
Röportaj: Dilek Pehlivan
Türkiye’de polifonik koro müziğinin gelişimi, koro eğitici yöneticisinin rolü ve gençlik korolarının geleceği üzerine Prof. Mustafa Apaydın ile kapsamlı bir söyleşi…
Dilek Pehlivan: Türkiye Polifonik Korolar Derneği’nin kuruluş amacı nedir?
Prof. Mustafa Apaydın: Türkiye Polifonik Korolar Derneği, polifonik koro müziğini toplumda yaygınlaştırmak, bu alanda farkındalık oluşturmak ve Türk koro müziğinin evrensel düzeyde hak ettiği yere ulaşmasına katkı sunmak amacıyla kurulmuştur. Aynı zamanda farklı yaş gruplarını bir araya getirerek müziği ortak bir kültür dili haline getirmeyi hedefler. Müzik yolunda ilerlemek isteyenler ile amacı doğrultusunda çalışmak isteyen herkesi bir çatı altında toplayıp birleştirmiştir. Her yaş düzeyinde vokal topluluklar kurmak isteyenler, konserler düzenlemek isteyenler, band kayıtları, CD, radyo-TV yayınları yapmak isteyenler gibi benzeri etkinliklerle birey ve toplum bazında polifonik müziğe destek olup yaygınlaştırılması hedeflenmiştir.
Dilek Pehlivan: Koro kavramı nasıl ortaya çıkmıştır?
Prof. Mustafa Apaydın: Koro, antik çağlardan itibaren toplu ifade biçimi olarak ortaya çıkmıştır. Tiyatroda topluca söylenen bölümlerle başlayan bu yapı, zamanla müzikle birleşmiş ve özellikle Roma ve Yunan dönemlerinde gelişerek sistemli bir sanat formuna dönüşmüştür. Koro demek tarihsel süreciyle söylersek sözcüğünün kullanıldığı yer antik çağlarda İsa'dan 5000 yıl önce 3000 yıl önce 2000 yıl önce koro sözcüğü tiyatrolarda vardır ya hep beraber söylenirdi‘ padişahım çok yaşa padişahım çok padişahım çok yaşa’ tiyatro dramatizasyon da kullanılıyordu. İlk koro sözcüğünün kullanıldığı yer sözcüklerin sözlerin müzikal bir biçimde birkaçını kullanarak yapılan şeylerdi. Müzikle ilgisi aşağı yukarı İsa'dan sonra kiliseler egemen olmaya başladı Roma İmparatorluklarıyla ve bu tür müzikleri müzikçilerle himaye eden yerler kiliseler oldular. Çünkü dünya üzerindeki insanların önemli bir bölümü artık dini benimsedi ve bu benimsediği dini yayabilmek için müziği araç olarak kullanmayı keşfettiler. İsa’dan önce çok seslilik yoktu diyemeyiz ilkel de olsa vardı. Çift zurna, Tanbur, Lir gibi çalgılar kullanılıyordu. Hristiyanlık, İsa’nın doğuşundan sonra yayılmaya başlarken, dini öğretileri müzik aracılığıyla aktarma gereksinimi ortaya çıktı. Kiliseler, bu öğretileri yaymak için müziği bir araç olarak kullanmayı keşfettiler.
Dilek Pehlivan: Kiliseler ve koroların gelişim süreci nasıldır?
Prof. Mustafa Apaydın: Orta Çağ’da kiliseler koro müziğinin en önemli merkezleri olmuştur. Nota sisteminin gelişmesi, Gregor ezgileri ve çok sesliliğin temelleri bu dönemde atılmıştır. Roma döneminde kiliseler, dinsel müziklerin hem üretildiği hem de desteklendiği merkezler haline geldi. Antakya, Kudüs, Roma, İskenderiye ve İstanbul gibi önemli metropoller, Hristiyanlık için hem dini hem de müziksel birer merkez oldu. Ancak bu merkezlerde müzik uygulamaları arasında birlik yoktu. Papa, bu birliği sağlamak için nota sistemini geliştirdi. “Norma” olarak bilinen bu sistem, müzikte yükseklik ve süre ölçümlerini bir standarda oturttu. Ayrıca, Gregor ezgileri olarak bilinen dinsel melodiler bu dönemde şekillendi. Milano’da 750 yılında kurulan Scola Cantorum (Şarkı Okulu), çok seslilik eğitiminin önemli bir başlangıcı oldu. Zamanla koro müziği yalnızca dini alanla sınırlı kalmamış, saraylara ve halk kültürüne de yayılmıştır. Bu süreçte, Rönesans ile müzik fikirlerinin serbestçe ifade edilebilmesi sağlandı. 1453’te İstanbul’un fethiyle Avrupa’da siyasi ve kültürel değişimler yaşandı. Bu değişimlerin bir sonucu olarak, müzik daha evrensel bir boyuta ulaştı. Türkiye’de koro müziği eğitiminin temel taşları ancak Cumhuriyet dönemiyle atılmaya başlandı. Bugün, bu alanda yapılan çalışmalar sayesinde gençlik korolarının sayısı ve kalitesi hızla artmaktadır. Bu okul, Batı’da koro müziği eğitiminin temellerini attı. Atatürk, Osmanlı döneminde bazı yatırımların geriye gitmesine engel olmaya çalıştı. Osmanlı döneminde önemli olan bazı değerlerin Atatürk döneminde yeniden canlandırılmaya çalışıldığı görülür. Aradan geçen yaklaşık 1250 yıl sonra, Türkiye’de “Polifonik Korolar Derneği” ve “Koro Müziği Eğitim Merkezi” gibi oluşumlarla bu tür çalışmalar başlatıldı.
