USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

ÇOCUKLUĞUM TOPRAKKALE’DE KALDI

13-03-2024

Çocukluk hayatımıza misafir olmuş en güzel şeydir belki de.  İster fakir ol ister zengin, çocukken hayat ortaktır, gökyüzüne saflıkla bakabilmek ve  sadece oyun oynamaktır.…“Mutluluk” dediğimiz şey bütün çocukların dilinde tek bir şeye dönüşür; Samimiyet ve sabahtan akşama kadar oyun oynamak...O yüzden çocukların tek bir vatanı vardır, tek bir milleti vardır , tek bir arayışı vardır o da huzur, saflık ve samimiyettir, tertemiz bir kalptir...

Nazım Hikmet Ran’ın dediği gibi ;

Dünyayı Verelim  Çocuklara

Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne

allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar

oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında

dünyayı çocuklara verelim

kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi

hiç değilse bir günlüğüne doysunlar

bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı

çocuklar dünyayı alacak elimizden

ölümsüz ağaçlar dikecekler

 

 Özlem her ne kadar Ege’de yaşasa da;

 Çocukluğu Toprakkale demekti.

Çocukluk yılları Çukurovalı bir dedenin ;  Köroğlu, Lokman Hekim  ve Şahmeran efsanelerini dinlemekle geçerdi bu küçük kızın.

Adı her ne kadar Özlem olsa da “Hürü” diye seslenilirdi bu miniğe.

Hiç yerinde duramayan bu sarı saçlı kızın; annesi ve babası memurdu.

Her haftasonu tatilinde trenle Toprakkale’ye gidilirdi.

 Dedeye kavuşmak demek “şenlik” demekti.

1989 -1990 yıllarında ki Toprakkale günlerinin unutmak ne mümkün Özlem için…O yılların çocukluğunu yaşadığı dedesi, babaannesi ve kuzenleriyle bir araya geldiğinde; saatlerce masallar anlatılırdı…Hürü ( manası; huri, melek) ve kuzenleri Hıcıp Ali dedeyi merakla dinlerdi, nefes bile almadan.

Toros’ un  güzel  yayları Namrun, Çamlı, Pozantı, Tekir,  Bürücek ve Çamlı her gece anlatılan o güzel masalların geçtiği en güzel yerlerdi. Minik kızın belleğine kazınan bu güzel masalları, şu anda bile hatırlıyor olması , dedesinin de etkileyici ses tonuyla anlatması ayrı meziyetti.

Namrun Yaylası,  Namrun akşamları…

Çukurova geleneği her akşam bir eve şehriyel ve dövme(arpa buğdayı)  dökmeye gidilirdi.

Her ne kadar elektrik olsa da, eski  gelenekleri  yaşatmak adına, gazyağı ile çalışan lambaları alıp şehriyel veya dövme dökülecek eve gitmek bu küçük kız için büyük bir heyecandı. Dedesi her ne kadar uyarsa da , çocukluk ya, ben tutacağım, ben tutacağım diye dövünür dururdu.

                                               Sayfa: 1

Namru’nda şehriyel dökme gecelerinin bir başka tadı da sorulan bilmecelerdi. Çocuklar ben cevaplayacağım ben cevaplayacağım diye hırslanırlar, hatta özlem  kuzenleriyle tatlı tatlı atışmalar yaşardı .

Özlem’in belleğine yer eden hatta yetişkinliğinde bile onun kültürel mirasını oluşturan bir masaldı, diğer efsaneler gibi.

Şahmeran ….

 Vücudunun belden aşağısı yılana benzeyen yapı ile üst kısmı ise güzeller güzeli bir kızı anımsatmaktaydı.  Yılanların şahı ve efendisi olduğu düşünülürdü. Tarihte Tarsus çevresinde yaşayan canlı türü olduğu bilinmekteydi.

Cemşab adındaki genç, bulduğu balı arkadaşlarından saklamak için kuyunun dibine bırakır. Burada rehin kaldığından dolayı yukarıya çıkamaz. Ufak bir delik görür ve içeriyi gözetler. Kazara Şahmeranla karşılaşır. Korkar ve geri çekilir, ona zarar vermediğini görünce yakınlaşmaya karar verir. Şahmeran Cemşabı sever. Ona insanların bilmediği gizemleri öğreterek yol gösterir. Tarihte Cemşab ile ilgili söylentiler Lokman Hekim olduğudur.

