Marmaris’in merkezinde yer alan Halk Plajı, temiz denizi ve kolay ulaşımı sayesinde yerli ve yabancı turistlerin en çok tercih ettiği alanlardan biri. Ancak son yıllarda ortaya çıkan görüntüler, hepimizi önemli bir soruyla baş başa bırakıyor:
Bir alanın halka açık olması, o alanın sahipsiz kalması anlamına mı geliyor?
Eskiden sahil düzeni farklıydı. Plajların yanında bulunan büfeler ve küçük işletmeler kamu tarafından kiraya verilir, işletmeciler kira öderken aynı zamanda bulundukları alanın temizliğinden, bakımından ve günlük düzeninden de sorumlu olurlardı. Böylece hem kamu gelir elde eder, hem insanlar istihdam edilir, hem de plajlar daha düzenli ve bakımlı kalırdı.
Şezlong kullanımı belli bir düzen içinde sağlanır, aileler, çocuklu ziyaretçiler ve yalnız gelenler rahatça vakit geçirebilir, kimse kimseyi rahatsız etmeden sahilden yararlanabilirdi.
Bugün ise sıkça dile getirilen bir söylem var: “Plajlar halkındır, kiraya verilemez.”
Oysa Türkiye’de kıyılar zaten özel mülkiyete konu olamaz. Kıyılar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Ancak kamu yararı gözetilerek belirli kurallar çerçevesinde işletmelere kullanım hakkı verilebilir. Vatandaşın denize ücretsiz erişim hakkı korunurken, şezlong, şemsiye ve yeme-içme gibi hizmetler işletmeler tarafından sunulabilir.
Sorun da tam bu noktada başlıyor.
Son yıllarda birçok bölgede işletmelerin çekilmesiyle birlikte denetim ve sorumluluk boşluğu oluştu. Marmaris Halk Plajı’nda zaman zaman gündeme gelen kirlilik, bakımsız tuvaletler ve düzensizlik şikâyetleri bunun somut örneklerinden biridir.
Dünyanın dört bir yanından turist ağırlayan bir turizm kentinde bu görüntüler ne Marmaris’e ne de Türkiye’ye yakışıyor.
Elbette kamusal alanların herkes tarafından özgürce kullanılabilmesi önemlidir. Ancak özgürlük, ortak alanları koruma sorumluluğunu da beraberinde getirir. Ne yazık ki uygulamada bunun her zaman gerçekleşmediğini görüyoruz. Kâğıt üzerinde halka ait olan alanlar, zaman zaman ilgisizlik ve bakımsızlık nedeniyle herkesin zarar gördüğü mekânlara dönüşebiliyor.
Bu nedenle mesele, “halk mı, işletme mi?” tartışmasının çok ötesindedir. Asıl soru şudur:
Bu alanlar nasıl daha iyi yönetilebilir?
Devletin denetiminde, vatandaşın ücretsiz erişim hakkını koruyan ancak bakım ve işletme sorumluluğunu da üstlenen kiralama modelleri yeniden değerlendirilebilir. Böylece hem kamu gelir elde eder, hem istihdam yaratılır, hem de plajların temizliği ve düzeni sürdürülebilir hale gelir.
Belediyelerin doğrudan kafe işletmek yerine uygun alanları özel işletmelere kiralaması da değerlendirilebilecek modellerden biridir. Elde edilen gelir temizlik, altyapı ve sosyal hizmetlere aktarılabilir.
Önemli olan ideolojik tartışmalar değil; vatandaşın, esnafın ve turistin memnuniyetidir.
Marmaris gibi Dünya çapında tanınan bir turizm kentinde hedefimiz; bakımlı plajlar, temiz tuvaletler, düzenli sahiller ve memnun ziyaretçiler olmalıdır.
Çünkü bir kentin vitrini sahilleridir.
O vitrine nasıl baktığımız ise aslında kent yönetimine, kamu kaynaklarına ve ortak yaşam kültürüne nasıl baktığımızın da bir göstergesidir.
