Küresel Sumud Filosu, Gazze’ye yönelik yasa dışı ablukayı kıracak bir insani yardım koridoru oluşturma amacıyla Marmaris’ten demir alarak yolculuğunun son ve en kritik etabına başladı. Misyonun hukuk ekibi ise bu yolculuğun hukuki niteliğini ve müdahale girişiminde bulunacak kişi ya da devletlerin karşılaşabileceği sonuçları ortaya koyan kapsamlı bir deklarasyon yayımladı.
Filonun hareketi, diplomatik hazırlık aşamasından aktif insani geçiş sürecine geçildiğini gösterirken, aynı zamanda devletleri ve bireyleri gerçek zamanlı olarak sorumlu tutmayı amaçlayan küresel bir hukuk çerçevesiyle destekleniyor.
İnsani geçiş hakkının hukuki dayanağı
Misyon, Gazze’ye yönelik devam eden kuşatmanın hukuka uygun bir deniz ablukası değil, soykırımın bir aracı ve yasaklanmış bir toplu cezalandırma yöntemi olduğu yönündeki güçlü hukuki ilkeye dayanarak hareket ettiğini belirtti.
Ablukanın sivillerin yaşamı için vazgeçilmez ihtiyaçların girişini engellediği ifade edilirken, bu nedenle sivil gemilere karşı herhangi bir yasal müdahale yetkisi doğuramayacağı savunuldu.
Bu kapsamda filo, insani geçiş hakkına sahip olduğunu, katılımcılarının ise uluslararası sularda kaçırılma, keyfi gözaltı ya da şiddet içeren müdahalelerden korunma hakkı bulunduğunu vurguladı. Açıklamada, bu seferin hükümetlerin hareketsizliği karşısında uluslararası hukukun pratikte uygulanması anlamına geldiği kaydedildi.
Hesap verebilirlik için stratejik hukuk çerçevesi
Misyonun korunması amacıyla önleme, belgeleme ve yargılama olmak üzere üç ayaklı bir hukuk stratejisinin devreye alındığı bildirildi.
Bu kapsamda bayrak devletleri, vatandaşlık devletleri ve liman devletlerine resmi bildirimler gönderildiği; devletlerin vatandaşlarını koruma ve hukuka aykırı eylemlerin önlenmesine yönelik bağlayıcı yükümlülükleri konusunda bilgilendirildiği ifade edildi.
Aynı zamanda iletişim engellemelerinden fiziki müdahalelere kadar tüm girişimlerin kayda alınacağı güçlü bir belgeleme sisteminin oluşturulduğu belirtildi. Toplanan kayıtların uluslararası mahkemelerde delil olarak kullanılacağı vurgulanırken, “Dünya sadece izlemiyor, aynı zamanda her ihlal gelecekteki ceza süreçleri için kayıt altına alınıyor” denildi.
Uluslararası denetim mekanizmasına meydan okuma
Filonun, mevcut uluslararası “Barış Kurulu” mimarisi ve küresel toplum için kritik bir sınav niteliği taşıdığı ifade edildi.
Hukuk uzmanları, bu tür yapıların sömürgeci bir denetim mekanizması gibi kullanılarak, insani yardım erişim hakkının yabancı yönetimlerin iznine bağlı bir sisteme dönüştürülemeyeceğini savundu. Böyle bir yapının Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının engellenmesini sürdürdüğü belirtildi.
Açıklamada ayrıca, Birleşmiş Milletler üyesi devletlerin, Güvenlik Konseyi’nin Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını zayıflatan bir sistemi hukuken destekleyip destekleyemeyeceğine ilişkin Uluslararası Adalet Divanı’ndan danışma görüşü talep etmesi yönündeki çağrıların arttığı ifade edildi.
Filonun seferiyle birlikte uluslararası kurumların bir tercih yapmak zorunda kaldığı belirtilerek, “Ya hukukun üstünlüğünü savunacaklar ya da hayat kurtaran yardımları siyasi onaya bağlayan bir sistemin suç ortağı olacaklar” denildi.
Aktif soruşturmalar ve hukuk süreci
Filoya müdahale edilmesinin hukuki sonuçlarının şimdiden çeşitli ülkelerde görülmeye başlandığı ifade edildi.
İspanya, İtalya ve Türkiye dahil olmak üzere birçok ülkede ceza süreçlerinin başlatıldığı belirtilirken, 37 üst düzey yetkili hakkında yakalama kararı çıkarıldığı kaydedildi.
Son hukuki başvurularla birlikte, daha önceki müdahalelerde görev aldığı belirlenen bazı askeri birlik mensuplarının da süreçlere dahil edildiği aktarıldı.
Yirmiden fazla ülkede aktif soruşturmaların sürdüğü ve Uluslararası Ceza Mahkemesi ile koordinasyonun devam ettiği belirtilen açıklamada, “Yasa dışı bir ablukayı uygulamayı seçenler, kişisel cezai sorumluluk ve uluslararası izolasyon riskiyle karşı karşıyadır” ifadelerine yer verildi.
Editor : GÜLDEMET KIZIL
