SAVAŞTA İNSAN KALMAK GEREKİR

Mustafa Kemal Uysal
Mustafa Kemal Uysal
SAVAŞTA İNSAN KALMAK GEREKİR
17-03-2026

Sevgili Marmarisliler, sevgili okurlar,

Bir şehrimizde Garnizon Komutanıyken 18 Mart kutlamaları sırasında bir yerel yöneticimizin tören konuşmasında bir konu kafamı kurcalamıştı. Çocuklarımıza ve gençlerimize atalarının kahramanlığını anlatmak elbette gerekliydi. Ancak vatan sevgisinin yanı sıra onların insani duygularını da yüceltmemiz gerektiğini düşünüyordum. Oysa yapılan konuşmada, vatanın korunmasından ziyade, ülkeler ve milletlerin özellikleri üzerinden genellemeler yapılıyordu.

Ben bir asker olmama rağmen bu yaklaşımı yadırgamıştım. Aslında biz Türkler, dünyadaki milletler ailesinin birer ferdi olduğumuzu unutmamalıyız. Çünkü insan bu ülkede değil, başka bir kıtada, başka bir millete, ırka ya da dine mensup olarak da doğabilirdi. Bu, bizim seçebildiğimiz bir özellik değildir.

Amacımız hür ve mutlu yaşamak; aynı zamanda insanlık ailesini daha ileri ve daha yüksek bir seviyeye taşıyacak gayreti göstermek olmalıdır. Bu yönüyle vatan sevgisi, sadece kendi ülkemizi sevmek değil, dünyada bizimle barış ve kardeşlik içinde yaşamak isteyen herkesle iyi ilişkiler kurmak anlamına da gelmelidir.

Gerçekte bu düşüncede olmayan insanlar zaten turizmle uğraşamaz. O yüzden Marmarisliler hem Cumhuriyetin kalesi, hem de doğal olarak dünya vatandaşıdır.

Elbette dünyada savaşlar devam ederken “çiçek çocuğu” olarak kalmak kolay değildir. Gençlerimiz için hatırlatalım: 1960’ların sonlarında Vietnam Savaşı sürerken ABD’de gençler “çiçek çocukları” kavramını ortaya atmıştı. Eğer seyretmediyseniz Hair filmini gençlerimize özellikle tavsiye ederim. Filmde askerleri savaşa gönderecek olan generalin yaptığı konuşma sahnesinin, günümüz dünyasındaki bazı siyasi söylemlerle benzerliği dikkat çekicidir.

Özetle general şunu söylüyordu:
“Dünyanın en kudretli ordusuna sahibiz ve bu bize her türlü hakkı veriyor.”

Oysa gerçek kudret hak ve hukuktan gelir.

Modern dünyada orduların gerçek görevi savaşmak değil, savaşı engelleyecek caydırıcılığı sağlamaktır. Bu nedenle savaşır gibi eğitim yaparlar. Uluslararası siyasette devletlerin birbirlerine karşı tehditte bulunması ve güç kullanması yasaktır. Devletler arası ilişkilerde esas olan işbirliği ve diplomasidir.

Mustafa Kemal Atatürk bu gerçeği şu sözlerle ifade etmiştir:

“Derhal şu veya bu sebepler için milleti harbe sürüklemek taraftarı değilim. Harp zarurî ve hayati olmalıdır. Hakikî kanaatim şudur:
Milleti harbe götürünce vicdanımda azap duymamalıyım. ‘Öldüreceğiz’ diyenlere karşı ‘ölmeyeceğiz’ diye harbe girebiliriz. Fakat millet hayatı tehlikeye girmedikçe harp bir cinayettir.”

Bu sözler Çanakkale’de yaşananların aslında nasıl anlaşılması gerektiğini de gösterir. Çanakkale’de verilen mücadele başka milletleri yok etmek için değil, bir milletin var olma hakkını savunmak için verilmişti.

1915 yılında Gelibolu Yarımadası’nda karşı karşıya gelen askerler dünyanın farklı köşelerinden gelen gençlerdi. Anadolu ve Trakya’nın bağrından kopan Mehmetçik ile müttefik askerleri aynı topraklarda birbirlerine karşı savaştılar. Çoğu henüz yirmili yaşlarının başındaydı ve birçoğu hayatında ilk kez memleketinden bu kadar uzaklaşmıştı. Aralarındaki en önemli fark, Mehmetçiğin vatanını savunmasıdır.

Ama her iki tarafın da ortak bir yanı vardı: Birbirine düşman da olsa insandılar.

Çanakkale’de bazı yerlerde siperler birbirine yalnızca birkaç metre mesafedeydi. Mustafa Kemal bu durumu anlatırken Türk askerinin ruh hâlini şöyle tasvir eder:

“Karşılıklı siperler arasında mesafe sekiz metre… Yani ölüm muhakkak. Birinci hatta bulunanların hemen hepsi düşüyor. Fakat ikinciler onların yerine gidiyor. Okuma bilenler ellerinde Kur’an, bilmeyenler kelime-i şehadet getirerek yürüyorlar. Bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayrete değer bir örnektir.”

