DÜNYA KÜÇÜK 12. Bölüm

NURETTİN   ECE
NURETTİN  ECE
DÜNYA KÜÇÜK 12. Bölüm
08-01-2026

Elif ile Arif, aynı evin içinde, ayrı odalarda kalıyorlardı; fakat sanki gök kubbenin altında yalnızca ikisi varmış gibi soluk alıp veriyorlardı. Ev, Elif’e soğuk ve ıssız geliyordu. Yine de tamamen yalnız olmamaya şükrediyordu. Yan odada Arif’in varlığını bilmek, ona tarifsiz bir güven veriyordu.

Seviniyordu…

Kemal’den ayrılmayı düşünürken, şimdiden yalnız yaşamanın zorlukları zihnini yoklamaya başlamıştı.

Demek ki insan, ayrılığa karar vermeden önce bile yalnızlığa, hatta yeni bir başlangıca hazırlanıyordu.

Gecenin sessizliği, Elif’in zihnini bambaşka düşüncelere sürükledi. Hz. Âdem’in yasak meyveye uzanışı geldi aklına. Hz. Havva’nın cezalandırılmasının sebebi, elmayı Âdem’le birlikte yemesiydi. Oysa reddedebilirdi.

Yasak meyve…

İnsanlığın ilk sınavı.

Çoğu anlatıda elma olarak tasvir edilse de, İslam inancında meyvenin ne olduğundan ziyade yapılan eylemin özü önemliydi: İlahi buyruğa karşı gelmek.

Belki de Hz. Âdem o meyveyi yemeseydi ve cennette kalsaydı…

Bu düşüncelerle Elif, ağır ağır uykuya teslim oldu. Arif de kendi odasında, benzer sorgulamalarla derin bir uykuya daldı.

Ta ki sabah namazına uyanana kadar…

Arif, odasında namazını kılarken ev sessizliğe bürünmüştü. Elif hâlâ uyuyordu. Şafak sökmeye başlarken gözlerini araladı. Gecenin büyük kısmını düşüncelerle geçirdiğini fark etti. Dizlerine kadar uzanan beyaz ipek sabahlığını giydi; önünü bağlamadı. Misafir odasında yatan Arif’in kapısını çalmadan açıp içeri girdi. Kendini bu hakka sahip görüyordu…

Arif, yıllar önce bisikletten düşmesine sebep olan, izlediği o güzelliği şimdi karşısında..

Göz göze geldiler…

Elif artık geri dönmeye niyetli değildi. Beyaz sabahlığı omuzlarından, dizlerinin dibine doğru usulca aşağı süzüldü. İçeriye vuran günün ilk ışıkları Elif’i aydınlatıyordu. Kendini, altın bir tepside sunar gibiydi.

Bu, belki yasak meyveye uzanmak değildi; ama ondan bilinçli bir şekilde uzak durmamayı seçmekti.

Neredeyse otuz beş yıl öncesine dayanan bir aşka doğru, ilk gerçek adımlarını,Elif atıyordu.

Elif, fısıltıyla konuştu:

“Bütün gece bu anı arzuladım. Artık tek arzuladığım kişi de sensin. Çoktan sarıp sarmaladın beni. Her gün biraz daha kendine çekiyorsun. Akşamki şarabın sarhoşluğuyla değil… Bütün gece seni düşündüm. Ayık kafayla, şimdi seninle olmak istedim.”

Arif’e iyice sokulmuştu; soluk soluğa, konuşuyorlardı.

Arif’in sesi neredeyse bir mırıltıydı:

“Emin misin?”

Sonra kelimeler daha derinden geldi:

“Seni bulmakla kendimi buldum. Hayatıma seni katabildiğim için çok şanslıyım. Allah’tan hep, gece gündüz seni tekrar görmeyi diledim…”

Zaman, o odada anlamını yitirdi. Dakikalar saatlere karıştı.

Ta ki Meltem’in Elif’i aramasına kadar…

Telefon çaldığında saat 09.30’u gösteriyordu. Meltem, gelirken kendi eşyalarının da alınmasını istiyordu. Plan netti: Muğla’dan İzmir’e geçilecekti. Elif, biri kendisi ve Kemal için, diğeri Meltem’in eşyaları için olmak üzere iki valiz hazırladı. Hepsi Arif’in bagajına yerleştirildi ve yola çıktılar.

Muğla’ya vardıklarında Elif, yol kenarında bekleyecekti. Meltem ve damadı hastaneden çıkınca onu alacak, ardından İzmir’e doğru devam edeceklerdi.

Evden çıktıktan sonra Hakkı’ya uğrayıp kahvaltı yaptılar. Günlerdir aynı masaya oturuyor, hiçbir şey ödemeden ayrılıyorlardı. Bu kez Elif, Arif’ten Hakkı’ya yüklü bir miktar para bırakmasını istedi. Arif, tereddüt etmeden parayı masaya koydu. Hakkı ne kadar itiraz etse de onları durduramadı. Sessizce vedalaşıp ayrıldılar.

Muğla’ya vardıklarında, hastanenin hemen yanındaki ana yolda, dolmuş durağında durdular. Arif, Elif’i valizleriyle birlikte indirdi.

“Yanındayken her şey daha anlamlı,” dedi Arif.

“Sesini duymak günümün en keyifli anı, Unutma gülüşün dünyamı değiştiriyor.

Telefonlaşırız… Arayan sen ol Elif, ben hep müsaitim.”

Kısa ama derin bir vedanın ardından Arif, Denizli yoluna saptı. Oradan Ankara’ya doğru devam edecekti. Elif ise eşi Kemal, görümcesi Meltem ve damadıyla birlikte İzmir yolculuğuna çıkacaktı.

Yollar ayrılıyordu.

Ama her ayrılık, beraberinde daha büyük bir özlemi;

ve sevgiyi büyütürdü

ÖNCEKİ YAZILARI
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?