Sevgili Okurlar,
Anneme yaptığım günübirlik ziyaretler bir törene benzer. Önce günlük haberlerden konuşuruz, o da bana gördüğü rüyaları anlatır. Sonra en az iki bulmacayı beraber çözeriz. Bir buçuk aydır bunlara benim haftalık gazete yazımı okumam eklendi. Annem iyi bir okuyucudur ama artık gözleri küçük harfleri seçemediğinden yazılarımı onun için ben okuyorum.
Dün de gazetede çıkan yazıyı ona okudum. Tepkisi, ‘E sonra ne oldu? Bu yazı bitmemiş.’ oldu. Galiba anlatmak istediklerimin tamamını iyi anlatamamıştım. Bunun nedeni içinde bulunduğumuz nefret iklimi olabilir. Önceki yazımda da ifade ettiğim gibi insan, kendisini özgür ve neşeli hissettiğinde duygu ve düşüncelerini daha kolay paylaşabiliyor, tersi olduğunda ise bir şeyler hep eksik kalıyor.
Geçen yazımda ‘millet aç’ demiştim. Bu açlığın nedeninin de ‘hırsların insani duygularımızı ezdiği’ bir ortamdan kaynaklandığını değerlendirmiştim. Bu açlığın okullara kadar indiğini üzülerek görüyoruz. Eskiden dağ köylerinde kurtların evlere kadar inmesi gibi, ürettiğimiz şiddet iklimi artık okullarımıza bile dadanmış durumda...
Engelli ya da değil, bir öğrenci, beraber olduğu öğretmenleri, öğrencileri öldürmeye kalkışıyorsa o ortamda sadece güvenlik zafiyeti değil, insanın içindeki ‘dur’ duygusu kaybolmuştur. Bu durum, sadece okul girişlerinin kontrolü ve her okul kapısına koyulacak polisle çözülebilecek bir sorun olmaktan çoktan çıkmıştır.
Dünyanın bütün ülkelerinin altına imza attığı Cenevre Sözleşmelerine göre din işleri, sağlık ve eğitim hizmetlerine savaşta bile saldırı düzenlemek uluslararası insanlık suçudur. Çünkü bu yerler insanlığın masumiyetidir. İran’da bombalanan kız okulu gibi, Urfa ve Kahramanmaraş’taki okullarımız da tüm insanlığın asgari merhamet sınırıdır. Bu sınırın geçilmesi, insanlıktan çıkışa işaret eder. Hele bu saldırıyı düzenleyenler çocuksa ve saldırdıkları okulun öğrencileriyse durum daha da vahim demektir.
Oysa aileden başlayarak sevgi ve merhamet, toplumumuzun ana karakteri olmalıdır. Bunun için her çocuğumuzu çevresine duyarlı, etrafındaki insanlarla, hayvanlarla, havayla, suyla ve toprakla uyumlu bireyler olarak yetiştirmeliyiz.
Bazıları bunun ideolojik bir mesele olduğunu iddia ediyor. Kimine göre laik eğitim, ‘içimizdeki insanı’ öldürmektedir. Onlara göre çare, daha dindar nesiller yetiştirmektir ve herkesin tek bir tornadan çıkarcasına dini eğitim alması sayesinde insani duyarlılığı yüksek ve merhametli çocuklar yetiştirilebilir.
Bu insanlara şunu sorarım : Bizim nesil hep kötülediğiniz eski Türkiye’de eğitim aldı ve bizim çocukluğumuzda şu anda yaşanan kötülüğü aklımızdan geçirmemiz bile mümkün değildi. Aldığımız eğitim çocuklarımıza ‘nasıl ölüneceğini’ değil, ‘nasıl daha iyi yaşanabileceğini’ gösteriyordu. Her çocuk, içinde bulunduğu ortamdan sorumluydu. Bunun için, seçtiğimiz bir sınıf başkanımız, ilk yardım kolumuz, tiyatro, resim, turizm, temizlik kollarımız vardı.
