?>
BÜYÜYEN EKONOMİ, KÜÇÜLEN İNSAN!
Türkiye ekonomisi, 2003 yılında dünyanın 18. büyük ekonomisiyken 2024’te 12. sıraya yükseldi. Kâğıt üzerinde bu, bir büyük başarıdır. Kişi başına düşen milli gelir 13 bin doları aştı; büyüme oranları OECD ve G20 ülkeleri arasında en üst sıralarda. Mekânlar dolu, tüketim yüksek, vitrinler ışıl ışıl. Çılgınca harcamalar.. Yürürken insan şunu soruyor: Eğer ekonomi kötüyse, bu kalabalıklar neyin nesi?
Sorun; tam da burada başlıyor.
Çünkü ekonomik büyüme, insanın büyümesiyle aynı şey değildir. Bir toplum yalnızca rakamlarla yükselmez. Kültürü, ahlakı, eğitim seviyesi ve ortak değerleriyle yükselir. Türkiye’nin bugün yaşadığı çelişki tam olarak budur: Ekonomi büyürken insan küçülüyor.
Türkiye kültürü, tarih boyunca:İslam medeniyeti, Anadolu’nun yerli birikimi ve Avrupa etkisi. Bu sentez; dili, sanatı, mimariyi, ahlakı, dünya görüşünü ve toplumsal dengeyi doğurmuştu. Misafirperverlik, ölçülülük, edep, dayanışma… Bunlar birer folklor süsü değil, toplumu bir arada tutan kolonlardı.
Bugün o kolonlar çökmüş durumda.
Eğitim seviyesi düşüyor, kültür seviyesi yerlerde sürünüyor. “Medeni olmak” adı altında saygısızlık, ölçüsüzlük, çıplaklık ve ahlaki savrulma normalleştiriliyor. Geleneklerinden kopmuş ama yerine sağlam bir değer sistemi koyamamış bir kalabalıkla karşı karşıyayız. Ne doğuluyuz, ne batılıyız; sadece savruk.
Bir yanda demografik çöküş uyarıları… Yaşlı nüfus artıyor, gençlik ise yönsüz. Diğer yanda evlilikten, sorumluluktan, emekten kaçan ama tüketimden kaçmayan bir hayat tarzı…. Her şey “hak”, hiçbir şey “ödev” değil. Herkes özgür ama kimse sorumlu değil.Özgürlük nedir? ÖZGÜRLÜK; SORUMLULUĞUNU BİLMEKTİR…!
Orta sınıf meselesi ise ayrı bir trajedi.
Bugün hâlâ birçok insan kendini “orta sınıf” sanıyor. Oysa orta sınıf yalnızca gelir seviyesi değildir. Orta sınıf; ölçülülük demektir, liyakat demektir, kamusal ahlak demektir, geleceğe güven demektir. Gelir var ama omurga yok. Para dönüyor ama değer üretimi yok. Bu yüzden deniliyor ki: “Orta sınıf ekonomik olarak hayatta, ama ahlaki ve siyasal olarak çökmüş durumda.”
İnsanlar paraya çalışıyor ama para insana çalışmıyor.
Aylık geliri fena görünmeyen biri; kiraya, eğitime, kredi borcuna ve faturalara çalışıyor. Hayatta kalmak birinci öncelik hâline gelmiş. Böyle bir zeminde kültür konuşmak “lüks” sayılıyor. Oysa kültür yoksa, ekonomi sadece gürültüdür. KÜLTÜR KONUŞAN VAR MI…..?
Sokakta yürüyorsun; her yer dolu. En pahalı markalar, en pahalı mekânlar, en pahalı içkiler… Sonra aynı insanlar aynı cümleyi tekrar ediyor: “Her şey çok pahalı.”
Eğer her şey bu kadar pahalıysa, nasıl alınıyor bu kadar çok şey? Nasıl bu kadar tüketiliyor? Nasıl bu kadar savrulunuyor?
Belki de sorun şudur: Yokluk değil, ÖLÇÜSÜZLÜK.
Yoksulluk değil, DOYMAMIŞLIK.
Paranın kolay dolaştığı yerde tevazu kaybolur. Cebinde para olan, kendini bir şey sanmaya başlar. Üretmeden tüketen, emek vermeden harcayan bir özgüven türer. İstanbul’da 15 yaşındaki bir çocuğun “yan baktın” diye başka bir çocuğu öldürmesi tesadüf değildir. Bu, parayla şişirilmiş, ahlakla terbiye edilmemiş bir benliğin sonucudur.
Ekonomi büyüyebilir. Ama ahlak küçülüyorsa, o büyüme hayır getirmez. Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Bugün Türkiye huzur içinde görünebilir, savaş yaşamıyor olabilir. Ama bu, içten içe çözülmediğimiz anlamına gelmez. Çürüme ve yozlaşma iddiaları boşlukta büyümez. Boşluk, değer kaybının olduğu yerde oluşur.
Son yirmi yılda belki ekonomik taban büyüdü. Ama kültürel zemin çöktü.
Ve en tehlikelisi şu: Bu çöküşü fark etmeyen, hatta bunu “medeniyet” sanan bir kalabalık oluştu.
O yüzden mesele “ekonomi kötü mü, iyi mi” tartışması değildir.
Asıl soru şudur:
Biz neye dönüşüyoruz?
ALLAH SONUMUZU HAYREYLESİN.
YAZARIN DİĞER YAZILARI