Türkiye, uzun süredir yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir belirsizlik döneminden geçiyor. Hayat pahalılığı her geçen gün daha fazla hissediliyor; vatandaşın alım gücü geriliyor, işletmeler ayakta kalmakta zorlanıyor. Özellikle Turizm sektörü ve bu sektörde çalışan yüz binlerce emekçi, ekonomik dalgalanmaların etkisini en ağır şekilde yaşayan kesimlerin başında geliyor.
Ancak tüm bu sorunlar yaşanırken kamuoyunun gündemini daha çok siyasi tartışmalar meşgul ediyor. İktidar kendi politikalarını uygulamaya devam ederken, Ana muhalefet partisinde yaşanan iç çekişmeler, bölünmeler ve liderlik tartışmaları toplumun önemli bir kesiminde “Gerçek gündemden uzaklaşılıyor.” düşüncesini güçlendiriyor.
Oysa vatandaşın önceliği çok daha farklı.
Esnafın önceliği ay sonunu getirebilmek…
Çalışanın önceliği aldığı maaşla evini geçindirebilmek…
Emeklinin önceliği ise yıllarca çalışmasının karşılığında insanca yaşayabilmek.
Bugün Türkiye’nin birçok Turizm merkezinde işletmeler yüksek maliyetlerle mücadele ediyor. Bir yandan enerji, kira ve personel giderleri artarken diğer yandan yabancı turistler de Türkiye’yi artık eskisi kadar ekonomik bir destinasyon olarak görmüyor. Fiyatların yükselmesi yalnızca yerli vatandaşı değil, ülkeye döviz bırakan turistleri de etkiliyor. Turizm gelirlerinde sürdürülebilirliği sağlamak her geçen gün daha zor hale geliyor.
Asgari ücretli bu şartlarda nasıl geçinecek?
Emekli aylığıyla temel ihtiyaçlarını nasıl karşılayacak?
Turizm çalışanı sezon sonunda geleceğe nasıl umutla bakacak?
Bu soruların cevabını toplum giderek daha fazla arıyor. Fakat çözüm önerileri yerine siyasi polemiklerin ön plana çıkması, umutsuzluğu büyütüyor.
Bir diğer tartışma konusu ise siyasi partilerin kamu kaynaklarından aldığı hazine yardımlarıdır. Demokratik sistemlerde bu desteklerin amacı siyasi rekabeti güçlendirmek ve temsil imkanını artırmaktır. Ancak kamuoyunda, bu kaynakların verimliliği ve topluma sağladığı katkının daha fazla sorgulanması gerektiğini düşünen önemli bir kesim de bulunmaktadır. Özellikle ekonomik sıkıntıların arttığı dönemlerde vatandaş, kamu kaynaklarının en etkin biçimde kullanılmasını talep etmektedir.
Türkiye’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey, birbirini suçlayan siyasi söylemler değil; ekonomiyi güçlendirecek, üretimi artıracak, yatırım ortamını iyileştirecek ve vatandaşın alım gücünü yükseltecek somut politikalardır.
Çünkü güçlü ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Güçlü ekonomi; huzurlu aile demektir, geleceğe güvenle bakan gençler demektir, rahat nefes alan emekli demektir, sezon sonunda emeğinin karşılığını alabilen Turizm çalışanı demektir.
Türkiye’nin gündemi artık kısır siyasi tartışmalar değil; üretim, verimlilik, liyakat ve ekonomik refah olmalıdır.
Toplumun beklentisi de tam olarak budur.
