Muğla
DOLAR15.8769
EURO16.8435
ALTIN942.55
Erol UYSAL

Erol UYSAL

Mail: [email protected]

Bir Zamanlar Marmaris

“Bir zamanlar Çukurova” dizisine benzeyen bu başlığı kullanmam aslında rastlantı değil. 1937 yılında doğduğuma göre o dönemdeki amcalarımızı, teyzelerimizi ve tüm büyüklerimizi yakından tanırım. Hepsi birbirinden bilge olan “Genç Cumhuriyetin Çocuklarını” rahmet ve minnetle anıyorum. Allah hepsine rahmet eylesin, mekanları cennet olsun.   Mesela Hafize teyzemiz vardı. Bizim yaşlardakilerden tanımayan yoktu. “Akbaşın Hafze” her konuda fikir beyan edecek kadar bilgilidir. Onun değerlendirme ve fikirleri hep önemsenmiştir. Niye kendi adı ve soyadıyla anamıyoruz? Soyadı Kanunu 1934 yılında yürürlüğe girdi ama Marmaris’te herkes lakapları kullanmaya uzun zaman devam etti.  Mesela Durâniler vardı. İçlerinden Hamdi Yüzak (Durâni’nin Hamdi) bir dönem Marmaris Belediye Başkanlığı yapmıştır. Daha sonra Hafız Kâmil de Marmaris’e Belediye Başkanı olarak hizmet etmiştir.   Sokak kedilerini çok seven ve besleyen Kara Şerif her köşe başında kedilere yem vermesiyle bilinirdi. Düğünlerde, kına gecelerinde ud çalan Zela (Zeliha) teyzeyi bizim nesil mutlaka hatırlar.  Feyzullahlar denizcilikle ve tarımla uğraşırdı. Dedeleri Feyzullah Ağa aynı zamanda eski caminin imamıydı.  Babam gözlüklü İsiyin (Hüseyin) onun da babası Hacı İbrahim kayıkçıydı. Kadıoğulları sülalesi esnaftı.  Atasoylar’ın mandalin bahçeleri vardı. Ataları Abid Ağa Marmaris’in ilk kadılarındanmış. Hatta rivayete göre aslen Kırımlı oldukları düşünülür. Benim anne tarafım da Atasoylar’dandır.  Şükrü Kaptan hem süngerci hem de esnaftı. Marmaris’in gelişimine katkıları unutulamaz.

“Dervişler” tenekecilik yapardı. 

Marmaris’te dalgıçlardan vurgun yiyen çoktu. Süngercilerden “Samıdın Ali” taşlı sünger yapar ve eski cami arkasında hamamın yanında yere dizdiği süngerleri İzmir’den gelen yerli turistlere satardı. “Samıdın Ali” süngercilik yaparken vurgun yemiş, özürlü kalmıştı. 

“Kara Aliler” ayakkabıcılık yapardı.  “Barutçular” bal yapıp satarlardı.  Mavi turun ilk kaptanlarından Ali ve damadı Ali Fuat ünlü Hürriyet teknesiyle Türkiye’de yat turizmini ilk başlatanlardandır. “Ayyıldızlar” da Turunç ve Gölenye’den Cuma namazına gelen köylüleri tekneleriyle taşırdı. 

“Topal İsiyin” (Hüseyin)’in hikayesi hazindir. Birinci Dünya Savaşında bir Fransız gemisi Marmaris açıklarında durunca ahalinin bir kısmı Muğla istikametine gitmiş, bir kısmı da bombardımana karşı koruma sağlar diye kalenin “kemeraltına” saklanmış. Hüseyin amca ve ailesi de burada saklananlardanmış. Fransız gemisinin bombalarından biri kemeraltında patlayınca daha küçücük bir çocukken ayağını bir şarapnel götürmüş ve adı “topal” kalmıştı. Kemeraltındaki bu olaydan dolayı bizim büyüklerimiz arasında “kör” “topal” “samıt” (dilsiz), “gofuz” (sağır) çoktur. Bu özürlü büyüklerimizin bu lakapları onları aşağılamak için değil, mevcut durumlarını ortaya koymak için verilmiştir. Aslında bu lakaplar birer saygı vesilesiydi. Bu vesileyle savaşın insanlığa karşı ne kadar büyük bir suç olduğunu hatırlayalım. Başta Ukrayna olmak üzere savaş acısı çeken tüm mazlumların bir an önce barışa kavuşmalarını diliyorum. 

