Sevgili Marmarisliler, sevgili okurlar,
2005 yılında İstanbul’da Tabur komutanıyken Türkiye’de kurmaylık stajı yapan bir Pakistanlı binbaşıyı bir hafta süreyle Taburumda ağırlamakla ve yaptığım faaliyetler hakkında bilgilendirmekle görevlendirilmiştim. Eğitim programını benim belirlemem gerektiğini ifade eden bir emir üzerine hemen çalışmaya koyuldum. Zaten yakın dönemde yapacağım bir atış ve bir tatbikat planlamasına onu da dahil ettim.
Bir hafta sonra Pakistanlı Tankçı Binbaşı Hasan Rıza bize geldi. Türkçesi temel seviyedeydi. İngilizce anlaşıyorduk. Hasan Rıza’ya önce kendisi için hazırladığım programı açıkladım ve ne düşündüğünü sordum. Binbaşı Rıza’nın yaptığım ayrıntılı programdan pek de memnun olmadığını hemen anladım ve nedenini sordum.
Binbaşı Rıza : ‘Ben ülkemde kurmay subay eğitimi almış bir subayım ve ülkemdeki tank birliklerinde de yaptığım çalışmalarla atış ve tatbikat gibi konularda yeterli tecrübeye sahibim. Türkiye’de akademilerde eğitim gören subaylarımız Çanakkale’yi gezmişlerdi ve ben de İstanbul’daki stajımda Çanakkale’yi gezme ve savaş alanını görme imkânına sahip olacağımı düşünüyordum. Oysa Çanakkale savaşının gelişimini inceleyebilme için belki de hayattaki tek şansımı galiba kaybetmiş bulunuyorum.’dedi.
Ben, Çanakkale savaşının kendisi için neden önemli olduğunu sorunca da Rıza : ‘Çanakkale savaşı özellikle Pakistan’ın kuruluşu için bir milattır. Biz, Hintli müslümanlar olarak o güne kadar İngilizlerin yenilebileceği fikrini sadece bir hayal olarak görüyorduk. Sizin önce Çanakkale’de, sonra da Dumlupınar’daki zaferiniz bize özgürlük mücadelemiz için cesaret verdi. Bu nedenle her Pakistan subayının eğitiminde Çanakkale’nin ve Mustafa Kemal Atatürk’ün özel bir yeri vardır.’ diye cevap verdi.
Ben bunun üzerine yaptığım programı değiştirerek Çanakkale’ye iki gün süreli bir geziyi de dahil ettim. Binbaşı Hasan Rıza da bana birliği olan ‘9ncu Arap Atı’ Taburunun bir tabağını hediye olarak verdi. O gümüş tabak hala evimde bir duvarda asılıdır.
Birkaç yıl önce uluslarası silahlı çatışma hukuku eğitimi vermek üzere bir Afrika ülkesinin Harp Akademisini ziyaret ettik. Okul komutanı Türk ve adımın da Mustafa Kemal olduğunu öğrenince yanındaki subaylara hitaben Mustafa Kemal’in hayatı hakkında iki soru sordu ve subaylar bilemeyince de kendi cevapladı.
-
‘Mustafa Kemal kimlere karşı savaştı? Zamanlama sırasıyla söyleyin.’
Birisi ‘Yunanlılar’ dedi, öteki ‘Fransızlar da olabilir mi?’ diye sordu. Komutan yanıtladı. “Önce İtalyanlara karşı Trablusgarp’ta savaştı. Sonra İngilizlere ve Avustralyalılara karşı Çanakkale’de. Kafkas Cephesi’nde Rus ordusuna karşı görev yaptı. Filistin’de yine İngilizlerle savaştı. Milli Mücadele sırasında Ermenilere karşı Doğu Cephesi’nde, Fransızlara karşı Güney Cephesi’nde ve Yunanlılara karşı Sakarya ve Dumlupınar’da savaştı. On bir yıl boyunca cephedeydi.”
-
‘İlk olarak hangi cephede savaştı? Bu cephenin bizim için önemi nedir?’
Bir subay ‘Anadolu’ dedi, öteki ‘Filistin’ dedi. Komutan cevaplara kızgın yanıtladı. ‘Mustafa Kemal ilk savaşını Afrika’da sömürgeci İtalyanlara karşı Libya’da vermiştir. O yüzden bizim onu çok iyi anlamamız gerekir. Onun yaptıkları, savaşları ve reformları her Afrikalıya örnektir.’
