USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

MARMARİS’İN MISTAN SOKAĞI

01-05-2026

Sevgili Marmaris dostları,

Başucu kitabımın babamınki olması beni hem hüzünlendiriyor hem de gururlandırıyor. Marmaris Belediyesi Kültür Yayınları tarafından 2011 yılında basılmış olan Marmaris’in Mıstan Sokağı’ndan bahsediyorum. Bu kitabı özellikle de içinde bulunduğumuz dönemde gençlerimize umut aşıladığı için tavsiye ediyorum. Gençlerimizin en çok umuda ihtiyacı var.

Erol Uysal’ın 25 yıllık sürede yazdığı yaklaşık iki bin makale arasından seçtiği yazılarından oluşan bu kitapta bugün yaşadıklarımızın izlerini taşıyan mesajlar var. Adeta başka bir boyuttan günümüzün sorunlarını çözmemiz için bize yön veren ve umudumuza ve beklentilerimize seslenen o mesajların bazısını hatırlatmanın tam sırası:

“Hepimizin çok iyi bildiği gibi bizim insanımız eskiye fazla itibar etmez. Hatta, ‘Eskiye rağbet olsaydı, bit pazarına nur yağardı’ gibi bir atasözümüz var. Nedense  eskiyi küçümseyen, onu geri kalmışlık sayan bir ön yargımız oluşmuş. Kafamızdaki, özellikle mimarideki tutku ve beğenimiz devasa boyutta çok katlı, demirli, betonarme yapılardır. Ne yazık ki bu durum yurdumuzun birçok yerinde olduğu gibi Marmaris’in de çirkin, çarpık ve çok katlı yapılaşmasına neden olmuştur.”

“Turizm sektöründeki tüm küçük ve büyük işletmeciler olarak durumdan şikayet etmekten başka bir şey yapmadık. Oysa demokratik toplumlarda yerel sorunların çözümü orada yaşayan halk ve onları temsil eden yerel yönetimlerle sağlanır.”

“Fiziki büyüme ile her şey güllük gülistanlık olsaydı dinazorlar hala hayatta olurdu. Gerçekler bilinmeden aceleyle alınan kararların yanlışlığı hepimizin yüzüne bir şamar gibi çarpmıştır.”

“Marmaris hepimizindir. Marmaris, bir tüketim yeri veya maddesi değildir. Onu gözden çıkararak atıp kurtulamayız. Marmaris’i korumanın tek yolu yapılan yanlışları düzeltmektir. Yeni yanlışlar yapma devri kapanmalıdır. ‘Hatır gönül konur’ diye eğriye doğru denemez. Aksi halde daha da çamura batar, ‘Ha var ha yok’ dedirterek manen tarihten kaybolup silinip gideriz.”

Yazarın 15 yıl öteden mimari anlayış üzerine yaptığı tespiti bugün tartışmaya gerek yok; başımızı kaldırıp bakmamız yeterli. Kızılbük’te Marmaris’in dağlarına beton saplanmasını engelleyemedik. Kimimiz hırslarına, kimimiz korkularına yenildi. Bu yüzden sadece doğayı değil, hafızamızı ve geleceğimizi zedeledik.

Turizmden şikâyet eden ama çözüm üretmeyen anlayış ise bugün Marmaris’in en tanıdık tepkilerinden biri. Kimse memnun değil ama kimse sorumluluğun kendisine düştüğü noktaya kadar gitmek istemiyor. Oysa demokratik toplum dediğimiz şey, sessiz kalındığında değil, itiraz edildiğinde başlar.

Bu arada, itiraz etmenin bedelinin de 15 yıl öncesine göre çok arttığını, toprağını koruyanın bile kelepçeyle ibretlik olarak alıkonulduğunu unutmamak lazım. Akbelen’de zeytinini, Göcek’te kıyısını korumaya çalışanların mücadelesi, hoyratlığın karşısında duran iradeyi gösterdiği için önemli. Gençlerimizin en çok umuda ihtiyacı var demiştik. Umut arttıkça savunma daha da güçlenecektir.

Büyümenin tek başına bir anlam ifade etmediği yıllar önce söylenmiş. Ama biz hâlâ aynı yanılgının içindeyiz. Çünkü mesele büyümek değil; ne pahasına büyüdüğümüz.

Bu kitabın en ağır tarafı, yazılanların büyük kısmının daha bu kadar açık sonuçları ortada yokken yazılmış olması. Bugün başımıza gelenler bir sürpriz değil. Söylenmiş, yazılmış, uyarılmış ama görmezden gelinmiş bir sürecin sonucu.

Bence Marmaris’in tarihi ve kültürü hakkında çok faydalı bilgiler veren, sorunları hakkında adeta sizinle dertleşen Erol Uysal’ın Marmaris’in Mıstan Sokağı kitabı özellikle gençlerimiz tarafından okunmayı hakediyor. Belediyemiz bu kitabın yeni bir baskısını yaparsa, bu sadece bir yayıncılık faaliyeti değil, aynı zamanda bu şehrin hafızası ve kültürüne büyük bir katkı olur.

Son sözü yine yazarımıza bırakıyoruz:  

 “Yazılarımın ne kadar dikkate alındığını bilemesem de, ne yazık ki zamanın beni haklı çıkardığını gördüm. Yakınlarımdan, arkadaşlarımdan ‘Sen boşuna emek harcıyorsun, yazıyı kim okuyor, balık baştan kokar’ gibi yanıtlar alsam da buna tepkim hep ‘Marmaris için ne yapsak azdır’demek oldu.”

Bugün o cümleyi okurken insan ister istemez şunu soruyor: Marmaris’i korumak için gerçekten bir şey mi yapmadık, yoksa yapılanlara bakıp görmemeyi mi seçtik?

 

  

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?