Meltem’ler, Elif’in dolmuşla gelip onları otobüs durağında beklediğini biliyorlardı. Elif’i aldıktan sonra İzmir’e doğru yola çıktılar. Yol boyunca fazla konuşulmadı; herkesin zihni, söylenmemiş cümlelerle doluydu.
Meltem’in evine vardıklarında kısa bir soluklanma oldu. Ardından Meltem, Kemal’in tahlillerini alıp damadıyla birlikte hastaneye gitmek üzere evden ayrıldı.
O an, Elif’le Kemal uzun zamandır ilk kez baş başa kalmıştı.
Kemal, daha fazla dolanmak istemedi. Sandalyeye yerleşti, derin bir nefes aldı ve doğrudan konuya girdi.
“Adam akıllı oturup konuşamadık,” dedi. “Amerika’dan misafirlerin gelişi, ardından yaşananlar… her şey üst üste geldi.”
Elif susuyordu.
“Arif,” dedi Kemal, gözlerini Elif’ten ayırmadan. “Ankara’dan nasıl kalkıp hastaneye gelmeyi başardı?”
Elif, bu soruyu defalarca yanıtlamış olmasına rağmen, yine aynı sakinlikle konuştu.
“Tahlilleri istedim. O da alıp getirdi. Hepsi bu.”
Kemal başını iki yana salladı.
“Ankara’da yemeğe çıktığımızda seni izledim, Elif. Adama nasıl baktığını gördüm. Benim sana baktığım gibi… taparcasına bakıyordun.”
Elif irkildi.
“Adamın sana nasıl baktığının hiçbir önemi yok,” diye devam etti Kemal. “Ama senin ona nasıl baktığın benim için çok önemli.”
Elif, o an gerçeği itiraf edemezdi. Kemal’in haklılık payı olduğunu biliyordu. Yıllar sonra, kadınlığını ve kendini Arif’te yeniden bulmuştu. Otuz beş yıl önce yarım kalan, kaçırılmış bir aşk… Meğerse;gerçek aşkı, ilk aşkıymış.
Aslında Kemal haklıydı. Elif, Arif’e taparcasına bakıyordu.
Yıllar Arif’i daha da çekici kılmıştı: hafif kırlaşan saçları, belirginleşmiş çene hattı, bakmasını bilen o kusursuz gözleri… 1.80’lik sportif fiziği, ne giyse yakışır hâliyle zaman, ona cömert davranmıştı. Elif’in kalbindeki yeri yıllarca uykuya yatmış; şimdi damarlarında yeniden uyanmıştı. Hayat onları farklı yönlere savurmuştu ama yolları yeniden kesiştiğinde hisler tazeliğini hiç kaybetmemişti.
Entelektüel bir kadın olan Elif’le, iş dünyasında şekillenmiş Arif… Birbirine hiç benzemeyen iki insan, tutkunun ortak dilinde buluşmuştu. Tutku ve arzu… Elif, bunun beklenmedik bir ilişki mi yoksa kaderin gecikmiş bir telafisi mi olduğunu kendine bile itiraf edemiyordu. Ama Kemal bunu fark ediyordu. Kemal’in fark ettiğini de Elif biliyordu.
“Meltem,” dedi Kemal, sesi biraz yumuşayarak, “kardeşim bana sahip çıktı. Atladı, geldi. Sen ise… böyle bir süreçte Arif’i getirdin. Üstelik burnumun dibine.”
Elif konuşmak istedi ama kelimeler boğazında düğümlendi.
“O an düşünemedim,” diyebildi yalnızca.
Kemal, acı bir tebessümle baktı.
“Rahatsız olabileceğimi hiç düşünmedin yani? Hani kimseyi kolay kolay hayatımıza sokmayacaktın?”
Elif suskunlaştı. Kate’le tanıştıktan sonra gerçekten çok değişmişti. Kendi arzularını bastırmaktan vazgeçen, hayatını istediği gibi yaşamak isteyen orta yaşlı bir kadına dönüşmüştü. Ama bu ilişkiyi nasıl yürüteceğini, nereye varacağını o da bilmiyordu. Öncelik, iki oğlunun babası olan Kemal’in sağlığına kavuşmasıydı.
O sırada Arif, Ankara’ya varmıştı. Kemal Bey’in sağlık durumunu kısaca çocuklarına anlatmış, Elif Hanım’ın selamlarını iletmişti. Elif’in Amerika’daki iki oğlu ise babalarının bypass ameliyatı sırasında yanında olmak istiyorlardı. Bu yüzden ameliyat tarihini öğrenmeye çalışıyorlardı.
Elif, neredeyse her gün çocuklarıyla ve Kate’le görüntülü görüşüyordu. Kate’le konuşmak onu inanılmaz derecede rahatlatıyordu. Marmaris’teki son gün, Arif’le yaşadıklarını tüm detaylarıyla, hatta nasıl haz aldığını bile Kate’e anlatmıştı. Arif’le ise kısa, temkinli konuşmalar yapıyordu; söylenmeyenler, söylenenlerden çok daha fazlaydı.
Kemal için bypass ameliyatı beş gün sonrasına planlanmıştı. Doktorlar;böyle ciddi bir ameliyatla hastanede kalış süresinin, hastanın bünyesine göre değişebilir. Bu tür ameliyatlardan sonra hastalar genellikle iki ila beş gün içinde taburcu ediliyor, bir ila dört hafta içinde gündelik hayatlarına dönebiliyordu.
Elif içinse asıl mesele iyileşme süresi değil, kalbinde aynı anda çarpan iki farklı duyguydu: geçmişe duyduğu sadakat ve yeniden uyanan bir aşkın çağrısı.
Dünya gerçekten küçüktü.
Ama insan kalbi, her şeye rağmen, hâlâ karmaşıktı.