Kongo’da eksik kalan bir aşı için Kinşasa’da bir laboratuvara gittim. Aşıdan önce kaydımı yapan bayan pasaportuma bakıp, ‘Mustafa Kemal’ diye mırıldandı ve gülümsedi. ‘Tanıyor musunuz?’ diye sordum. ‘Hepimiz okulda onun yaşantısını okuduk. O bize özgürlük için mücadele etmeyi öğretti.’ dedi ve ekledi, ‘Ne kadar şanslısınız. Bizim bir Mustafa Kemal’imiz olmadı.’
Yazımın başında Çanakkale savaşının askeri gelişimini uzun uzadıya anlatmayı öngörüyordum. Sonra düşündüm ki bunu yapanlar olacaktır. Bazıları birçok sefer olduğu gibi Çanakkale zaferinde de Mustafa Kemal’in katkısını göz ardı edebilir ya da unutturmaya çalışabilir. Bence okullarımızda da mutlaka okutmamız gereken Çanakkale savaşının belli kader ve karar anı üçtür.
Birincisi, 18 marttaki deniz savaşında Nusret mayın gemimiz tarafından boğazın Karanlık koy mevkiine ve kıyıya paralel olarak döşenmiş olan mayınlarımız ve kıyı topçumuz İngiliz ve Fransız donanmasının en büyük savaş gemilerini ya batırmış, ya da safdışı bırakmıştı. Bu safha iki kahramanımızda somutlaşır: Nusret mayın gemimiz ve ateş altında vinci kırık topununa 276 kg.lık mermiyi yükleyen Koca Seyit onbaşı.
|
|
|
|
Nusret mayın gemimiz |
Kilitbahir’deki Koca Seyit Anıtı |
İkincisi, 25 nisandaki kara savaşında Anzakların yarımadanın en hakim tepesine, Conkbayırına ve Kocaçimen Tepeye çıkmak üzereyken, Mustafa Kemal komutasındaki 19ncu Tümenin üst karargahtan emir almadan ileri yanaşarak 57nci alayıyla düşmana taarruz etmesi ve Çanakkale yarımadasının düşman kontrolüne geçmesini engellemesi. Bu olay da Yarbay Mustafa Kemal’in “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve komutanlar gelebilir.” emriyle tarihe geçmiştir. 57nci Alay, taarruzda tüm personeliyle şehit olmuş ama bu sayede Çanakkale savunmasının çökmesi engellenmiştir.
Askerlikten biraz anlayanlarımız bilirler: ‘Emir demiri keser’ derler. Emirsiz iş yapmak, hele de cephedeki tek ihtiyat birliğinin komutanıysan, komutanınla irtibatın koptuysa, gördüğün sadece cephenin bir bölümüyse, kendi inisiyatifinle birliğini savaşa sürmek her komutanın göze alabileceği bir risk değildir. Hele diğer cephelerde durumun ne olduğunu bilmeden yerinden ileri hareket edemezsin. Komutanlık, 24 nisan günü İngilizlerin asıl cıkartmasının Saros Körfezine de yapılabileceğini düşünüyordu. Buna rağmen, Yarbay Mustafa Kemal emirsiz olarak yanına aldığı bir Alayıyla ileri yanaşmış ve durumun vahametini hemen anlayarak Kocaçimen Tepeyi elde tutmuş, düşmanı tekrar sahile kadar kovalamıştır. Bu sadece askeri öngörü ile değil, yüksek bir özgüven ve cesaretle açıklanır.
Üçüncüsü, 6 Ağustostan 10 Ağustosa kadar devam eden Avustralya ve Yeni Zelanda kuvvetlerinin Conkbayırını ele geçirmesi üzerine Anafartalar Grup Komutanı olan Albay (1 Haziranda terfi etmiş ve 34 yaşında Albay olmuştu.) Mustafa Kemal’in ünlü 9-10 Ağustos 1915 karşı taarruzu ile düşmanı tekrar kıyıya sürmesidir. Bu üçüncü hamleyle müttefik kuvvetler, Çanakkale’de ilerlemenin mümkün olmadığını anlamışlardır. Bu safha da hatırımızda ‘Az bile gelir!’ ve ‘Kırbacımı indirince!’ sözüyle kalabilir.
9 Ağustos günü cephe hem Anafartalar, hem de Kocaçimen Tepede çökmek üzereydi. Mustafa Kemal, değişik konumlardaki birliklerimizin tek bir komutana bağlanmasını, bunun da en kritik komutanlıkta bulunan kendisi olması gerektiğini Liman Von Sanders’e teklif etti. Emrine verilmesini teklif ettiği birlikler yaklaşık 30 bin kişiyi kapsıyor denebilir. (iki tümen ve dağınık durumda iki alay) Von Sanders, bu kadar büyük bir kuvveti emrine almayı teklif eden genç albaya, biraz da alaycı olarak ‘Bu kadar kuvvet emrinize verilirse, çok gelmez mi?’ sorusunu sormuş üzerine Mustafa Kemal, ‘Az bile gelir!’’ demiştir.