Muhteşemliği ve görselliği bakımından artık orada kalmaz ve evini özler. Evine dönmek ister, şahmeran kalması için ısrar eder. Kararlı olmasından dolayı yol gösterir ve izin verir. Kendisini gördüğünü kimseye anlatmamasını söyler. Cemşab döner ve kimseye hiçbir şey anlatmaz. Hükümdarın hastalığını duyar, çaresi Şahmeranın vücudunda saklı olmasıdır. Vezir ülkede yaşayan insanları hamamlara toplayarak onların yıkanmasını ister. Şahmeran ile tanışanların vücutları yıkandığı zaman pullarla kaplı olduğu ortaya çıkacaktır. Vezir, Cemşab’ı yakalatır ve zorla Şahmeranın yerini söyletir.

Şahmeran yakalanır. Cemşabın üzgün olduğunun farkına varır. Bunun istemende yaptığını anlar. Öleceğini bilir ve bu sefer Cemşab ile konuşmak ister. Kendisi hakkında öldürüldüğünde eti suyunu vezir içirmesini, eti de hükümdara yemesini söyler. Suyu vezire içirir ve ölür. Eti hükümdara yedirir ve onu iyileştirir. Cemşab ise vezir ilan edilir.

Sadece Şahmeran mıydı mı bu  küçük kızın dinlediği?

Çukurova- Toprakkale’de Eylül geldi mi festival demekti.

Çukurova’nın bereketli topraklarında yetişen sebzelerin, meyvelerin, yer fıstığının hasat zamanıydı. Özlem, dedesinin tarlasında hoplaya zıplaya toplardı  bu bereketli ürünleri…

Ayağında Feride ninesinin ona diktiği şalvarı ve yemenisiyle dolanır dururdu, ne mümkün dü onu durdurabilmek …

Bu bereketli ayda, herkesin yüzü güler, çocuklar tarlalarda yer fıstıkları toplar, üzüm bağlarında doluşurlar , oyunlar oynar, gönüllerince eğlenirlerdi. Yere dökülen dutları, üzümleri yemekten büyük keyif alırlardı…Hatta dut ağaçlarının tepesine çıkarlar, ağacı sirkelerlerdi…Ne büyük bir zevkti! Özlem, kuzenleriyle birlikte açtığı çarşafta düşen dutları yerdi. İlk düşeni kim kapacak diye pür dikkat beklemekte ayrı bir güzellikti.

Hele pamuk tarlarının içerisinde unutulmuş karpuzları ararken ki heyecanları görülmeye değerdi. Özlem, sabah evden çıkar, akşam gelinceye kadar  o bozulmuş bağ senin bu bozulmuş bağ benim diye bütün mahalle arkadaşlarıyla fink atardı. Akşama kadar hiç aç kalmazlardı ki, en organik besinlerin enfes lezzetlerini bolluk içinde tüketirlerdi.

                                                           Sayfa: 2

 

Bulgurlar, dövmeler kaynatılır, biber salçaları yapılırdı. Biz de pişenin komşuya, komşu da pişenin bize de ikram edildiği yıllardı. Özlem’in ve diğer çocuklarının o yıllarda yaptığı kahvaltı; esmer buğdayla yapılan köy ekmeği ve yanındaki bir avuç organik zeytinle biraz da pekmezdi.

Özlem’in çocukken hayat daha renkliydi, çünkü çok meraklıydı. Merak daha çok merak  uyandırıyordu. O küçük kız, mümkün olduğunca o merak duygusunu öldürmemeye özen gösterdi. Zaten bir yazmayı çok sevdiği için bazı duygularını öldürmemek zorundaydı, bunlardan biri de ona göre meraktı. Merak etmeyen biri araştırmaz, araştırmayan bir yazar ise okuruna pek bir şey katamaz.. Dedesi Hıcıp Ali ‘ye çok soru sorardı.

Nereden bakarsanız bakın sonuçta bu küçük kızın çocukluğu bitip tükenmez bir hazine gibiydi onun için. Çocukluğumuz  kendi hikâyemiz , vatanımız, milletimiz ve romanımızdır  aslında. Çok şanslıydı ki özlem; çocukluğu bereketlerle anılan Çukurova - Toprakkale’de geçmişti. Başı dumanlı Toroslar’ın dağ eteğince semaya yükseldiği bu topraklarda…Kuzenleriyle birlikte her haftasonu oynadığı, Hıcıp Ali dedesi’nden masallar dinlediği  ovası yemyeşil, gökyüzü masmavi, kelebeklerin baharı müjdelemek için yarıştığı güzelim Çukurova’ydı burası. 

