Ana içeriğe geç
SEVİM TUTAR ARICAK
SEVİM TUTAR ARICAKKöşe Yazarı

KALBİ MÜHÜRLÜ İNSANLAR

İnsanın duygularını kaybedip bir makineye dönüştüğünü kendisi fark etmez ama en yakınındakiler hisseder ve yaşarlar.

İnsanın duygularını kaybedip bir makineye dönüştüğünü kendisi fark etmez ama en yakınındakiler hisseder ve yaşarlar.

Bir söz vardır "Ağlıyorsan canlısın" diye. Allah insanlara ağlayabilecek kadar duygu, merhamet ve yaşayacak kadar insan olmayı nasip etsin.

Son yıllarda insanlar robotlaştı ve duygularını yitirdiler. Para için kırıp dökmedikleri, kullanıp atmadıkları, çıkarları için sırtına basıp çıkmadıkları insanlar kalmadığı gibi hiç etrafındaki insanlarla bir sofrayı, bir bardak çayı paylaşmamışlar gibi, tanımıyormuş gibi davranıyorlar. Yüzünüze başka, arkanızdan başka konuşuyorlar.

"Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır" diyen insanlardan; dünyayı versen nankörlükte sınır tanımayan insanlara geldik.

Bazı insanlar geçmişlerini, sefil hayatlarını çabuk unutuyorlar. Parası olunca adam olduk sanıyorlar, buldumcuk oluyorlar.

Özünü, insanlığını kaybetmeyen samimi insanları şahsen çok severim; onlara selam olsun.

Oturup yiyip içtikleri insanları başkalarına atıp tutabiliyorlar. Bir insanın yüzüne söyleyemeyecekleri şeyleri arkasından söylemeleri, o insanların hayatınızda doğru insanlar olmadığını gösterir.

Arkanızdan konuşanlar değil bir fincan kahvenin hatırını, bütün ömrünüzü de verseniz kıymetinizi bilmeyecek karakteri bozuk ve nankör insanlardır.

İyi tanıdığınız birisi öldüğünde insan iseniz üzülürsünüz. İnsanın değeri etiketinde, sahip olduğu imkânlarla ölçülmez; karakteriyle ölçülür.

Düşmanı için bile üzülüp yüreğinde merhameti olan insanları dünyanın çıkar ilişkisi ve varlığı bozamaz.

Biri ölürse cenazeye gidilir, acı paylaşılır; evlenenin düğününe gidilir, sevinç paylaşılır. Bunların hepsi zaten doğal bir insanda normal eylemlerdir.

Bir de Kızılcık Şerbeti'ndeki gibi 35 yaşında gencecik ölen, sette bir yıl birlikte çalışıp da cenazesine senaristi dahil bir kişinin bile katılmaması ve senaristin absürt açıklamaları insanlığın geldiği noktayı kısacık özetledi.

Bazı insanları geldikleri en yüksek makamlar ve imkânlar değiştiremez, bozamaz; çok sıradan ve basit yaşarlar hayatı, doğrusu da budur.

O bozulmayanlardan birisi de benim canım annemdi. 84 yıllık ömründe çok acılar gördü, kendisini işe vurdu, öyle canı yandı ki! Yine de isyan etmedi; hayatı olduğu gibi kabul eden, yaşamaya aşık bir insandı. Çok hırpalanmasına rağmen bir gün olsun karakterinden ödün vermedi. Bazı insanların tahammül edemediği şeylere o güler geçerdi; bu bir insanın kendisini kontrol edebilme becerisiydi, bir insanın gücü burada saklıydı.

Ayakta gitti; kimseye muhtaç olmadan, bir bardak su istemeden, minnet etmeden... Muhtaç olsaydı kaldıramazdı çünkü çok arlıydı. Allah biliyordu ve onu kimseye muhtaç etmeden ayakta gitmesi için sebep nasip etti.

Herkesin tek söylediği: "Hâlâ inanamıyorum, ayakta gitti, Allah bana da böyle ölüm nasip etsin." İdi. Böyle ölebilmek için yaşamını ona göre sürdürdü; ağzından çıkanlara dikkat etti, çok kırılırdı ama kırmamak için kendisiyle savaşırdı.

Böyle yaşamanın bedeli çok ağırdır, herkes bunun hesabını, bedelini ödeyemez.

Yaptığı iyiliği kimseye anlatmaz, çocukları asla incitmezdi. Yaşlılara merhamet eder, bir de sürekli verirdi; kendi ihtiyacı olsa bile hiç acımaz, saklamazdı. Bir fincan kahvenin hatırını bilen, kendisine yapılan iyiliği asla unutmayan ve ona göre yaşayan, fakirliği de zenginliği de görmüş birisinin sahip olduklarıyla şımarması mümkün değildi zaten.

