EĞİTİM: BAŞARI PUANINA MI, YETENEĞE GÖRE Mİ?

NURETTİN   ECE
NURETTİN  ECE
EĞİTİM: BAŞARI PUANINA MI, YETENEĞE GÖRE Mİ?
19-01-2026
Okullar yarıyıl tatiline girdi. Öğrencilere iyi tatiller dilerken, belki de biz yetişkinlerin bir an durup düşünmesi gerekiyor:
Çocuklar tatildeyken, biz eğitimin kendisini ne kadar sorguluyoruz?
Eğitim yalnızca sınıflarda verilen bilgilerden ibaret değildir. O, bir toplumun aynasıdır. Yaşam kalitesini belirleyen, refahı dengeleyen, bireyin kendini gerçekleştirme yolculuğunu şekillendiren en temel unsurdur. Eğitimin niteliği arttıkça insanın niteliği de artar; insanın niteliği arttıkça toplumda gelişir.
Bugün dünyaya baktığımızda, eğitim sistemleriyle öne çıkan ülkeler net bir biçimde görülüyor. Hollanda, Polonya ve Almanya gibi Avrupa ülkeleri; Finlandiya ve Kanada gibi öğrenci merkezli modelleriyle dikkat çekerken, Güney Kore, Japonya ve Singapur gibi Uzak Doğu ülkeleri disiplin, yoğun çalışma ve rekabet anlayışıyla öne çıkıyor.
Sorulması gereken  şudur:
Başarı nedir ve neye endeksli?
Finlandiya, yıllardır dünyanın en iyi eğitim sistemlerinden birine sahip olarak gösteriliyor. Bunun nedeni sınavlarda alınan yüksek puanlar değil; çocuğun bir “insan” olarak merkeze alınmasıdır. İlk altı yıl boyunca not yoktur, sıralama yoktur. Özel okul rekabeti de bulunmaz. Çocuk, öğrenmeyi bir yarış değil; doğal ve keyifli bir süreç olarak deneyimler.
Kanada’da eğitim sistemi eyaletlere göre değişse de temel yaklaşım ortaktır: Güvenli okul ortamı, eleştirel düşünme becerisi ve çok yönlü gelişim.
Buna karşılık Güney Kore, Japonya ve Çin gibi ülkelerde akademik başarı neredeyse toplumsal bir zorunluluk hâline gelmiştir. Haftanın yedi günü süren eğitim, uzun ders saatleri ve yoğun sınav baskısı vardır. Üniversite mezunu olmayan birey sayısı oldukça düşüktür.
Ancak burada asıl soru şudur:
Kim, ne kadar mutlu?
Bu başarı, bireyin yaşam doyumuna ne ölçüde katkı sağlar?
Uluslararası araştırmalarda okuduğunu anlama becerilerinde Singapur, İrlanda, Japonya ve Güney Kore üst sıralarda yer alırken, Türkiye 34. sıradadır. PISA ( Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı)sonuçlarında puanlarımız düşüş göstermekte; World Economic Forum verilerine göre ise Türkiye eğitimde 99. sırada bulunmaktadır.
Peki sorun müfredat mıdır?
Yoksa asıl mesele, çocuklara “ne olmak istiyorsun?” diye sormadan, “ne olmalısın” dayatması yapmak mıdır?
Türkiye’de eğitim sistemi anayasa ve Millî Eğitim Temel Kanunu çerçevesinde yürütülür. Amaç, iyi bir vatandaş yetiştirmektir. Oysa iyi bir vatandaş; düşünen, sorgulayan, üreten ve sevdiği işi yapan birey değil midir?
Bugün kaç kişi hayalindeki mesleği icra ediyor?
Kaç öğrenci, yetenekleriyle değil yalnızca sınav puanıyla tanımlanıyor?
Kaç genç, işini severek yapıyor?
Eğitimde eşitsizlik yalnızca gelişmekte olan ülkelerin sorunu değildir. Burkina Faso’dan Güney Sudan’a kadar birçok ülkede yetersiz beslenme, şiddet ve zorunlu göç eğitimi neredeyse imkânsız hâle getirirken; gelişmiş ülkelerde başka bir sorun vardır: başarı uğruna insanın ihmal edilmesi.
Eğitim sistemleri her yıl değişiyor, ülkeler arası rekabet giderek artıyor. Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
En iyi eğitim sistemi hangisi değil;
en mutlu, en özgür ve en nitelikli insanı yetiştiren sistem hangisidir?
Hangi sistem yaşam kalitesini gerçekten artırır?
Çünkü gerçek eğitim, diploma sayısıyla değil;
hayata anlam katabilen insanlarla ölçülür.
Bir mesleğin kalitesi, onu yapanın sevgisiyle ölçülür.
Ve dünya, sevdiği işi yapan insanlarla daha yaşanır bir yer olur.
ÖNCEKİ YAZILARI
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?