USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

KÜÇÜK KARA BALIKLAR KORKMASIN

10-03-2026

Sevgili Marmarisliler, sevgili okurlar,
Atalarımız “Korkunun ecele faydası yoktur” demişler. Bazen teselli olarak, bazen de
kararından geri dönüşü engellemek için söylenir. Kimine göre korku gereklidir.
Böylece etrafındaki tehlikelerden korunması mümkün olur. Kimisinin hayatını sadece
korkuları yönetir. Kimisi korkusuzluğunu dünyaya haykırırken aslında kendi iç
dünyasında içine kapanmış, başı dizlerinin arasında sıkışmış bir bebek gibi titriyordur
korkudan…
Bizim milli marşımız ‘Korkma!’ diye başlar. Kurtuluş mücadelemiz aslında yüzyıllar
süren bir hesabı kapatmaya çalışan emperyalistlerin bizi yok etme iradesine karşı
koyma hikayesidir. Atamızın deyimiyle ‘Ya istiklal, ya ölüm!’ Kaybedecek bir şeyi
olmayanlar korkudan daha az etkilenirler. Bu nedenle tarih güçlü liderlerin etrafında
birleşen kalabalıkları milletleştirir. Bu milletler ‘eceli’ görmüş, ölümü tanımış ve ona
gülümseyerek zafere yürümüşlerdir. Türk Milleti bu milletlerden biridir.
İran’daki haksız ve hukuksuz savaş ve mevcut gelişmeler bize tanıdık bir duyguyu
hatırlatıyor: korku. Savaşın kendisinden daha hızlı yayılan şey korkudur. Korku
ekonomiyi, turizmi, insanların günlük hayatını ve geleceğe dair güven duygusunu
etkileyen görünmez bir dalga gibi yayılır. Korku çoğu zaman gerçeğin kendisinden
daha yıkıcıdır. Bu nedenle korkudan korkmamak gerekir. Korkuyla yüzleşmek, onun
sebebini öğrenmek, onu onarmak ve sonunda da onu yenmek için harekete geçmek
gerekir. Bu süreç bazen ‘muhtaç olduğun kuvvet, damarlarındaki asil kanda
mevcuttur’ şeklinde öğretilir, bazen de ‘bağımsızlık benim karakterimdir’ diyen liderin
yaşam örneği toplumun karakterine işlenir, Mustafa Kemal ideali topluma mal olur.
Korku kaçacak delik arar.
Şah’ın gizli polisi tarafından Aras nehrinde öldürüldüğü söylenen Tebrizli öğretmen
ve yazar Samed Behrengi’nin ana temalarından biri korkudur. 1939’da Tebriz’de
doğan Behrengi, kısa hayatına rağmen dünyaya küçük ama güçlü hikâyeler bıraktı.
En bilinen hikâyelerinden biri Küçük Kara Balıktır. Hikâyede küçük bir balık yaşadığı
dereyi terk edip dünyayı görmek ister. Diğer balıklar onu korkutur:
“Gitme. Büyük balıklar seni yer.”
Ama küçük kara balık şu cevabı verir:
“Önemli olan ne kadar yaşayacağımız değil, nasıl yaşayacağımızdır.”
Behrengi’nin bir başka hikâyesi de *“Bir Şeftali, Bin Şeftali”dir. Hikâye küçük bir
şeftali ağacının iki çocuğa olan sevgisi üzerine inşa edilmiştir. Ağaç büyür, meyve
verir, gölge verir, insanlara hayat verir. Ama sevgi yerini üzüntüye bırakır ve yeni
sahibi ağaca yalnızca meyve veren bir kazanç kapısı olarak bakmaya başlar. Oysa
bir ağacın değeri yalnızca verdiği meyvede değil, onu büyüten toprakta, doğada,
zamanda ve ona duyulan sevgide saklıdır.
Dünyada her zaman büyük balıklar vardır. Güçlü olanlar, baskı kuranlar, korku
yaratanlar… Büyük balıkların en büyük gücü dişleri değil, küçük balıkların yalnız

