Kendini yıllardır “özgürlükler ülkesi” olarak pazarlayan Amerika Birleşik Devletleri, bugün sokaklarında yükselen çığlıklarla bu iddiayı yeniden tartışmaya açıyor. Göçmen politikaları üzerinden tırmanan gerilim, Minneapolis başta olmak üzere birçok kentte adeta bir iç çatışma atmosferi yaratmış durumda. Sokak kavgaları, polis-ICE operasyonları, sivil ölümler ve sebepsiz sınır dışı edilen binlerce insan… Amerikan rüyası, giderek bir kâbusa dönüşüyor. Minneapolis’ten geldi. 7 Ocak’ta ICE ajanlarının düzenlediği bir operasyon sırasında 37 yaşındaki Renee Nicole Good’un sokak ortasında öldürülmesi, ülkedeki tansiyonu daha da yükseltti. Minnesota eyaletinde günlerdir süren protestolar, sadece bir ölümün değil, biriken öfkenin patlamasıydı.
Bu öfkenin merkezinde, Trump yönetiminin koşulsuz destek verdiği Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı (ICE) bulunuyor.
ICE, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından, 2003 yılında İç Güvenlik Bakanlığı’na bağlı olarak kuruldu. Resmî görevi, ABD göçmenlik yasalarını uygulamak. Ancak bugün gelinen noktada ICE, sadece bir kolluk kuvveti değil; silah taşıyan, baskın düzenleyen, dava süresince kişileri tutuklu tutabilen ve sınır dışı yetkisini geniş biçimde kullanan bir yapı haline gelmiş durumda… Trump yönetiminin görevi devralmasının ardından, 2025 bütçe, üç katına çıkarılarak 28 milyar dolara yükseltildi. Personel sayısı 22 bine ulaştı. Üstelik “nitelikli, vatansever Amerikalılar” hedefli agresif bir reklam kampanyasıyla yeni kadrolar oluşturuldu.
Bu genişleme sahaya da sert biçimde yansıdı. Trump yönetimi, daha ilk 11 ayını bile doldurmadan 605 bin kişiyi sınır dışı etti. Gözaltına alınanlar arasında küçük çocuklar, hamile kadınlar ve yaşlılar da var. Çocukların, ebeveynlerine baskı aracı olarak kullanıldığı iddiaları ise insan hakları örgütlerinin raporlarına girmiş durumda.
Sivil ölümlerle sonuçlanan operasyonlar, “hukuk devleti” ilkesinin yerini “önleyici korku politikası”na bıraktığı..
Trump’ın çifte standardı. İran’daki protestoculara “devam edin” çağrısı yapan, İranlı yetkililerle görüşmeleri askıya alan ve İran’la ticaret yapan ülkelere yüzde 25 ek gümrük vergisi tehdidinde bulunan Trump, kendi ülkesinde yükselen protestolara karşı sert güvenlik reflekslerini devreye sokuyor.
İran’da ölü sayısı 2 bini aşarken göstericilere destek mesajları veren Trump, Minneapolis’te sokakta ölen siviller için aynı dili kullanmıyor. Dış politikada demokrasi ve özgürlük söylemi, iç politikada yerini coplara, gözaltılara ve sınır dışı uçaklarına bırakıyor.
Bugün ABD’de yaşananlar, yalnızca bir göçmenlik tartışması değil. Bu, özgürlük-güvenlik dengesi üzerinden yürüyen büyük bir rejim tartışmasıdır. ICE’in yetkileri, bütçesi ve sahadaki uygulamaları; Amerika’nın bir hukuk devleti mi yoksa sertleşen bir güvenlik devleti mi olacağı sorusunu her geçen gün daha yüksek sesle sorduruyor.
Sokaklar kaynıyor.
Toplum bölünüyor. Ve “özgürlükler ülkesi” söylemi, kendi vatandaşlarının bile artık sorguladığı bir masala dönüşüyor.
Amerika, dünyaya demokrasi dersi vermeden önce, aynaya bakmak zorunda. Çünkü bugün o aynada görünen manzara, hiç de parlak değil.
