Sevgili Okurlar,
Geçtiğimiz hafta sizlere Caretta Caretta’ların ilginç yaşamlarını anlatmış ve onların hayatta kalma mücadelesinin günümüzde toprağını, denizini ve zeytinini korumaya çalışan dostlarımıza umut aşılayabileceğini değerlendirmiştim.
Bu hafta da söz verdiğim gibi sizlere Caretta Caretta’ların hayatta kalabilmeleri için İztuzu plajında bir mücadele başlatan bir çevre gönüllüsünden, Kaptan June’dan bahsedeceğim.
Önce sizleri 1987 yılındaki genel siyasal iklime götürelim. Özellikle gençlerimiz için bu hatırlatmaları yapmak gerekiyor. 1987’de kapatılan siyasi partilerin liderleri için yasaklar henüz kalkmıştı. Yönetim hala 12 Eylül darbesinin gölgesi altındaydı. Protesto, eylem falan bunlar tehlikeli işlerdi. Bu işlere kalkışanlar tutuklanır ya da fişlenirdi. Demokrasinin kontrollü de olsa emeklemesiyle ekonomik yatırımlarda gelişme görülmekteydi. Turizmin kalkınmadaki önemi kavranmıştı ama çevrenin korunmasına ‘entel işleri’ gözüyle bakılıyordu. İnsan haklarının bile tartışmalı olduğu bir ortamda hayvanların ya da bitkilerin korunması kolay iş değildi.
Bölgemizde turizm yatırımları hız kazanmıştı. Başbakan Turgut Özal’a atfedilen ‘Benim memurum işini bilir.’ sözü nedeniyle bürokraside işlerin ‘pratik şekilde’ çözülebileceği algısı yüksekti. Bu ortamda 1986 yılında Almanya’dan Dalyan’da bir otel yapımı için bir kalkınma kredisi temin edildi ve İztuzu plajı üzerinde 1800 yataklı bir beş yıldızlı otelin inşası için gerekli izinler çabucak alındı ve 1987 yılı nisanında ‘Kaunos Beach Hotel’ inşaatına başlandı.
Bir sorun vardı…
İztuzu plajı, Caretta Caretta’ların milyonlarca yıllık yumurtlama sahasıydı. Akdeniz’deki kaplumbağaların önemli bir kısmı bu plajda yumurtluyordu. Bu plaja otel yapılması demek, muhtemelen bu kaplumbağaların neslinin yok olması demekti. Aslında hem yerel halk, hem de bazı akademisyenler Caretta Caretta’ların bu plajda yumurtladıklarını bilse de, bu bilgi önemsenmiyordu. Zaten ülke kalkınması için birkaç kaplumbağanın lafı mı olurdu !
Hayatlar bazen ilginç tesadüfler sayesinde kurtulur. Her dilde söylenen bir söz vardır : ‘Doğru zamanda doğru yerde olmak.’ Caretta Caretta’ların hayatının tehlikede olduğunu ortaya koyan ve bir çevre mücadelesini başlatan kişi bir İngiliz çevreciydi : June Haimoff.
1922 yılında doğan Haimoff, bir petrol mühendisinin kızıydı. Babasının işinden dolayı uzun yıllar Uganda ve İran’da yaşadı. Sanatçı bir kişiliğe sahipti. Gençlik yıllarında opera sanatçısı, şarkıcı, dansçı ve balerin oldu. Evlendikten sonra resim de yaptı ve İsviçre’de bir galeri açtı. 1975’ten 1984’e kadar defalarca Dalyan’a geldi ve plajda yaptığı küçük bir kulübeye yerleşti. Dalyan’lılar İztuzu plajında saatlerce dolanan bu yabancıyı çabuk benimsediler ve adını ‘Kaptan June’ koydular. June, Caretta Caretta’ların her yıl yumurtalarını kıyıya bıraktığını belgeledi ve yuvalarını işaretlemeye başladı. Sene 1987’ydi…
Sevgili Marmaris dostları,
Sahneyi gözümüzde canlandıralım : Bir nisan sabahı sahile indiğinde June, iş makinelerinin cehennem gibi bir gürültüyle çalışmaya başladıklarını görüyor. Etrafında olan bitene önce bir anlam veremiyor, sonra devasa bir şantiyenin hızla tam da kaplumbağaların yumurtlama alanına doğru ilerlediğini gözlemliyor. Önce konuşacak bir yetkili arıyor. Şantiye şefine bu plajın yüzlerce deniz kaplumbağasının yumurtlama alanı olduğunu anlatıyor ama şef bu konuşmayı ciddiye almayıp etrafa emirler vermeye devam ediyor.
June, bu sorunu görmezden gelirse, dünyanın en ender canlılarından birinin hayatının tehlikeye düşeceğini fark ediyor. İyi de, arkasına hem Alman Kalkınma Ajansının hem de devletin desteğini almış devasa bir projeye karşı tek başına June ne yapabilir ki ?
