Elif, Muğla’dan Marmaris’e doğru Hakkı’nın arabasıyla yola çıktığında, gün ağır ağır bir Mayıs akşamının serinliğine teslim oluyordu. Yol boyunca sessizlik hâkimdi; ta ki Elif bu sessizliği bozup,
“Yol üstünde bir şeyler yiyelim mi?” diye sorana kadar.
Hakkı başını salladı.
“Hiçbir şey yemedim. Jandarma noktasını geçince bir restoran var… Ya da biraz daha ileride, ağaçların altında serin bir yer. İstersen orada otururuz.”
“Olur,” dedi Elif. “Mekânı sen seç. Ama misafirimsin, ona göre.”
Kısa süre sonra küçük, sakin bir mekânda buldular kendilerini. Birkaç meze söylediler. Elif bir şişe şarap istedi; Hakkı içmeyeceğini söyleyince küçük bir şişe tercih edildi. Elif, garsondan tek bir sigara rica etti.
Kemal, son iki gündür Elif’i gerçekten incitmişti.
“Bazen,” diye mırıldandı, “emir eri Kemal, bazen sıvanadan çıkıyor.”
Yılların hayat arkadaşından gördüğü bu tutum içini acıtıyordu. Böyle zamanlarda hep aynı yere sığınıyordu Elif: içkiye… Hayır, bir alkolik değildi elbette. Ama içki, acıyı bir nebze olsun yumuşatıyordu.
Hakkı, Elif için her zaman bir dost, bir sırdaş olmuştu; yargılamadan dinleyen, güvenle konuşabildiği nadir insanlardan biri. Yemek boyunca Kemal’le yaşadığı haksızlıkları anlattı. Arif’in hayatlarına nasıl girdiğini de… En ince ayrıntısına kadar. Hakkı yalnızca dinledi; yorum yapmadan, araya girmeden, orada olarak.
Yaklaşık bir saat oturdular. Bu sırada Elif, Arif’le konuşmuş; Şu an bir şeyler atıştırdığını,akşam birlikte yemek yiyeceklerini söylemişti. Eve geçtiğinde onu arayacak, Arif gelip alacaktı. Ankara’ya gitmeyişine ne kadar sevindiğini de özellikle belirtmişti.
Arif, tam söylediği saatte Elif’in kapısındaydı.
Arabalarıyla limana doğru ilerlediler. Otoparktan sonra denize karşı bir restorana geçtiler. Sohbet derinleşti, akşam yemeği uzadı. Elif, yıllardır içinde biriken ne varsa masaya döktü.
Yine de Arif bir noktada durdu.
“Seni eve bırakayım,” dedi. “Sonra otele geçerim.”
Elif itiraz etti.
“Evde benimle kalmanı istesem? Kalabilir misin? Rica etsem…”
Arif, Elif’in kararlılığını görünce içindekini saklamadı.
“Bir başkasıyla nikâhlı olan bir kadınla aynı çatı altında kalamam.”
Elif güldü. Alkolün de etkisiyle sesi sertleşmişti.
“Kendini şartlandırma. Şartlar koymaya şimdiden mi başladın? Kemal zaten hayatımdan çıkacak. Tedavisi bitsin, her şey bitecek. Ama şimdiden şart koyan seninle de olmaz… Hadi, iyi akşamlar.”
Sözleri keskin, tavrı kontrolsüzdü.
Arif, Elif’i arabaya bindirmek için uzun süre uğraştı. Elif sonunda binerken,
“Sus ve eve sür. Aynı çatı altında, farklı odalarda pekâlâ kalabiliriz,” dedi.
Arif, Elif’in dediğini yaptı.
Elif’in evine ilk kez giriyordu. Elif mutfağa geçti; dolaptan şarap ve iki bardak aldı. Balkona çıktılar. Yavaş yavaş içtiler.
Konuşmalar lise yıllarına uzandı. Elif, o yıllarda Arif’i ne kadar beğendiğini itiraf etti.
Gece ilerledikçe kelimeler ağırlaştı, duygular karmaşıklaştı. İki eski tanıdık, geçmişle bugün arasında sıkışıp kalmıştı.
Elif, Ne kadar kuralcı bir dünyada yaşadığını fark etti. İnsanlar aşktan güzel sözlerle bahsederken, duygular bulutlar gibi değişiyordu; bir kararıyor, bir aklanıyorlardı.
Bütün gün Elif için iç sıkıcı geçmişti. Etrafındaki her şey, ruhuna bir yalnızlık korkusu gibi, Aylardır boş kalan bir evin, Marmaris’in Mayıs rüzgârıyla birlikte ıssız odalara korku salmıştı. Evin sessizliği, yalnız kalamayacağını bir kez daha hatırlatıyordu.
Hep sevdiklerimizle, tartışmadan sonra üzerimize çöken; beklentilerimizin dışında, ruhumuzu zedeleyen o ince titreşim…
İşte Elif, tam da o titreşimin ortasında Ve Arif’le aynı çatının altında farklı odalardaydılar. Şimdilik…!