Sevgili Marmarisliler, sevgili okurlar,
Ramazan ayının da sonuna geldik ve oruç tutanlarımız bir ay süren sınavlarını başarıyla verdikten sonra hakettikleri üç günlük bayrama kavuştular. Ülkemizde Ramazan Bayramı kutlamanın güzelliği, bu sınava hiç girmek istemeyen, girmek isteyip de giremeyen ya da girip de bitiremeyenlerimiz için de aynı coşkuyla kutlanabilmesidir. Toplumumuzun en güzel vasfı, tevazu olmalıdır. İnsanımızın zenginliğini, inancını ve ibadetini tevazuyla taçlandırması, o zenginliği, inancı ve ibadeti daha da güçlü kılar. Atalarımız boşuna ‘parayla imanın kimde olduğu belli olmaz!’ dememişler.
Osmanlı teb’ası olarak Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Filistin’den Anadolu’ya uzanan geniş coğrafyada farklı din ve inanç mensupları birlikte yaşıyordu. Geçenlerde yitirdiğimiz tarihçimiz İlber Ortaylı’nın da vurguladığı gibi Osmanlı düzeni, farklı cemaatlerin kendi kimliklerini koruyarak bir arada yaşamasını mümkün kılan bir yapı kurmuştu. Böyle bir ortamda insanlar zamanla birbirlerinin bayramlarına saygı göstermeyi, yasını paylaşmayı, komşuluğun doğal bir gereği olarak görmeyi öğrendi. Aynı sokakta yaşayanlar, farklı inançlara mensup olsalar da, sevinçte de kederde de birbirine omuz veriyordu.
Marmaris de son 50 yıla damgasını vuran turizm sayesinde farklı kültürlerin kesiştiği bir yer haline geldi. 1970’lerin balıkçı, süngerci, narenciye kasabasına turistler gelir ve kasabadaki birkaç otel ve pansiyonda kalırdı. Bir de Denizcilik Bankasının Akdeniz ve Karadeniz gezi gemileri yolcuları motorlarla kasabaya çıkarır, birkaç saat içinde çarşıyı şenlendirirdi. Ben bu dönemi ortaokul dönemimde yakaladım. Deniz kıyısındaki evimizde denize girerken Akdeniz gemisi limana girer girmez hemen kardeşim Şule’yle beraber çarşıdaki dükkana, babama yardım etmeye koşardık. O kadar çok müşteri olurdu ki küçücük dükkana giren müşteriyle ancak üçümüz başa çıkabilirdik. Buna rağmen yabancı turist yerliden azdı. Yabancılardan tekneyle gelenlerin yanı sıra, otobüslerle gelenler de olurdu. 1980’lerin ortalarından itibaren Marmaris’e yabancı turist daha çok gelmeye başladı ve kasabamız Uzun Yalı’ya (bugünkü Siteler Mahallesine) doğru gelişti. 1990’lardan itibaren ise mandalin bahçelerimizin yerini apart oteller almaya başladı. Turizmin yarattığı zenginlik, ‘altına hücum’ filmindeki gibi ülkemizin küçük yatırımcılarını da cezbetti ve sonrası hepimizin malumudur. Bu kasabanın, bizim neslin yarı ömrü süresinde bir şehre dönüşmesi elbette çok sancılı olmuştur.
Bugün Marmaris, özellikle yaz sezonunda yabancı turistin de nüfusa dahil olduğu kozmopolit bir şehir hüviyetindedir. Etrafımızda büyük bir ateş çemberi vardır ve farkında mısınız bilmem ama bu çember de gittikçe daralmaktadır. Daha da kötüsü, mevcut savaşlar gittikçe din ve inançlar üzerinden tanımlanmaktadır. Dünyadaki bu kamplaşma, özellikle turizm gibi öncelikle karşılıklı hoşgörünün gerekli olduğu yerler için daha da tehlikelidir. Marmaris’e turistin gelmesini istiyorsak, sadece Marmaris’in ne kadar güvenli ve savaşlardan uzak bir yer olduğunu vurgulamamız yetmez. Aynı zamanda her dine ve her inanca aynı oranda saygılı olduğumuzu yaptığımız eylemlerle göstermemiz gerekir.
Bu nedenle Marmaris’te tören alanımızda düzenlenen iftar programına biraz daha dikkatle bakmamız gerektiğini düşünüyorum. İnsanların bir araya gelmesi, sofraların kurulması, paylaşma ve dayanışmanın artması tam da Ramazan ruhunun gereğidir. Ancak ibadetin ruhuna uygun olan tevazu, bazen kalabalığın ve görünürlüğün içinde geri planda kalabiliyor. Hele ki çok farklı inançlardan, yaşam tarzlarından ve kültürlerden insanları bir arada barındıran bir turizm kentinde, dini pratiklerin kamusal alanda kitlesel biçimde sergilenmesi, kimisi için bir aidiyet göstergesi olduğu kadar, başkaları için de dışlayıcı bir manzara olarak algılanabilir. Oysa gerçek saygı, sadece kendi inancını yaşamakta değil, o inancı yaşarken başkasının kendini rahat ve eşit hissetmesini de gözetmektedir.
Ramazan’ın bize hatırlattığı en kıymetli erdemler, gösteriş yerine ölçü, gürültü yerine nezaket, kabalık yerine gönül almaktır. İnançlarımız, insanı merkeze aldığı ölçüde kıymetli; farklılıklara alan bıraktığı ölçüde yücedir. Marmaris gibi bir şehirde esas ihtiyacımız, herkesin kendi kimliğiyle var olabildiği, ama bunu başkalarına saygı çerçevesinde gerçekleştirebileceği bir olgunluktur. Hoşgörü, yalnızca farklı olana tahammül etmek değil; farklı olanın da haklarına saygı duymaktır.
Mart ayının en güzel tarafı, ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olayları anma imkanı sağlamasıdır. 12 Martta İstiklal Marşımızın kabulünü andık, 13 Mart Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Harp Okuluna girişini, 14 Martta Tıp Bayramımızı kutladık, 18 Martta Çanakkale Şehitlerimizi andık ve şimdi de Ramazan Bayramımızı kutluyoruz. Yarın, 21 Martta Nevruz Bayramımızı kutlayacağız. Etrafımız ateş çemberi de olsa, bu badireleri atlatabileceğimize inanıyorum. Bir sonraki yazımda, İran Savaşının ülkemize muhtemel etkilerini ele almak istiyorum. O zamana kadar, esen kalın ve iyi Bayramlar.
