YENISAYFA
ASPAK
Muğla
DOLAR17.9648
EURO18.5047
ALTIN1032
Erol UYSAL

Erol UYSAL

Mail: [email protected]

TÜRK YUNAN İLİŞKİLERİ

 

                Anne ve babalar günlerinin kutlanmasından sonra televizyonlarda ve ulusal gazetelerde ana yazı konuları Türkiye ve Yunanistan arasında gerginliklere sebep olan konuları içeren açık oturumları izledim. NATO’ya katılmak için başvuruda bulunan İsveç ve Finlandiya’nın ve orada yaşamakta olan bazı anarşistlerin geçmişte Türkiye’ye karşı düşmanca tutumları olduğunu gösteren eylemler ve hareketlerinin olduğu gerçektir. Bunlara karşı Türkiye bu iki devletin sergiledikleri gösteriler NATO ittifakına üye ona Türkiye’nin uyguladığı veto hakkıyla durdurulmuştur. Bu nedenle bu ülkelerin NATO’ya girme girişimlerine vize vermeyen haklı bir siyasetimiz olduğu da bir gerçektir.

Bu olaylar ile Türkiye ve yeni NATO adayları arasındaki gerginliğin artmasına neden olduğunu söylemeliyiz. Bunun bir Bizans oyunu olduğunu, Amerika ve Fransa gibi NATO ülkeleri başta olmak üzere bu tür yeni üyelerin kabulünün NATO’nun ana prensiplerine ve ilkelerine aykırılığı yüzünden Türkiye’nin NATO’dan ayrılmaya çalışmasının bir öngörü olabileceği de düşünülebilir. Türkiye NATO’nun en eski ve deneyimli ülkelerinden birisidir. Bunu yapanlar bu girişimlerinde katiyen başarılı olamayacaklardır. Buna komşumuz Yunanistan da NATO’nun sonradan üyeliğe alınan devletlerden birisidir. Siyaset adamları bu tür Bizans oyunlarının yapılmakta olduğunu kolayca anlamalıdır. Yunanistan başbakanı Mitcotakis en son açıklamasında Türkiye’ye dönük doğu Akdeniz’de Türkiye’nin sergilediği siyasetin mahiyeti ile ilgili yanlış ifadeler kullandı. Oysa onun ifade etmesi gereken konu adaları Lozan anlaşmasına rağmen nasıl silahlandırdığını açıklaması öncelik almalıydı. Türkiye’yi tahrik ederek ilk tetiği çekenin olmasını sağlamak ve ondan sonra diğer NATO müttefiklerine suçlunun Türkiye olmasını sağlatmak olduğudur. Bu da aynı şekilde bir Bizans oyunudur. Türkiye böyle hallerde hemen karar vermez, tarihten deneyimi olan bir müttefik ülkedir. Kore savaşına Türkiye bir tugay kuvvetinde asker ile katılmış, dostları ile iyi geçinmenin şeref ve gururunu yaşamış bir ülkedir.

Türk Yunan ilişkileri genellikle ben NATO’da görevliyken fazla aleyhimize olarak adalar meselesi, Fır Hatları ve Yunanistan’ın Lozan barış antlaşmasına karşı gelerek adaları tekrardan silahlandırmaya başlaması benim bildiğim kadarıyla NATO’nun en yüksek karargahı olan Belçika’da gündeme gelmedi. Yunanistan’da darbe ile oluşan hükümet değişiminde hükümeti albaylar darbe ile ele almıştı. O günlerde albayların bulunduğu dönemde ilişkilerimiz iyiydi. Ben bir ay Selanik şehrinde görev yaptım ve oradaki NATO karargahında  (C karargahı ) Ege’de yapılan bir askeri tatbikata katıldım. İzmir’deki NATO (LSE: Land South East) Kara Kuvvetleri Komutanlığı karargahından bir Türk heyeti ile bu tatbikatın ön ve son dönemlerinde Kavala şehrindeki NATO karargahında çalışmada bulundum. Bu tatbikat Kavala kıyılarında yapılan yıllık bir çıkarma tatbikatıydı ve bu harekat deniz ve hava kuvvetleri ile destekli bir çıkarma harekatıydı. Bu tatbikatı Türk heyeti başkanı bir tümgeneralimizin başkanlığında izlemiştik. O zaman bizim Yunan askeri personelleri ile ilk etkileşimimiz Türk heyetini tatbikat bölgesinde ağırlayan albaylar ile tanışmamızla oldu. Selanik’te bulunduğumuz süre boyunca bize çok ilgi gösterdiler.