Annem, dedemin 17 kg'lık tenekeyle altını gömüp ara ara baktığını gören bir çocukmuş. Gece gördüğü teneke dolusu altınların ay ışığında yaldır yaldır yaldıradığını anlatırdı. "Ne oldu akıbeti?" diye sorduğumuzda bilmediğini söylerdi.

Şimdiki çocuklar yarısını hiç şüphesiz ki çalardı.

Bu kadar varlıklı bir ailede büyümüş, yoklukla sınanmıştı. Ben bebekken açlıktan bir yufka ekmeğine uzanıp alırken üvey anasının elime vurduğu oklavayı hiç unutmadı. Canını nasıl yaktıysa, bir ananın yavrusuna vurulmasını asla affetmedi. Her söylediğinde o acıyı taptaze gözlerinde görür, sesinin tınısında hissederdim.

Tereyağını annem almasın diye parmaklarıyla bel koyarmış anası; belki bu yüzden istemesek de vermek için ısrar ederdi. Acının dönüştürdüğü insanların ağzından çıkanları Allah duyar ve niyetlerini, dualarını kabul eder.

O yokluktan geçip dönüşen annem dişlerini bile altın yaptırmıştı; sevmedi ve değiştirdi. Çok çalıştı, hep altın aldı ama hiç takmadı. Gösterişi hiç sevmezdi. 4 tane doktor torunu var, bir gün böbürlenerek arkadaşlarına söylememiştir; bahse girerim birçok arkadaşı bilmiyordur.

Gizli gizli ağlardı, kırgınlıkları bedeninden daha ağır çekerdi ama hep alçak gönüllüydü, kin tutamazdı. Çünkü insandı, duyguları canlıydı, merhametliydi.

Bir de çevremizdekilere bakalım; kokuşmuş, tel tel dökülen, neresinden tutsan elimizde kalıyor. Açlıktan ölsek "Bir lokma ekmek" isteyecek, "Açım" diyecek kadar samimi bir Allah'ın kulu yok etrafımızda.

Dün oğlumun davetiyelerini dağıtırken, köyün tefe koyduğu, arkasından konuştuğu ama benim hep sahip çıktığım bir kadın ısrarla kızım ile bana sofra kurmak istedi; yeni kahvaltıdan kalktığıma zor ikna ettik. İşte bu tür insanlar Peygamberimizin tarif ettiği insanlar... İnsanlara namazını, orucunu sormak yerine "Aç mısın?" diye sorun buyurmuştur.

Bir köyün sevmediği insan işte bu. Bir koca Ovacık köyünde hâlâ köy benim için ayrılan bir kişi.

Bazı insanlar sofrasına buyur etmeyi bırakın, saklar; gözü gönlü dar, görgüsüzdür.

Oğlum ve gelinim ile düğün hazırlıkları için gittiğimiz bir mekânda meyve tabağı hazırlayıp getiren çalışanına "Kaldır tabağı!" diye bağıran birisine şahit olduk. İki doktorun oturduğu masada oldu bunlar. O çocuklar en kaliteli yerde yemek yiyorlar, bir meyve tabağına düşürmesin Allah. O çocukların bana söylediklerini duysaydı o adam, bir daha Cuma namazına gitmemesi gerektiğini ve o kıldığı namazın hiçbir işe yaramayacağını, sadece antrenman yaptığını öğrenmiş olurdu.

Bu insanlardan kimseye hayır gelmez ve rezil sefil ölürler. Yaptıklarıyla sınanır insanlar.

Bir gün muhtaç kalırsa... Kalmaz dilerim. Oğlum en merhametli insan haliyle ilgilenip ona kendisini çok değerli hissettirecek kadar güzel yetiştirildi.

Ne olursan ol ama önce insan olamadıktan sonra sahip olunan hiçbir gücün, hiçbir değerin önemi yoktur. Geçici olarak insanlar size yalakalık yaparlar, imrenip taparlar ama günün sonunda her insan kendi insanlığı, karakteri kadar anlam kazanır.

Allah kalbi mühürlü, hodul ve görgüsüz insanları sevmez.

İnsan kalabilmek zengin olmaktan, bir etiket sahibi olmaktan çok daha zordur ve herkes o mertebeye ulaşamaz. Son yıllarda ne ölümler ne acılar gönüllerdeki yerini koruyamaz oldu. İnsanlar birer makineye benzemeye başladılar.

Gönül gözümüzün açık kalması ve insanlık adına salımızı taşıyacak kadar hatır bırakıp insan kalmayı nasip etsin Allah bize.

Ölümü unutmak çok büyük hata ve yanılgıdır. Her yaşamın sonu var ve giderken ayakta güzel gidebilmek için insan gibi yaşamak en önemli dileğimiz olsun.

Kalbi mühürlü insan olmaktan Allah hepimizi korusun.

Sevim Tutar Arıcak

22 Ekim 2026

 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın
Bugün Yazdılar

Günün Yazarları