Büyük hatalardan dönülmesi için önce kitleleri yapılan işlemin hata olduğuna ikna etmek gerekliydi. Buna karşılık bir projenin topluma ve çevreye zararı ne kadar büyükse, herhangi bir yönetimin hatasını kabul etme şansı da o kadar azdı. Bunun için yönetimlerin sadece ikna edilmesi değil, yanlış hesaptan dönmeye zorlanması gerekliydi.
June da önce projenin zarar vereceği tüm deniz kaplumbağalarının yuvalarını işaretledi. Fotoğraflar çekti, makaleler yayınladı, yetkililere mektuplar yazdı. Bu gayreti, özellikle çevre konusundaki araştırmacıların dikkatini çekti. Araştırmalar, bu hatadan dönülmezse deniz kaplumbağalarının soyunun tükenebileceğini ortaya koyuyordu.
Artık projenin çevreye vereceği zarar açıkça ortaya koyulmuştu ama hükümet geri adım atmamıştı. Kimine göre projeyi engellemeye çalışanlar, ülkenin kalkınmasını istemeyenlerdi. 1800 yataklı bir otel, dünyanın her yerinden gelecek zenginlerin bırakacağı döviz ve yüzlerce vatandaşımıza iş olanağı demekti. ‘Kalkınma hamlemize’ karşı çıkan birkaç ‘entelin’ ve özellikle de bir İngilizin ‘çağ atlamamızı’ engellemesi kabul edilemezdi.
Otel inşaatı hızla devam ederken 1987 yılının Yaz sonunda Doğayı Koruma Vakfı (WWF) ve Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) konuyu gündeme aldı. Almanya’da da basın Dalyan kaplumbağalarını tartışmaya başlayınca Alman Kalkınma Ajansı Türkiye’ye yapılacak Turizm Kalkınma Yardım Fonunu askıya aldı. Otel inşaatının finans kaynağı kesilmişti. Bu gelişme üzerine 1987 yılı sonunda hükümet otel inşaatını durdurma kararı almak zorunda kaldı.
Kaplumbağalar kurtulmuştu ama June bu kurtuluşu kalıcı hale getirmek için mücadeleyi sürdürdü. Hükümet nihayet 1988’de İztuzu’nda yapılaşmayı yasakladı ve Köyceğiz–Dalyan bölgesi Özel Çevre Koruma Alanı ilan edildi.
June için bu bir son değil, başlangıçtı. O, bu hikâyeyi dünyaya anlattı ve ömrünün geri kalanını bu eşsiz canlıları korumaya adadı. 2009 yılında Türk vatandaşı olan June, 2011 yılında ‘Deniz Kaplumbağalarını Koruma Vakfını’ kurdu ve hayatının sonuna kadar Dalyan’da, “Barış Krallığı” adını verdiği mütevazı evinde yaşadı. Çevresinde dostları, köpekleri ve kedileri vardı. Ama en büyük mirası, her yıl aynı kumsala geri dönen kaplumbağalardı. 2022’de kaybettiğimiz June, vasiyetine uygun olarak yıllarca tanıtımına katkı sağladığı Köyceğiz’de toprağa verilmiştir. Bu vesileyle, June’un hayatını kaleme alan ve bu ay yayımlanan Metin Erdoğan’ın ‘Efsane Çevreci Kaptan June’ kitabını da özellikle gençlerimize tavsiye ediyorum.
Bir İngiliz vatandaşı olarak dünyaya gelen June, Türkiye’ye yerleşti ve bir Türk vatandaşı olup ülkemizin önemli bir sorununu çözebilmek ve onu dünyaya tanıtmak için olağanüstü gayret sarfetti. O, 40 yıl önce başlayan mücadelesiyle hepimize vatandaş sorumluluğumuzu hatırlatıyor. Metin Erdoğan’ın kitabından June’un sözleri:
“Dalyan ve Caretta carettalar., doğanın bir lütfu olarak karşıma çıkan bu iki eşsiz doğal ve canlı güzellik bana enerji verdi. Onlara tutku ile bağlandım ve geri kalan ömrümü bu iki eşsiz güzelliği yaşamaya ve yaşatmaya adadım. Bazı güçlüklerle karşılaştım, yılmadım, yıkılmadım, yoluma devam ettim. Sonunda başardım. Aradığım huzuru ve mutluluğu Dalyan’da bulduğum için, sağlığımda vasiyetimi açıkladım: Hep burada kalmak istiyorum, lütfen ölünce beni Dalyan’a defnedin!”
Bugün hâlâ İztuzu’nda bir Caretta Caretta yavrusu denize doğru yürüyebiliyorsa ve halkımız ve turistler ailecek motorlarla gelip plajından istifade edebiliyorsa, June’un ve onun gibi yönünü kaybetmeyen insanların sayesindedir. Vatan, her zaman düşmana karşı topla tüfekle korunmaz. Bazen kaplumbağasına, toprağına, denizine, zeytinine, kültürüne yönelen hırslı iş makinelerine karşı durarak da korunur. Her durumda vatan savunması kutsaldır.
Kaptan June ve barakası (Kaptan June Deniz Kamplumbağaları Koruma Vakfı sayfasından https://www.dalyanturtles.com/ )
vedat bayiskit 3 ay önce
Oğuzhan Güngördü 3 ay önce
Oğuzhan Güngördü 3 ay önce