olduğuna inanmasıdır. Ama küçük balıklar birbirlerini bulmayı öğrenirse denge
değişmeye başlar, korkunun yerini sevgi alır.
Toplumlar için de durum çok farklı değildir. İnsanlar korktuğunda sessizleşir. Sessizlik
büyüdükçe dengesizlik artar, sevginin yerini nefret alır. Ama insanlar bir araya
gelmeyi başardığında haklarına sahip çıkarlar.
Belki de bu yüzden 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yalnızca bir kutlama günü değildir.
Kadınların tarih boyunca eşit haklar için verdiği mücadele, korkuya rağmen verilen
bir mücadelenin hikâyesidir. Bazen küçük görünen adımların nasıl büyük değişimler
yaratabildiğini bize hatırlatır.
Korkularımız yalnızca etrafımızdaki savaşlardan değil. Babam Marmaris’in doğal
güzelliğinin ve kültürünün korunmasını çok önemserdi. Günlük ağacının, sığla
yağının, çam balının, derelerimizin, plajlarımızın korunması için çok mücadele
vermişti.
Ben gençken Muğla yolundan Karadere tarafından Marmaris’e girerken insanın
nefesini kesen yemyeşil ve masmavi bir manzara vardı. Körfezin sağ kanadı
dünyanın en güzel ormanları ve dağlarıyla kaplıydı. Çam ormanlarının denizle
karıştığı o manzara Marmaris’in zenginliğiydi. Bugün aynı yoldan geçerken içimiz
sıkılıyor. Çünkü ufukta, o yeşil yamaçların yerine, son yangın yüzünden rengi boza
çalmış bir beton inşaat manzumesi ve bir taş tarlası yükseliyor.
Daha da kötüsü bunun tek bir proje olmadığını görüyoruz. Sanki insan hırsının
ötesinde organize ve kuralsız bir yağma düzeni çocukluğumuzun kasabası üzerine
çökmüş gibi. Korkuyoruz.
Karaca yolunda dünyanın en yoğun karaçam ormanlarından biri vardı. Bugün o
ormanın kenarından hoyratça kesilip taş ocağına dönüştürüldüğünü görüyoruz.
Korkuyoruz. Sesimizi çıkaramıyoruz.
Kendimizi Behrengi’nin hikâyesindeki küçük kara balık gibi hissediyoruz. Gücümüz
yok gibi geliyor. Karşıda haksız ve acımasız, iri dişli devasa balıklar var. Ve şöyle
düşünüyoruz:
‘Eğer ses çıkarırsam beni de yutarlar.’
‘Eğer küçük balıklar hep korkarsa, denizde düzen hiç değişir mi?’
Marmaris Behrengi’nin hikâyesindeki şeftali ağacı gibi kuruyup yok mu
olacak?
Doğa bu ağacı yüzyıllar boyunca büyüttü. Ormanları, koyları, dağları ve deniziyle
eşsiz bir kasaba ortaya çıktı. Ama eğer bir gün herkes yalnızca meyveyi toplamak
isterse, geriye ağaç kalmaz. Sevilmeyen bir ağacın meyvesinden ne olur ki ?
Marmaris güçlü insanların şehridir. Aidiyeti yüksek toplumlar kolay korkutulamaz.
Çünkü birlikten güç doğar.
Ve bazen küçük balıkların yapması gereken şey yalnızca birbirini bulmaktır.

Çünkü Marmaris’i ve hatta dünyayı kurtaracak olan büyük balıklar değil,
korkmamayı öğrenmiş küçük kara balıklardır.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Mehmet ERDEL
Mehmet ERDEL 4 ay önce
Yine harika bir yazı. Devamını merakla bekliyoruz.
Hayrettin Aktepe
Hayrettin Aktepe 4 ay önce
Harikasın.