Bu sözler yalnızca savaşın şiddetini değil, Milletimizin inancını ve fedakârlığını anlatır.

Çanakkale’nin hatırlanması gereken tek yönü kahramanlık değildir. Bu savaşın içinde insanlığı hatırlatan sahneler de vardır. Toplamda neredeyse yarım milyon insanın hayatını kaybettiği ya da sakat kaldığı bu şiddetli çatışmalarda ölümün her türlüsünü birbirine yaşatan hasımlar birbirlerine saygı duymayı da bilmişlerdi.

1997 yılında bir toplantı için Avustralya’ya Melbourne’a gitmiştim. O zaman genç bir yüzbaşı olarak akşam bir bara gidip bira içerken yanıma iri yarı, kollarında dövmeli, bela gibi bir adam geldi ve nereli olduğumu sordu. ‘Türk’üm dedim. Adam, ‘O zaman Gelibolu’ya gidip dönemeyen dedemi kesin senin deden öldürmüştür !’ dedi. Ben cevap vermedim ve ikimiz arasındaki kısa ve gergin bir sessizlik oldu. Ben, adam bana saldırırsa elimdeki bira şişesini adamın kafasına geçirip bardan nasıl çıkabileceğimi hesaplarken, adam bana ‘Johny the Turk ! Sizin bir komutanınız vardı. Atatürk, O, annelerimize çok güzel şeyler söyledi. O büyük bir adam, hadi ona içelim !’ dedi ve sonra güzel bir sohbet ve muhabbet oldu.

Anzak hatıratlarında anlatılan ‘Johny the Turk’ bizim Mehmetçiğin Anzakçasıdır. Anzaklara Mısır’daki eğitimleri sırasında Türkler için ‘Abdül’ denilirmiş. Anzaklar Gelibolu’ya çıktıktan sonra Mehmetçiğin kahramanlık ve insanlığından etkilenip ‘Türkler de bizim gibi saygılı ve saygıdeğer insanlar anlamında ‘Johny the Turk’ demeye başlamışlar.

Savaşla ilgili en ilginç hatıralardan biri, iki siper arasında yaralı kalan düşman askerini siperinden kalkıp karşıdaki düşman mevziine taşıyan Mehmetçiktir. Bu eylemi sırasında ve kendi siperine dönüşünde de Anzaklar ateş açmamışlardır. Bugün, birbiriyle gırtlak gırtlağa savaşan bu askerlerin yaşadıkları bunca vahşete rağmen nasıl insan kalabildiklerinin anıtı Gelibolu’da Kabatepe-Conkbayırı yolu istikametinde, Albayrak Sırtı üzerinde, yolun sağ tarafında yer alır. Anıt 1992’de Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü tarafından yaptırılmış ve yaralı bir Avustralya subayını kendi siperlerine taşıyan Türk askerini canlandırmaktadır. Anıtın kitabesinde, eski Avustralya Genel Valisi Lord Casey’in şu sözleri yazılıdır: “Biz Gelibolu Yarımadası’ndan, Türklerle savaşarak ve binlerce insanımızı kaybederek kahraman Türk milletine ve onun eşsiz vatan sevgisine duyduğumuz büyük takdir ve hayranlık ile ayrıldık. Bütün Avustralyalılar, Mehmetçiği kendi evlatları gibi sever. Onun mertliği, vatan ve insan sevgisi, siperlerdeki dayanılmaz heybeti ve cesareti bütün Anzakları hayran bırakan yurt sevgisi, insanlığın örnek alacağı büyük hasletlerdir. Mehmetçiğe minnet ve saygılarımla… Avustralya Genel Valisi Lord Casey 1967”

Yıllar sonra Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale’de hayatını kaybeden Anzak askerlerinin annelerine hitaben şu sözleri söylemiştir:

“Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar, gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Ülkesini işgale gelen askerler için söylenen bu sözler, Mustafa Kemal Atatürk’ün dahi bir komutan ve devlet adamı olmanın yanı sıra, bilgelik ve yüce gönüllüğünün göstergesidir. Bu sayede Çanakkale yalnızca büyük bir askeri zafer değil, kahramanlıkla insanlığın birlikte yükseldiği bir yüce ruhtur. Bu nedenle yıllardan beri o uzak diyarlardan ülkemizi her 25 nisanda binlerce Anzak ziyaret etmekte, Mehmetçik ve Johny’lerin torunları yan yana bu ruhu yaşatmaya devam etmektedir.

Çünkü bazı savaşlar yalnızca zaferle değil, insanlıkla hatırlanır.

 

ÖNCEKİ YAZILARI
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Vedat BAYİSKİT 4 ay önce
Yazarın,milli bilincin tesis ve idamesine yönelik yazılarını şevkle okuyoruz ve inanıyorum ki ilerleyen zamanlarda; toplumun çağdas normlara yaklaşma sürecindeki rehabilitasyonuna katkı sağlayacak ve onun beyin tokatlayan üslubuyla yazılmış yazılarını da okuyabilecegiz.Saygı ve selamlarımla.