1990’lı yıllarda Sovyet Rusya’nın Berlin Duvarı’nın yıkılması sonrasında albayların adalete teslim olmalarından sonra yeni bir strateji oluşturulması sonrasında adalarda silahsızlanma olmasına rağmen adaların silahlandırılması ve bunun sürerliğinin devam ettiği başta ABD’nin yardımları ile Girit adasından başlayarak Midilli’ye kadar olan adaların silahlandırılması gündeme gelmiştir. Sözde bunun eskiden Sovyetlere karşı bir tedbir olduğu söylenirdi şimdi ise hangi dış tehdide karşı alınan bir savunma tedbiridir anlaması zor. O zamanlar durumlar Yunan askerleri personelleri ile karargahlarda birlikte çalışırken şimdi yeni siyasetçiler ve politikalarından dolayı o eski yakınlığımızın tam tersi şu an aramızda büyük bir gerginlik bulunmaktadır. O zamanlar karşılıklı bir saygı ve duyarlılık vardı. Düşmanlık bu iki NATO ülkesi arasında yabancı bir kavramdı. Zamanında kıyılarımıza kadar yaklaşan kıta sahanlıkları ve bizi birbirimiz ile savaş durumuna sokan siyasetçiler, yaptıkları hatanın ne düzeyde bir sonuca ulaşacağını iyi düşünmeleri gerekir. Ekonomik yönden iki ülkenin de durumu çok iyi değildir. Ege ve Akdeniz’den hem doğalgaz hem de petrol yönünden yararlanılacak kaynaklar olarak kullanma ve yararlanma sağlayacak ikili menfaatleri dikkate almamız gerekmektedir. Yıllar önce denenmiş karşılıklı olan kan kaybına sebep olan savaşlar yapıldı. Bunları da görmezden gelmemek gerekir. Yaşam koşullarımız düşmanlık yerine dostluğa doğru yönelimler olmalıdır. Çok benzer yaşam tarzımız ve kültürel zenginliklerimiz var. Bizim Selanik’te bulunduğumuz 1968 yılında yapılan bir futbol maçına Türk heyeti olarak davet edilmiştik. Maç ise berabere bitti. Seyircilerin coşkulu tezahüratlarına karşı polisler bize ayıp olmasın diye taraftarları tezahuratı abartmamaları konusunda uyardılar ve bizi kırmaktan çekindiler. Zaten asker kökenli olan savunma bakanımız sayın Hulusi Akar, Yunan başbakanına ve meslektaşına karşı yönelik konuşmasında dostluk ve bulunduğumuz toprakları ve denizleri dikkatli kullanmamız ve dostluğumuzu artırmak ve dışarıdan başkalarının gözlerinde bu iki NATO ittifakı arasında yakınlaşma ve dostluğa dikkat etmemiz gerektiğini ifade ettiler. NATO anlaşmasına göre dışarıdan düşman bir ülke NATO ülkelerinden birisine saldırması durumunda NATO üyeleri saldıran ülkeye karşı savaşırlar. Üye olan Yunanistan ile Türkiye’nin savaşması gündemde yoktur. Neredeyse; ne haliniz varsa görün denir.

NATO genel sekreterliğinin yeni üyelerin sayısının artırmanın çabası yanında eski üyelik statülerini bugüne kadar olan her şeye rağmen devam ettirmekte olan Türkiye ile Yunanistan arasındaki itilaflara karşı önlem alıcı çalışmalar yapılması leyhinde gayret göstermelidir. Türkiye’nin uzak doğuda Kore savaşından bugüne yaptığı sulhu geri getirmek için özveriler hiçbir zaman unutulmamalıdır. Türk ulusu genç nüfusu ile her türlü savaşa karşı karada, denizde ve havada topraklarını ve milli bütünlüğünü savunmada kuvvetlidir. Politikası gereği Dünya’da bu hakları savunan milletler, uluslar vardır. Onlar da Türkiye’nin yanında olacaklardır. Diplomatik ve siyasi yollarla çözülebilecek sorunlar için hiçbir tarafın kan dökmesine gerek kalmamalıdır. Her iki ülkenin ve tüm insanlarının çok dikkatli olmaları gerekir. Çünkü savaşlarda maddi, manevi ve kültürel olan tüm varlıklar zarar görebilir. Aklın yolu birdir.

Erol UYSAL 22.06.2022

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar