’tan YAPAY ZEKÂ DEVRİMİ: İNSAN MAKİNE VE KARAR. Bu kitap, yapay zekânın yalnızca algoritmaları değil; toplumu, işletmeleri ve tüketiciyi nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor. Türkiye'de binlerce kişi ve kurum ile yapılan kapsamlı araştırmalara dayanan çalışma; yapay zekânın gündelik hayata nasıl sızdığını, iş dünyasında nasıl bir ayrışma yarattığını ve tüketicinin zihninde nasıl yeni bir karar eşiği oluşturduğunu gözler önüne seriyor. Toplum yapay zekâya ne kadar güveniyor? Şirketler bu teknolojiyi gerçekten dönüştürücü olarak mı kullanıyor, yoksa yalnızca vitrine mi koyuyor? Tüketicinin hayatı, önerilerle kolaylaştırılıyor mu, yoksa fark etmeden yönlendiriliyor mu? Bu kitap, yapay zekâyı bir tehdit ya da mucize olarak değil, bilişsel bir ayna olarak ele alıyor. Ve şu soruyu soruyor: Zekâyı paylaştığımız bir dünyada, insan nasıl dönüşüyor? 144 SAYFA.(CERES YAYINLARI)
En karanlık anlar, en güçlü dönüşlerin başlangıcıdır
SEZİN Mızraklı Avalin’den BİZ O KİRPİKLERİ BOŞA DÖKMEDİK! Siz hiç yoruldunuz mu? Kendinizi hırpalayarak her şeye “yetişebilmekten” ve çevrenizdeki istisnasız herkesin “O bunu çoktan düşünmüş, hatta ne gerekiyorsa yapmıştır bile zaten!” diye kabullenmesinden... Sürekli üç adım sonrasını düşünmeniz, sürekli karar almanız, bir şeyleri organize etmeniz gerekmesinden... Sevdikleriniz konforlu yaşasın, mutsuz, huzursuz olmasın ya da çok mutlu olsun diye gereksiz detaylara boğulmaktan, o da yetmeyip tüm o detayları bizzat takip etmeniz de gerekmesinden... Hayat hızla akıp giderken, kafanızda dolaşıp duran tonla düşünceden dolayı gerçekten yalnız kalıp kendinizi dinleyemediğinizi, kendinize yeterince vakit ayıramadığınızı hissetmekten... Kitap yazarın yaşamın en kırılgan ve en güçlü anlarını iç içe geçirdiği, içten ve sahici bir anlatı. Kayıp, hastalık, korku ve yeniden var olma çabasıyla örülen bu hikâye, okuru kendi içsesine kulak vermeye çağırıyor. 168 SAYFA.(DESTEK YAYINLARI)
Sevgide bütün ilişkilerden geriye sadece, “Yaşadım” diyebileceğimiz anlar kalır
TUBA Karacan’dan AYRILMAK ZAMANI. “Bazı ayrılıklar sadece geride bırakmakla değil, onlara dönüp yeniden anlam vermekle tamamlanır.” Psikoterapist yazardan dört başı mamur bir ayrılık kitabı; ayrılığa giden yolun, ayrılmanın, ayrılamamanın, dönüşlerin ve bitişlerin derin bir keşfi. Yazar bu kitapta esasen kendi hayatımıza bir anlam ışığı tutuyor. İç dikişleri tersyüz ediyor. Geride bıraktığımız hayat yoluna, anlam vermeye çalıştığımız ayrılıklara, silik izlere bir netlik ayarı yapıyor. Öncesi ve sonrasıyla ayrılıklara açıklayıcı ve yapıcı bir dille yaklaşan bu kitap; filmler, şarkılar, şiirler ve romanlardan örneklerle de zenginleşerek kendi ayrılık tecrübemizi anlamamıza imkân veriyor. Yazar, ilk kitabı Herkes Evine Dönmek İster’den sonra doğduğumuz evden, o ilk kucaktan, sarıp sarmalandığımız yerden, hayallerimizi paylaştığımız sevgiliden ayrılmanın zamanını işaretliyor. Kitabın sonundaki “Ayrılık Sözlüğü”yle de her okura kendi ayrılık anlatısını kuracağı kelimeler bırakıyor. Kitap, kuramları kalp dilimize tercüme eden bir ayrılık kitabı. Sahip olduğu her şeyi bir gün yitireceği bilgisiyle yaşamak zorunda kalan, buna rağmen arzulamadan duramayan tek canlı insandır. Muhtemeldir ki kaybetmekten korkmanın, sıkı sıkıya tutmanın, vazgeçememeyi sahip çıkmak sanmanın sebebi de bu ontolojik sırdadır. Ne var ki ayrılığın hakikati eninde sonunda insanı kıskıvrak yakalar. Bazen kendi isteğiyle bazen istemeden; hastalıkla, ölümle, ayrılıkla hiç bitmez sandığı ilişkiler biter, terk etmez sandıkları gider. Sevgide, hayatta ve ölümde, bütün ilişkilerden geriye sadece, “Yaşadım,” diyebileceğimiz anlar kalır. 384 SAYFA.(EVEREST YAYINLARI)