“Üçüncü Dünya Savaşı” ifadesi bugün korku uyandırıyor. Oysa “Üçüncü Dünya” kavramı, Soğuk Savaş yıllarında NATO’ya ya da Komünist Blok’a dâhil olmayan ülkeler için kullanılırdı. İsveç, Finlandiya ve Avusturya gibi tarafsız ülkeler bu tanıma giriyordu. Kavram zamanla anlamını yitirdi; ama savaş, anlamını hiç yitirmedi.
İnsanlık, bir kez daha tarihin karanlık eşiğinde….
I. ve II. Dünya Savaşları; büyük güçlerin çatışan çıkarlarının, yanlış algıların ve paylaşım hırsının sonucuydu. Bugün değişen sadece silahların teknolojisi…Zihniyet aynı: paylaşmama, hükmetme, kontrol etme. Paylaşılamayan gerçekte kimlerin?
Emperyalizm: Sadece Bir Politika Değil, Bir Sistem
Emperyalizm; yayılmacılık, ekspansiyonizm ya da başka ulusların kaynakları üzerinde hak iddia etme hareketi... Bu yalnızca askeri bir tercih değildir. Emperyalizm, kapitalist dünya sisteminin ulaştığı aşamayı ifade eder. Ekonomik “değer”, ideolojik, siyasi ve askeri üstyapıyla korunur.
Bu nedenle savaşlar “aniden” çıkmaz.
İlmek ilmek örülür.
Hiroşima, Nagazaki, Vietnam, Kore, Afganistan, Irak, Gazze… Hepsi aynı zincirin halkalarıdır. Gazze’de iki yıl boyunca süren yıkım, yalnızca bölgesel bir çatışma değil; küresel sistemin vicdan testidir.
Paylaşılamayan Dünya.!!!
Bugün dünya gerçekten paylaşılamıyor.
Ortadoğu’nun petrolü, Grönland’ın jeopolitiği, Ukrayna’nın konumu, Tayvan’ın teknolojisi, Afrika’nın yeraltı zenginlikleri…
ABD, Rusya, Çin, Avrupa blokları arasında süren rekabet; güvenlik söylemleriyle örtülmüş bir hegemonya mücadelesidir. Füze savunma sistemleri, radar üsleri, askeri anlaşmalar “savunma” adı altında genişletilirken, aslında korku büyütülüyor.
Ülkeler, bir diğerinin büyümesinden korkar hale geldi.
Gelişme tehdide, refah düşmanlığa dönüştü.
Bugün savaş ihtimalinin en ürkütücü yanı, tarafların neredeyse tamamının nükleer silaha sahip olmasıdır. Tek bir nükleer başlık bile, insanlığın ortak geleceğini geri dönülmez biçimde değiştirebilir. Böyle bir savaşta kazanan olmaz. Kaçış yoktur.
2026, insanlık tarihinde yeni bir kırılma noktası olabilir. Ancak bu kader değil, tercihtir. Savaş ekonomisiyle beslenen Ülkeler, korkuyu normalleştirip; vicdansızlığı meşrulaştırıp; halkları siyasetten uzak tutmaya çalışırlar.Halkın derdi belli.. Geçimini sağlamakla meşgul…
Ama tarih bize şunu da gösterir:
Her büyük karanlık, bir bilinç sıçramasını doğurur.
Dünya, silahların gürültüsünü değil; derinden gelen o güzel müziği yeniden duymaya muhtaç. Başkasının kuyusunu kazmak yerine, insanlığın ortak evini onarmaya…
Umarım 2026 bir savaş yılı olmaz.
Ve İnşallah insanlık, ilk kez gücü değil aklı, hâkimiyeti değil adaleti seçecek.
Savaş çıkmama,ihtimali hâlâ var.
