HAMDOLSUN GENÇLİĞİ

Mustafa Kemal Uysal
Mustafa Kemal Uysal
HAMDOLSUN GENÇLİĞİ
12-05-2026

Sevgili Marmarisseverler,

Önceki yazılarımı yeniden okudum. Bir de gelen yorumlara baktım. Anladım ki beni en çok benim gibi huysuz ihtiyarlar okuyor. Memleketin haline içerleyen, eskiyle bugünü kıyaslamadan duramayan, kahvesini içerken “bizim zamanımızda…” diye başlayan cümlelere meyleden dostlar yani. Kendimi de bu sınıfa dahil ederek söylüyorum.

Biz birbirimize konuşup birbirimizi onaylayarak neyi değiştireceğiz?

Eğer gerçekten bir derdimiz varsa, gençlere de ulaşmamız gerekir. Ama bunu, sanki bugün yaşadığımız garabetin sorumlusu onlarmış gibi yapamayız. Son yazılarımı okuyunca fark ettim ki ben de o tuzağa biraz düşmüşüm. Yok “ümit size lazım”, yok “gençler şunu okumalı”, yok “bunu bilmeliler”… Oysa bir toplumun gelişmişliği nesillerin birbirini anlayabilme kapasitesiyle ölçülür.

Kendimizi iyi eğitim almış bir gencin yerine koyalım.

İyi bir okulu dereceyle bitirmiş. Çalışkan. Zeki. İki dil biliyor. Kendini yetiştirmiş ama arkasında kudretli bir kartvizit yok. Şimdi söyleyin bana, bu gencin gerçekten önünün açık olduğuna inanıyor muyuz? Devlet kapısında yazılı sınavdan en yüksek puanı alsa ne olacak? Mülakat koridorunda emeği silindir gibi ezilip geçilmeyecek mi?

Sonra ben kalkıp Çanakkale yazısı yazacağım, aidiyetten bahsedeceğim, fedakârlıktan söz edeceğim… Atamızdan, dedelerimizin fedakarlıklarından bahsedeceğim. O genç de içinden bana, “Kemal amca, muhtaç olduğum kudreti biraz da adalette arasak daha iyi olmaz mı?” demeyecek mi?

Türk Hava Yolları’nın bir uçuşunda bana İngilizce hitap eden bir hostesimize “Kızım ben Türk’üm, Türkçe konuşabiliriz,” demiştim. Kızcağız önce anlamadı, sonra bir arkadaşını yardıma çağırdı. Yabancıymış. Türk Hava Yollarında çalışıyormuş ama Türkçe de bilmiyormuş. ‘Türk yolcular bana çok bozuluyorlar’ dedi İngilizce... Ben de ‘Air France’da Fransızca bilmeyen hostes alınır mı?’ diye soramadım. Biraz eziktir bizim nesil... Hele söz konusu olan devlet işleriyse... 

Yine de bozulduğumu itiraf edeyim. Aklıma, bu ülkede yıllarca okuyup dil öğrenen, kendini yetiştiren ama yine de önünde kapıların açılacağından emin olamayan yetişmiş milyonlarca Türk genci geldi. Onlara dönüp aidiyetten, fedakârlıktan, milli duygulardan söz ettiğimizde, “Kemal amca, güzel söylüyorsun da biz emeğimizle bir yer bulabileceğimize nasıl inanalım?” diye sorsalar ne cevap veririm?

Şimdi başka bir genç düşünelim.

Okuyamamış. Belki şartlar elvermemiş. Belki ailesi “bir an önce işe başla” demiş. Beş yıl önce asgari ücretle işe girmiş. Bugün ne görüyor önünde? Bir ev mi? Bir araba mı? Bir aile kurma ihtimali mi? Yoksa kira, fatura, market ve ay sonuna yetişmeyen maaş mı? Senede on bir ay çalışıp bir ay adam gibi tatil yapabileceğini mi düşünüyor?

Biz gençken hayal kurardık. Bugünkü gençlerin hayali ülke sınırlarının dışında… 

Genç bir madenci olduğunuzu düşünün. Şirket aylarca maaşını, tazminatını vermemiş. Hakkını aramak için yollara çıkmışsın. Karşına polisi çıkarmışlar. Tam o sırada ben yanaşıp kulağınıza “Evladım bugün 19 Mayıs, gençliğinin kıymetini unutma” diye fısıldıyorum. O genç madenci beni anlar mı?

Ya da Esra olun mesela... Ailenden kalan zeytinliğe sahip çıkmaya çalışmışsın. Gelen keşifçilere “Sizin akrabalarınıza bunu yapsalar razı olur musunuz?” diye bağırmışsınız. Sonra görevlilere direndi diye kırk gün içeride yat. Duruşmaya da ibret olsun diye ellerinde kelepçeyle götürsünler. O sırada gelip size “Bak kızım, 23 Nisan ulusal egemenlik bayramımızdır, unutma sakın. Sizin nesil zayıf kaldı bu konularda.” diyeyim. Esra’ya ayıp olmaz mı?

O yüzden sevgili huysuz ihtiyar dostlarım, gençlere kızmayı biraz bırakalım.

Çünkü bu çocuklar bizim büyüdüğümüz ülkede büyümediler. Biz daha öngörülebilir bir memlekette yaşadık. En azından kuralların ne olduğunu bilirdik.

Gençler avlanıp tersyüz edilmiş ahtapot kafası evreninde yaşıyor. (panaz olmuş istaput)

Eğitim istiyorlar; nasıl bir iklimse okulda yaşanan… Çocuklar sınıf arkadaşlarını, öğretmenlerini vuruyor. 

İş istiyorlar; Türkçe bilmeyen yabancı hostes kızım geliyor aklıma… Kartvizit destekli mülakatları da unutmadan…

Doğa diyorlar; “merak etmeyin, Göcek’teki koyunuzu doldururuz, Marmaris’teki milli parkınızı da devremülk manzaralı gökdelen yaparız” deniyor.

Sağlık diyorlar; bazen yapılan açıklamalar insanın marketten yoğurt alırken bile tereddüt etmesine yetiyor. Ama ‘Son kullanma tarihine çok da takılmamak lazım.’

Enerji diyorlar; ‘Zeytini, fındığı sökelim önce!’ deniyor. 

Oy veriyorlar; seçtiklerinin görevde kalacağından emin olamıyorlar. 

Sonra dönüp bu çocuklara “Ey Türk Gençliği!” diye seslenmek istiyoruz. Onu da pek diyemiyoruz artık. 

Ama utanmadan kendi günahlarımız için gençleri suçlayabiliyoruz.

Bence haksızlık ediyoruz.

Çünkü bütün bu tersyüz edilmiş evrende, bütün bu baskıya, belirsizliğe ve garabete rağmen hâlâ ayakta kalabiliyorlarsa, bu çocuklar sandığımızdan çok daha sağlam.

Belki de bizim görevimiz onlara parmak sallamak yerine bir kere olsun gerçekten dinlemek. 

Bu vesileyle bu sağlam nesil başta olmak üzere tüm nesillerimizi yetiştiren annelerimizin gününü de kutluyoruz. Ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün annesini de asla unutmadan… 

ÖNCEKİ YAZILARI
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?