Biz o yaşlarda sadece ders almıyor, aynı zamanda sorumluluk yüklenmeyi, birbirimize sahip çıkmayı ve en önemlisi de içinde yaşadığımız çevrenin bir parçası olduğumuzu öğreniyorduk. Okullar yakın dönemde önce çocuklarımızın günlük hayattan koparılıp sadece sınavlara hazırlandığı bir test parkuruna dönüştü, sonra da ev dışında zaman geçirilen ve başarının bile güç ve para sayesinde anlam kazanabildiği bir dayatmanın merkezi haline geldi. Artık sınavlardaki başarıların bile şüpheyle karşılandığı bir karanlıkta bazıları hala ‘kapıya polis’, ya da ‘bütün bunlar dinden uzaklaşmaktan oluyor’ diyebiliyor.
Sevgili dostlar,
Bu kötücül ve olumsuz durumlar ve koşullarda bile güç alabileceğimiz en büyük varlığımız sevgi ve merhamettir. Bu vesileyle, sizlere üç yıldır ülkemizde Paskalya tatiline gelen Paula ve Paul’u takdim ediyorum. Her ikisinin Türkiye’yi, özellikle de Marmaris’i tercih etmelerinin sebebi güneşimiz, doğamız ya da plajımız değil, sokak kedilerimiz. Üç yıldır Marmaris’e geliyor ve aynı otelde kalıyorlar. Onların deyimiyle otelin tüm personeli ve kedileri onları tanıyor.
Paula öğretmen, Paul ise kütüphaneci. Yakında ikisi de emekli olmayı düşünüyorlar. Geçen sene, otellerindeki kedilerden biri rahim iltihabı nedeniyle ölmüş. Piyometra hastalığı özellikle kısırlaştırılmamış dişi kedilerde görüldüğünden bu sene otelin avlusunda besledikleri iki sokak kedisini kısırlaştırmak istemişler. Kedileri veterinere götürmek için kedi kafesi ve araçları olmadığından bizden yardım istediler ve doğal olarak yardım ettik. Birkaç gün sonra ülkelerine dönerlerken seneye mutlaka hem bizleri, hem de kedileri görmeye geleceklerine söz verdiler.
Belki de bahsettiğim açlık sorununun cevabı tam da burada saklı. Ülkemizi ziyaret eden iki yabancının iki sokak kedimizin hastalanmaması için sorumluluk alması bir yanda, çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin okulda bile saçma saldırılara maruz kalıp hayatını kaybettiği bir kırılma diğer yanda... Birinin çözümü özgürlüğü, uygarlığı, insanlığı, merhameti merkeze alırken, diğeri öfke ve nefreti daha da şiddetlendirmek peşinde...
İçimizdeki ‘insanlık açlığı’, daha fazla baskıyla, daha fazla korkuyla, daha fazla yasakla doymaz. Bu açlık ancak insanı, hayvanı, doğayı, toplumu yeniden merkeze koyarak doyurulur. Ailede sevgiyle ve sorumlulukla, okulda doğruluğu, çalışkanlığı, zayıfları ve küçüklerini korumayı, büyüklerini ve değerlerini saymayı belletmekle doyurulur. Kuralların herkes için eşit uygulandığı bir iklimle, merhametle, doğrulukla, sorumlulukla ve adaletle doyurulur.
Üstelik bu sadece toplumun değil, yönetenlerin de sorumluluğudur. Eğer mevcut eğitim sistemi her okulun kapısında polis bulundurmanın normalleşeceği bir süreci dayatıyorsa, burada sadece bireyler değil, tüm sistem sorgulanmalıdır. Ve sistem çalışmıyorsa, bunun da bir sorumlusu vardır.
Belki de gerçekten en baştan başlamalıyız. Bir çocuğun yalnızlığını zamanında fark ederek, bir öğretmenin gerçek sorunlarını dinleyerek, bir sokak kedisini görmezden gelmeyerek… Çünkü merhamet bölünmez; bir yerde yoksa hiçbir yerde yoktur. Ve biz ya bu açlığı birlikte doyuracağız ya da bir gün hep birlikte bedelini ödeyeceğiz.

Mesut Ateş 3 ay önce
Vedat Bayiskit 3 ay önce
Oğuzhan Güngördü 3 ay önce
Oğuzhan Güngördü 3 ay önce