Sevgili Marmaris dostları,
Nisan yaklaşırken lodos ve yağmur yine bastırdı. Evi boyatacaktım, boyacı “bu havada olmaz” dedi. Plan iptal. Ben de yazıma döndüm.
Plautus’un dediği gibi: “İstediğin zar gelmezse, gelenle oynamayı bil.”
Arthur Schopenhauer ise bunu şöyle tamamlar: “Hayat satranç gibidir; plan yaparız ama hem rakip hem kader kendi hamlesini yapar.”
Aslında bugün yaşadığımız pek çok sorunun özeti burada:
Planlarla başlıyoruz, gerçeklerle yüzleşiyoruz.
Bugünün en sıcak örneklerinden biri İran meselesi. Yapılan hesap şuydu: hızlı bir müdahale, kısa sürede sonuç, içeriden çözülme… Ama bu tür “kolay senaryolar” tarihte nadiren tutar.
Savaş planlaması yıllar sürer ve her ihtimal defalarca gözden geçirilir. Simülasyonlarda defalarca oynanır ve her seçeneğin fayda ve zararları değerlendirilir. Hem siyasi, hem de askeri anlamda savaş hazırlığı profesyonel bir iştir. Ortalama bir bölge uzmanı bile İran’ın bölgedeki en önemli siyasi aktörlerden biri olduğunu ve onunla çatışmanın hem bölgede hem de dünyada uzun sürecek bir güvenlik krizi yaratacağını anlatabilirdi. Anlaşılan ABD’de profesyoneller emekli olmuş, yerine twitter fenomenleri geçmiş. İmparatorluklar böyle batar.
Şimdi sırada kara harekâtı seçeneği var. Bu planın akli zemini ilkinden de zayıf. Ama hataların kötü bir huyu vardır: büyürler. Özellikle de zamanında durdurulmadıklarında…
Tarih bunun örnekleriyle dolu:
Sırp eylemci Gavrilo Princip Avusturya veliahtına ateş etti; kimse bunun bir dünya savaşı başlatıp milyonların ölümüne yol açacağını öngörmedi.
ABD Vietnam’a “sınırlı destek” diye girdi, yıllarca çıkamadı.
Sovyetler Afganistan’a “kısa bir müdahale” planlamıştı, Sovyet İmparatorluğu böyle çözüldü.
İran örneğinde de başka bir gerçek var. Bir ülkenin gücü sadece silahıyla ölçülmez. İçeride birlik, hukuk ve güven yoksa, dışarıdan gelen baskı daha etkili olur. Mahsa Amini, 22 yaşında bir genç kadındı. 13 Eylül 2022’de Tahran’da saçını “uygun bağlamadığı” gerekçesiyle gözaltına alındı ve üç gün sonra da hayatını kaybetti. Bu olay, ülkedeki protestoları tetikledi ve toplum içindeki fay hatlarını derinleştirdi. İran’da hükümet, kızların saçı başıyla uğraşacağına İran halkının refahı ve mutluluğu için çalışsaydı bugünkü duruma düşer miydi ?
Halkı ve devleti kenetlenmemiş devletler, dış tehdide karşı gerçek bir caydırıcılık oluşturamaz. Savaş başladıktan sonra kenetlenmek belki mümkündür; ama o noktada barış zaten kaybedilmiştir. Oysa devletlerin esas işlevi, savaşarak zafer kazanmak değil, caydırıcılık sağlayarak barışı korumaktır.
Amin Malouf, ‘Uygarlıkların batışı’ adlı kitabında ülkesi Lübnan’daki iç savaş için şöyle der : ‘Hemşerilerim ve ben, bir ulus inşa etmeyi beceremediğimiz için bu bedeli ödemek zorunda kaldık.’
Peki saldırganların hiç mi suçu yok? Elbette var ve suçların cezasız kalmaması gerekir. Bu saldırı, ABD ve İsrail’in ilk cürmü değil… İsrail halkının beyni, epeydir mevcudiyetinin komşularının yok edilmesine bağlı olduğu fikri ile yıkandı. Gazze’de yaşananları unutmak mümkün mü ? Halbuki güvenlik, komşun ile iyi geçinmeyi gerektirir. Oysa İsrail devleti kurulduğundan beri genişliyor ve her genişleme hırsını daha da arttırıyor. Marmaris deyimiyle sonunda ‘başını yiyecek’.
ABD’nin bu savaşa neden girdiğini Başkan Trump bile anlatmakta zorluk çekiyor. Geçen haziranda İran’ı bombalayınca İran’ın nükleer yeteneğini yok ettiğini açıklamıştı. Şimdi, hem de tam görüşmelerin son safhaya geldiği bir noktada yeni bir saldırıyı neden yaptığını açıklayamıyor. Kimi yorumcular esas hedefin Çin olduğunu söylüyor ama bence asıl sorun ortada bir hedefin olmaması…
Ukrayna savaşı başladığında temas hattına 50 km mesafede bir kasabadaydım. İlk günlerde televizyonlar savaşın bir hafta içinde biteceğini söylüyordu. O savaş da aynı şekilde, hatalı varsayımlar ve gerçeklikten kopuk senaryolarla başlamıştı. Savaş beşinci yılına girdi ve hala sivil yerleşim birimlerine her gece yüzlerce bomba düşüyor. Milyonlarca insan evinden ve sevdiklerinden oldu. Her iki taraftaki mezarlıklar doldu taştı.
Bugün Ukrayna’dan Orta Doğu’ya kadar aynı hatayı görüyoruz:
Yanlış varsayımlar, aşırı özgüven ve eksik hesaplar.
Ama savaş zamanlarında bize hep aynı hikâyeler anlatılır:
“Yakında biter.”
“Fırsata döner.”
“Ekonomi toparlanır.”
Tarih gösteriyor ki bu sözler çoğu zaman gerçekleşmez.
Sonuçta hayat bazen Marmaris’te basit bir boya işine benzer. Plan yaparsınız, yağmur başlar ve her şey değişir.
Önemli olan şudur:
Gelen zarla en doğru hamleyi yapabilmek.
Yani, halkınla bütünleşmek, onun tercihlerine saygı duymak, adaleti her işin üstünde tutmak, profesyonellerin işini onlara bırakmak, askerini sadece fiziki olarak değil, moral anlamında da güçlü tutmak, bir takım goygoycuların ‘bir koyup üç alma’ gazına gelmemek, yurtta barış, dünyada barış…
Oğuzhan Güngördü 4 ay önce