Sevgili Marmarisli dostlar,
Bu hafta hepimizin hayatında özel bir yere sahip. Çünkü hem Atamızı anıyor, hem cumhuriyetimizin kuruluş hikâyesini yeniden hatırlıyor, hem de gençlik üzerine yeniden düşünüyoruz. Bu bayram tıpkı gençliğimiz gibi doğanın aylar sonra yeniden dirildiği, güneşin artık iyice gücünü gösterdiği, çiçeklerin binbir renkte açtığı, denizin mavisinin bile aylar süren lacivertten türkuaza döndüğü bir döneme denk geliyor. Tıpkı 107 yıl önceki vatan mücadelesinde olduğu gibi yeniden diriliyoruz.
Bizim gibi emekliler için bu bayram bir bahar müjdesidir. Kış boyu çekilen ağrılar, sızılar, uyuşukluklar bir kenara atılıp hareket başlıyor. Marmaris için, bütün kışın dandunu, inşaatı, çöpü süratle toplanıyor ve geleneksel sezon hazırlığı başlıyor. Turist hala az, pazar da kesat ki bunu esnafın asık suratından okumak mümkün. Ama hala umutlar taze ve beklentiler yüksek. Bu umudu korumak ve beslemek önemli.
Umut demişken, bugün sizlere 36 gençten bahsetmek istiyorum. Marmaris Halk Oyunları Grubu’nun 14 Mayıs günü Marmaris amfitiyatrosunda yaptığı 75 dakikalık ‘7 Bölge 7 renk’ halk oyunları gösterisi, Türkiye’nin her bölgesinin geleneği ve kültürünün danslarımıza nasıl yansıdığını gösteren muhteşem bir şölendi.
Gösteriyi izlerken aklımdan şu geçti: Bu memleketi anlamak için bir halk oyunları gösterisini dikkatle izlemek çoğu zaman yeter de artar bile. Karadeniz’in hırçın horonuyla Ege’nin ağırbaşlı zeybeği arasında şekil olarak büyük fark vardır; Teke yöresinin kıvraklığıyla Atabarı’nın vakarı, Trakya’nın dışa dönük neşesiyle erbane ritminin insanın içine işleyen derinliği birbirine benzemez. Kostümler, adımlar, müzik, beden dili değişir. Ama bütün bunların altında dolaşan duygu hep aynı kalıyor. Gurur, aidiyet, dayanıklılık, sevda ortaktır. En önemlisi de, aynı “biz buradayız” hissi… İşte bizi millet yapan şey farklı şekillerde aynı duyguyu taşıyabilmemizdir.
Bu gösterinin mimarı Neşet Keskin’i özellikle tebrik etmek gerekir. Tutkusu ve adanmışlığı tüm gösteri boyunca yerinde duramamasından, heyecanını sahneye ve etrafına taşımasından belliydi. Bazen bir insan kendi inancıyla etrafındakileri de ayağa kaldırır. Neşet Bey’i, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin 2024’te düzenlediği etkinlikten de hatırlıyoruz.
Genç demişken, 36 gencimizin yaş ortalamasının 58 olduğunu hatırlatırım. Bel fıtığından muzdarip olup acısını hafifletmek için ağrı kesici iğneyle provalara katılan var. Eşi ve çocukları evde yemek beklerken koşa koşa provalara gelen var. İnsan hayatının doğum gününe eklenen rakamlardan ibaret olmadığını bilen, hayatı beyniyle, kalbiyle, kasıyla, kemiğiyle dolu dolu geçirmenin farkında olan gençler bunlar. Grupta görev yapan kızkardeşim Şule ve eniştem Hayrettin’in gösteri sonrasında gözlerinde gördüğüm parıltı bana bunu düşündürdü. 107 yıl önceki ruh tam da budur.
Peki genç yaştaki gençler nerede?
Geçen yazımda anlattığım yerde. Kimisi okulda, kimisi işte, kimisi hayat kaygısının tam ortasında sıkışmış durumda. Açık konuşalım; onların zamanı kolay bir zaman değil. Bu sıkışmışlık hissini anlayabiliyorum. Bizim neslin gençliği de otoritenin ağır gölgesi altında geçti. İçimizden kimi ezildi, kimi yoruldu, kimi de rüzgârın yönüne göre yaşamayı öğrendi. O yüzden gençleri sürekli hizaya sokmaya çalışmak yerine önce anlamayı denemeliyiz. İnsan kendi yolunu ancak inanarak bulur. Yedi bölge, yedi renk şöleninin son sahnesi gibi hepsi eninde sonunda Atatürk’te ve Türk bayrağında buluşacaklardır.
Gösteride dikkatimi çeken bir başka ayrıntı erkek dansçıların azlığıydı. Ama daha doğrusu, bu eksikliğin performansı düşürmemesiydi.
Bildiğimiz gibi halk oyunlarında kadın ve erkek figürlerinin kendine özgü rolleri vardır. Normal şartlarda kurgu buna göre şekillenir. Ama hayat her zaman ezberlediğimiz gibi gitmiyor. Burada da kadınlarımız eksik kalan yerleri doldurmuştu. Özellikle doğum bekleyen koca rolünün bir kadın tarafından canlandırılması dikkat çekiciydi. İnsan ister istemez bunu hayatın geneline de bağlıyor. Kadınlarımız artık yalnızca kendilerine biçilen rolleri değil, boş bırakılan her alanı üstleniyorlar. Bu bir yönüyle hayranlık verici. Ama bir yönüyle de insan, hayatın ve hobilerin paylaşılınca daha güzel olduğunu düşünüyor. Belki gelecek çalışmalarda genç erkekleri de bu güzel emeğe katılmaya teşvik etmek gerekir.
Bu tür gösteriler sadece sanat etkinliği değildir; aynı zamanda Marmaris’in kendisini ziyaretçilerine anlatma fırsatıdır. Oysa Marmaris kendi kültürünü turistine yeterince anlatamıyor. Gösteride yabancı izleyici sayısı oldukça azdı. Belediyemiz böyle etkinlikler için kordonda küçük bir tanıtım noktası kurabilir. İyi dil bilen birkaç genç ziyaretçilere bilgi verebilir. Amfitiyatroya ulaşım için toplu ulaşım desteği sağlanabilir.
“Bu işler için para mı var?” diyen çıkacaktır.
Marmaris’in ilk festivalinde martı amblemli beyaz tişörtlerle koşturan ilk neslin bir ferdi olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bu memlekette iyi işlere gönüllü koşacak gençler vardır. Yeter ki onlarla doğru konuşmasını bilelim.
Son eleştirim ise yöneticilerimize: Aylar süren bu emek, kamusal bir teşekkürü hak ediyordu. Marmaris insanı kültür ve sanata önem verir. Bölgemizdeki her antik kalıntıda daima bir amfitiyatro olması bir rastlantı değildir. Burası binyıllardır sanatın, tiyatronun, folklörün beşiğidir. Atatürk’ün ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür’ sözünü unutmamalıyız. Özellikle seçtiğimiz yöneticilerimizi aylarca emek verilen, yüzlerce Marmarislinin katıldığı bir kültür ve sanat etkinliğinde görmek isterdik. Baylar, etkinliklerinizin önceliklerini yeniden gözden geçiriniz.
Bu vesileyle Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımızı kutluyorum. Atamız cumhuriyetimizi gelip geçici makamlara ya da kişilere değil Türk Gençliğine emanet etti. Umudumuz yaşı ne olursa olsun gençlerdedir.