 

 

 

 “Tenten Hüseyin” büyüğümüzle henüz hayattayken evinde röportaj yapma imkânım  olmuştu. Hatta benimle bir anısını da paylaşmıştı. Atatürk Ege vapuruyla Marmaris’e geldiğinde vapur Bedir Adası önüne demirlemiş ve Atamız güneş iki adam boyu yükseldikten sonra vapurun baş güvertesinde bir şezlonga uzanmış. Tenten Hüseyin amcamız da vapurun yakınında kayığında balık avlamaya başlamış. O gün de Atamızın bahtına çok iri “saçlı mercan” yakalamış. Evet, şimdi balon balığından başka balık kalmayan körfezimizde bizim gençliğimizde kilolarca “saçlı mercan” oltayla tutulurdu. O dönem, Atamızın sağlığının iyi olmadığı dedikodusu olduğundan Hüseyin amcamız vapura yanaşmış ve elindeki saçlı mercanları bir kadeh rakıyla yerse Atamızın iyileşeceğini söylemiş. Tabii vapurun etrafındaki sandallarda bulunan devriyeler onu hemen uzaklaştırmışlar. Kim bilir, Atam Hüseyin amcamızın balığını yemiş olsa belki de iyileşirdi.  Marmaris eşrafından “Kıymıkçılar” ve “Haşmetler” Marmaris’e çok katkı sağlamıştır.  Marmaris’e elektriği ilk getiren “Haciepti” (Hacı Apti)’dir. Hatta Marmaris’e Begonvil çiçeğini de getiren “Hacepti” olduğundan Marmaris’te hala begonvil çiçeğine “Hacepti” denir.  Datçalı Halil ve eşi Nesibe evlere su taşırlardı. O zamanlar evlerde su yoktu. Nesibe kör, Halil topaldı ve birbirlerine destek olarak evlere Gocapınar’dan Kemeraltı’na su taşırlardı.

“Cin Ali” adı gibi cin gibi, çok akıllı bir bakkaldı. 

Bu isimler sadece aklımıza geliverenler. Halbuki Marmaris’e çok büyük katkılar sağlayan o kadar çok “Genç Cumhuriyetin Çocukları” var ki, bu vesileyle ismini anamadığımız hemşerilerimizi de minnetle ve rahmetle analım.  1945 yılına kadar Marmaris’in ne doğru dürüst bir içme suyu şebekesi ne de kanalizasyon sistemi vardı. Buna karşılık deniz, hava ve arazi çok temizdi. Marmaris’in kuzeyinde dünyanın en verimli mandalin bahçeleri vardı. Şimdi oralar hep apart otel oldu. 

Geçen hafta Bodrum Belediyesi ve Muğla Büyükşehir belediyesi iş birliği ile Gümbet limanında deniz dibi temizliği yapılmış. 10 dalgıç Gümbet limanından denize dalmış. Birkaç saat süren bir çalışmada kilolarca çöp çıkarılmış ve sergilenmiş. Sadece ilk yarım saatte yirmi tane şezlong, kızartma tavası, marangoz işkencesi, otomobil lastikleri, şarap şişeleri çıkarılmış. 

Ben bizim limanın da çok farklı olmadığını düşünüyorum. Hatta Marmaris Bodrum’dan daha büyük tehlike altında çünkü liman Bodrum’a göre çok daha kapalı durumda. Her sezon başında plajlara dökülen tonlarca kum da, her yağışta denize dökülen alüvyonlar da hem körfezimizi kirletiyor, hem de deniz dibinin çölleşmesine neden oluyor. Bizde yosunlara “erişte” denir. Erişte balık popülasyonlarına yuva olur, gıda sağlar ve denizi temizler. Karada ağaç neyse denizde de erişte odur. Maalesef bilinçli bir koruma politikamız olmadığından eriştelerimiz azalıyor. Gençlerimiz “çatal kuyruk”, “gelincik” gibi birçok balığımızı hiç görmedi. Eğer körfezimizi yeterince koruyamazsak gelecek nesil balık nedir bilmeyecek.   Sonuç olarak, Marmaris birkaç güzel neslin oluşturduğu bir gelişim birikimidir. Biz bu birikime kültür diyoruz. Marmaris körfezi yerlisiyle, sonradan yerleşmişiyle, yabancısıyla hepimizin geçmişten bugüne aktarılmış emanetidir. Bu emanete dev bir yüzme havuzu gözüyle bakılamaz. Bu körfez ve etrafındaki ormanlar, bağlar ve bahçeler, hatta hayvanlar ve çiçeklerin bile yaşamını sürdürme, bizden sonraki nesillere bozmadan, kirletmeden aktarma sorumluluğumuz var. Eğer bu sorumluluğumuzun gereğini layıkıyla yerine getiremezsek gelecek nesiller bizim adımızı bizim yaptığımız gibi rahmetle, saygıyla ve muhabbetle değil, lanetle anarlar.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar