Ülkemizde bazı dosyalar vardır; kapanmaz. Kapatılmak istenir ama kapanmaz. Çünkü ortada sadece bir kayıp değil; cevapsız sorular, çelişkiler ve vicdanları rahatsız eden derin boşluklar vardır.
Gülistan Doku dosyası da tam olarak böyle bir dosya.
5 Ocak 2020’de Tunceli’de kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’dan o günden bu yana haber alınamadı. İlk andan itibaren ortaya çıkan bilgiler, olayın basit bir “kayıp” mı yoksa daha ağır bir suç mu olduğu yönünde ciddi tartışmaları beraberinde getirdi. Uzun süre dillendirilen “intihar ihtimali”, ne aileyi ne de kamuoyunu ikna edemedi.
Aradan geçen yıllar dosyayı unutturmadı. Tam tersine, her yeni iddia ve her yeni çelişki, soru işaretlerini daha da artırdı.
Son dönemde basına ve sosyal medyaya yansıyan gelişmeler ise tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Çelişkili baz kayıtları, silindiği öne sürülen kamera görüntüleri, kayıp olduğu iddia edilen resmi kayıtlar ve farklı tanık anlatımları… Tüm bunlar, olayın aydınlatılmasını zorlaştıran değil, aksine daha da gerekli kılan unsurlar olarak karşımıza çıkardı.
Öte yandan bazı kişi ve çevrelerle ilgili ortaya atılan iddialar, yürütüldüğü belirtilen soruşturmalar ve yargı süreçleri, dosyanın kapsamının ilk başta düşünüldüğünden daha geniş olabileceği yönünde bir algı oluşturuyor.
Burada önemli bir ayrımı net biçimde yapmak gerekiyor: Bu anlatılanların önemli bir kısmı iddiadır ve soruşturma konusudur. Gözaltı ve tutuklanmalar sonrası,Nihai hükmü verecek olan tek merci, bağımsız ve tarafsız yargıdır.
Ancak başka bir gerçek daha var: Kamu vicdanı hâlâ tatmin olmuş değil.
Dosyayla ilişkilendirilen bir diğer trajik olay ise 2024 yılında yaşamını yitiren Rojvelat Kızmaz. Bu ölüm de kamuoyunda yeni tartışmalara yol açtı ve iki olay arasında bir bağlantı olup olmadığı sorusunu gündeme taşıdı. Resmi açıklamalar ile toplumdaki şüphe arasındaki mesafe ise hâlâ kapanmış değil.
Tüm bu tablo bize basit ama rahatsız edici bir gerçeği hatırlatıyor:
Bir dosyanın üzerinden yıllar geçmesi, onun aydınlatıldığı veya unutulduğu anlamına gelmez.
Bugün toplumun beklentisi açık ve nettir:
Tüm iddiaların eksiksiz araştırılması, delillerin şeffaf biçimde ortaya konulması ve kim olursa olsun sorumluların hukuk önünde hesap vermesi.
Çünkü adalet geciktiğinde yalnızca bir dosya değil, toplumsal güven de yara alır.
Bu tür olaylar aynı zamanda önemli bir ilkeyi de hatırlatır: Güç, makam ve statü kimseyi hukukun üstüne çıkarmaz. Aksine, o makamlar sorumluluğu büyütür.
Belki bir gün bu dosya tüm yönleriyle aydınlatılır. Belki o zaman bu ülke; kayıpları değil, başarıları, bilimi ve umut veren hikâyeleri konuşur.
Ama o güne kadar değişmeyecek bir soru var:
Gülistan Doku’ya ne oldu?
Ve bu soru, cevabını bulana kadar sorulmaya devam edecek