Dilek Pehlivan: Bir koro eğitici yöneticisinde olması gereken özellikler nelerdir?
Prof. Mustafa Apaydın: Koro eğitici yöneticisi hem müzikal hem pedagojik donanıma sahip olmalıdır. Sesleri ayrı ayrı tanıyıp bir bütün haline getirebilmeli, homojen bir koro tınısı oluşturmalıdır. Koro yöneticiliği, yalnızca müziksel beceri değil, aynı zamanda grubu yönetme becerisi de gerektirir. Koro yöneticisi, grup üyelerinin seslerini uyum içinde birleştirirken, aynı zamanda doğru diksiyon ve artikülasyon için de çalışmalar yapar. Koro eğitmeni, sadece müzikal bilgiye sahip olmakla kalmamalı, aynı zamanda pedagojik becerilerle donanmış olmalıdır. Bu bağlamda, iki farklı meslek kimliği gereklidir: birincisi müzik eğitimi almış ve ses eğitimi konusunda uzmanlaşmış bir koro eğiticisi, diğeri ise ses gruplarını homojen bir şekilde yönlendirebilme kapasitesine sahip bir yönetici. Bir diğer önemli nokta, koro eğitmeninin müziksel işitme yeteneği ve solfej bilgisi gerekliliğidir. Solfej ve ses eğitimi, koro üyelerinin birbirleriyle uyumlu bir şekilde şarkı söylemesini sağlamak için önemli araçlardır. Bu sayede koro üyeleri daha hızlı bir şekilde müziği öğrenir ve aynı zamanda grup çalışması içerisinde etkili bir şekilde yer alabilirler. Sonuç olarak, koro eğitmeni ve şefi, yalnızca müzikal bilgiye sahip değil, aynı zamanda pedagojik, liderlik ve organizasyonel becerilerle donanmış olmalıdır.
Dilek Pehlivan: Gençlik korolarında temel müzik ve ses eğitimi şart mıdır? Repertuvar seçimi nasıl olmalıdır?
Prof. Mustafa Apaydın: Kesinlikle şarttır. Doğru nefes, ses tekniği, ritim ve nota okuma olmadan sağlıklı bir koro eğitimi mümkün değildir. Vokal egzersizler ve düzenli çalışma, hem bireysel sesi hem de koro bütünlüğünü geliştirir. Repertuvar, koronun seviyesine uygun olmalıdır. Barok, Klasik, Romantik ve Çağdaş dönemlerden dengeli seçim yapılmalı; Türk ve dünya koro literatürü birlikte değerlendirilmelidir. Amaç teknik gelişim kadar müzikal zevk kazandırmaktır.
Dilek Pehlivan: Koro eğitici yöneticiliği için önerileriniz nelerdir?
Prof. Mustafa Apaydın: Güçlü bir müzik eğitimi, pedagojik formasyon ve sürekli gelişim şarttır. Koro eğitici yöneticisi hem bireyi hem topluluğu yönetebilmelidir. En önemlisi müziği öğretmek değil, yaşatabilmektir. Koro yöneticisi, koroda ritmik uyumu, homojenliği ve müzikal uyumu sağlamalıdır. Bu, koroda bulunan her bireyin teknik açıdan aynı seviyeye ulaşmasını gerektirir. Aynı zamanda, koro şefinin diksiyon, artikülasyon ve anlaşılırlık konularında da koroyu yönlendirmesi şarttır. Koro şefinin başarısı, korosunun performansı ile doğru orantılıdır. Sanatsal ölçütlerden birini bile eksik bırakan bir koro şefi, eksik bir proje ortaya koymuş olur.
SON SÖZ
Koro müziği, bireylerin seslerinin birleşmesinden çok daha fazlasıdır; ortak bir disiplin, kültür ve ifade biçimidir.Katkılarından dolayı değerli hocama teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım.