10 Ağustos 1915 sabaha karşı süngü hücumundan önce de askerlerine hitaben ‘Askerler! Taarruzda başarılı olacağınıza şüphe yoktur. Yalnız, acele etmeyiniz. Ben öne çıkayım ve kırbacımı indirene kadar bekleyiniz!’ demiştir. Gözünüzde o sahneyi canlandırınız! Yaklaşık 30 bin askere komuta ediyorsunuz ama cephede en öne geliyor ve düşmana doğru yürüyerek kırbacınızı havaya kaldırıyor ve indiriyorsunuz. Bunu gören Mehmetçik öleceğini bilse de şehadete koşmaz mı?
Bu taarruz Çanakkale savaşındaki en kanlı taarruzlardan biridir ve büyük kayıplar verilmesine karşın baskın etkisi yapmış, düşmanın Gelibolu yarımadasını kuşatmasını yani İstanbul yolunun açılmasını engellemiştir. Zaten bu taarruzdan sonra Gelibolu yarımadasında etkili düşman taarruzu yapılmamış ve 20 Aralıktan itibaren de müttefik kuvvetleri vatanımızı terketmişlerdi.
|
|
|
Anafartalar Grubu komutanı Albay Mustafa Kemal siperden düşman hatlarını gözetlerken, Ağustos 1915 |
Sevgili okurlar,
Görüldüğü gibi, Çanakkale savaşının iki dönüm noktası, Atamızın en kritik müdahaleleri sayesinde kazanılmıştır. Bu durum, savaşta yitirdiğimiz binlerce Mehmetçiğin gayretini küçültmez. Tersine, atalarımızın bu topraklar için şehit düşmeleri sayesinde, Mehmet Akif’in dizelerindeki:
‘Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya,
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.’
diye ifade ettiği düşmanın ‘Tepeden yol bulmalarının ve Marmara’ya geçmelerinin’ önüne geçen asker ‘Mehmetçik’, onun komutanı da Mustafa Kemal’dir.
Mustafa Kemal bu savaş sayesinde Türk Milleti tarafından tanınmış, onun askeri dehası sadece dostlarının değil, düşmanlarının bile takdirini kazanmıştır. Mustafa Kemal, Anadolu’ya geçtikten sonra askerlik mesleğinden ayrılmasına ve hakkında İstanbul’daki hükümet tarafından idam hükmü verilmesine rağmen silah arkadaşları onun yanında İstiklal mücadelesine katılmıştır. Çünkü onun ateş altındaki liderlik yeteneklerine cesaretine ve dehasına hayran olmuşlardır. Kurtuluş savaşımızın en ünlü simaları Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, Fahrettin Altay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele hep Mustafa Kemal’in Çanakkale’den silah arkadaşlarıdır.
Bugün, Atamızın Çanakkale ve Milli Mücadeledeki etkisini gözardı etmeye çalışan bir akımın varlığı hepimizin malumudur. Bu nedenle ben müsaadenizle geçenlerde yitirdiğimiz büyük tarihçimiz ve düşün adamımız İlber Ortaylı’nın Atatürk’le ilgili söylediklerini hatırlatmayı borç biliyorum:
“Mustafa Kemal büyük bir askerî dehadır. Bu sadece Türklerin söylediği bir şey değildir; düşmanları da bunu kabul etmiştir. O, yalnızca bir savaş kazanan komutan değildir; aynı zamanda bir devlet kurucudur. Böyle bir lider çok nadir gelir. Her milletin tarihine böyle bir kurucu şahsiyet düşmez.”
Sevgili dostlar,
Yazılarımla ilgili olarak çok güzel eleştiriler alıyorum. Bir dostum ‘Çok uzun yazıyorsun. Böyle sıkılır insanlar!’ dedi. Bu eleştiriyi bir kenara not ettim ama en azından bu yazımda bütün dünyanın gıptayla örnek aldığı Atamızın yaptıklarını gençlerimize anlatmak için ne kadar yazsam az bile gelir.
Bu vesileyle başta ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarıyla ulusumuzun bağımsızlığı ve ülkemizin birliği için hayatını veren tüm şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi minnetle anıyorum. 13 mart tarihinde yitirdiğimiz düşün insanımız İlber Ortaylı’ya da Allah’tan rahmet diliyorum. Özellikle gençlerimizin tarihimize ilgi duyması için çok büyük tesiri olmuştur. Hepimizin başı sağolsun.



Mustafa Gündoğdu Gürbudak 4 ay önce
M hakan 4 ay önce
Oğuzhan Güngördü 4 ay önce
Oğuzhan Güngördü 4 ay önce