Hele o trenlerin homurtusu, bir geçti mi evin önünden sanırsın ki sağır eder kulakları…

Öyle bir şey var ki Özlem’in belleğine kazınan; Mis kokulu alın teriyle çalışan kadınlar erkekler…Güneş ihtişamıyla doğarken bu topraklara, Çukurova’lı çalışkan insanlar yol almıştır bile işlerinde… Pamuk toplanır, ekin ekilir, naranciye desen adım atacak yer yok, hele bir de Adana karpuzu, hani şu elimizle vurduğumuzda çat diye ses gelsin dediğimiz sulu, içi kıpkırmızı olanından. Sonra yorgunluktan bir dut ağacının altında buluverirsiniz kendinizi, dili çözülür bir ihtiyarın ve anlatmaya başlar Hayat bilgisi…

Çukurova deyince; Yaşar – Orhan Kemaller, Karacaoğlan gelir akıllara…

Ve ustaların dillendirdiği o güzelim Çukurova’nın en içten kahramanları gelir akıllara…

Özlem’in çocukluğu çok güzel geçti çok …

Toprakkale’de Hıcıp Ali Dedesiyle birlikte…

Bir bakarsın erik ağacında, bir bakmışsın dut ağacında…

Nereden bakarsanız bakın ‘çoçukluğumuz en büyük hazinemizdir’…

En masum, en tertemiz hallerimizdir…

Çocukluğumuz  kendi hikâyemiz , vatanımız, milletimiz ve romanımızdır aslında.

Çukurova demek çocukluğum demek, en güzel yıllarım demek…

Çocukluğum Toprakkale’de kaldı…

 

Keyifle okumanız dileğiyle…

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Özlem GÜLER
Özlem GÜLER

ÖZGEÇMİŞİ
1986 yılında Adana’da doğdu. 
Babası ve annesi işçi-memur emeklisi. İki kardeşler. 
Emine Sapmaz İlkokulu (Adana), Evren Paşa İlköğretim Okulu (Marmaris), Sabancı Süper Lise –Yabancı Diller Ağırlıklı (Marmaris) mezunudur. 
2002-2004 yılları arasında, İskoçya’da The Fife College ‘da (Yüksekokul); Avrupa İş Yönetimi üzerine eğitim aldı ve ileri seviyede İngilizce öğrenimini tamamladı. 
2005 yılında Marmaris Belediyesi’nde çalışmaya başladı. Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünde 10 yıl görev yaptı ve son beş yıl Özel Kalem Müdürlüğü’nde; Belediye Başkanının sekreterliğini yaptı.(özel kalem)
Marmaris Belediyesi’nde çalışmaya başladıktan sonra Açıköğretim Fakültesinde “Halkla İlişkiler ve Reklamcılık” üzerine eğitimini tamamladı. 
 4 yıl boyunca Marmaris Halk Eğitimi Merkezi’nde sözleşmeli İngilizce Usta Öğreticiliği (eğitmenlik) yaptı ve derslere girdi. Noterlerde Yeminli tercümanlık görevine devam etmektedir. 
Şu anda turizm de yöneticilik yapmaktadır. 
Premier Nergis Beach Otel’de 2 yıl Konaklama Müdürlüğü yaptıktan sonra şu an Julian Oteller’inde Misafir İlişkileri Müdürü olarak görevine devam etmektedir (süregelen)
Edebiyat Öğretmeni Hatice Altunay ve arkadaşları ile birlikte çıkardığı ve geliri Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde okuma zorluğu çeken kız çocuklarına burs fonu olarak  aktarılan,  “Gülümseyen Turkuaz” isimli kitapta öyküsü bulunmaktadır. 
Osmaniye Anadolu Halk Bilimleri Kültür Akademisi’nin on yıldır düzenlediği “Bin Çiçekli Bahçe; Yaşar Kemal anısına Kısa Öykü&Şiir&Halk Bilimleri Yarışmasında”,  Halk Bilimleri Araştırması’nda ikincilik ödülüne layık görüldü. (2017)
Kitap okumayı, seyahat etmeyi, kısa öyküler yazmayı, ata binmeyi, spor yapmayı, dans etmeyi, şarkı söylemeyi, sinemaya gitmeyi ve sevdikleriyle vakit geçirmeyi çok sevmektedir. Ayrıca; ihtiyaç sahibi insanlara yapılacak olan sosyal sorumluluk projeleri içinde yer almaktan büyük onur ve mutluluk duymaktadır. İnsanlara yardım edebilmenin hayattaki en önemli erdemlerden biri olduğuna inanlardan. Yaşlılarla vakit geçirmekten ve onların deneyimlerini dinlemek onu çok mutlu etmektedir.  Bilginin ve eğitimim çok değerli olduğunu bilip; eğitimin ve kendini her anlamda geliştirmenin yaşının olmadığına inananlardan. İnsan her daim okumalı, yazmalı, bilgiyle beslenmeli ve bunları paylaşmalı. Yeni çıkan romanları, eğitim kitaplarını takip etmeyi ve mesleki yayınlar okumayı sevmektedir. 
12 yaşında bir erkek çocuk annesi.
ÖZLEM GÜLER