Sevgili okurlar,
Saman iskelesinden yani şimdiki Turizm Müdürlüğünden başlayıp ikinci şantiyede
biten kordonumuzdaki palmiyelerin dizimiz hizasında olduğu zamanlarda deniz
manzaralı banklarımız vardı. Bu banklarda herkes oturamazdı çünkü eski Marmarisli
teyzelerimiz fıtaları da baş ve omzunu kapatacak şekilde oturur ve çekirdek çıtlatırlar
gelene geçene sorarlardı : ‘N’apdurunuz ?’
Biz taze gençler de tanıdığımız teyzelerin hatırını sormadan geçemezdik. Acele falan
işlemez. ‘Endeğe Hacımarların torununun da burnu büyümüş ! Baksağa adam
olmuşta bizi tanımağıpduru’ yaftasını yersin. Çare yok soracaksın : ‘N’apdurun Hatçe
teyze ?’ Yetmez. El de öpülecek. Onlar da cevap verirdi: ‘Oturupduruz!’ O yıllarda
Marmaris küçücük bir kasabaydı ve herkes herkesi tanırdı.
Bugünkü Marmaris’te sokakta yürüyüp tanıdık yüz bulmak nadiren mümkün oluyor.
O teyzeler ve amcalar mekanı o dönemin son demlerine yetişebilen bizlere devretti.
Biz de yapabildiğimiz ölçüde emeklilik sporumuz kordon yürüyüşünü aksatmamaya
çalışıyoruz.
Kordon yürüyüşü biz Marmaris emeklileri için önemlidir. Ciddi bir aidiyet testidir. Her
sabah, sağlığınla hem de kasabanın güzelliğiyle gurur duyman için, mis gibi iyot
kokusunu içine çekmen için yat limanından İçmeler iskelesine kadar bir arınma
yürüyüşüdür.
Bir istisnayla…
İçmelere giderken Tatil köyünden itibaren sol tarafınızda size bir bir beton yığını
tepeden bakar. Yıllarca sürümcemede kalmış bir yanlış hesaptır. Önceki yazılarımda
da bahsettiğim gibi yanlışların büyüme gibi bir kötü huyu vardır. Büyümüş ve sabah
arınmamızı gölgelemiştir.
Yine de mesele bizim kordon yürüyüşümüzü bozan bir görüntüden ibaret değil, bir
zihniyettir… Milli parka dikilen beton çirkinliğini görmezsen, yarın dikilecekleri nasıl
engelleyebileceksindir mesele… Dünyanın en ender ve değerli koylarını Dolara
kurban etmemektir. Aslında mesele, bu memleketin her köşesinde aynı hikâyenin
tekrar tekrar yazılmasıdır.
Muğla’nın bir ucunda, Osmanağa Koyu’nda sabahın erken saatlerinde iş makineleri
giriyor. Sazlıklar tahrip ediliyor, ağaçlar kesiliyor, ekosistem göz göre göre zarar
görüyor. Bölge halkı gidip makinelerin önüne duruyor. Yani devletin yapması
gerekeni, vatandaş kendi bedeniyle yapmaya çalışıyor.
Başka bir ucunda, İkizköy’de insanlar zeytin ağaçlarını korumaya çalışıyor. Zeytin
dediğin bu toprakların hafızasıdır. Ama orada da aynı tablo: Doğayı koruyanlar suçlu,
tahrip edenler aceleci.
Ve bizim dibimizde, milli parkta, bilirkişi raporlarına rağmen dökülen beton ve devam
eden inşaat yükseldikçe kibirle hepinize soruyor: ‘Oturupduru musunuz? Oturun gari
oturun!’
Eskiden Hatçe teyze sorardı:
“N’apdurunuz?”
Bugün biz sormak zorundayız: Bu kıyılara ne yapıyorsunuz? Bu ormanlara ne
yapıyorsunuz? Bu memlekete ne yapıyorsunuz? N’apdurunuz?
Mesut Ateş 3 ay önce