?>

EMEKLİLİK ZORDUR

Mustafa Kemal Uysal

6 saat önce

Sevgili Marmaris dostları, Bazen yolda eskilerden bir arkadaşımla karşılaşıyorum. İster istemez konu emekliliğin nasıl gittiğine kayıyor. Ben de hala uyum sağlamaya gayret ettiğimi söylüyorum. Gerçekten de emekliliğin ilk ayları iş rutinini devam ettirdim ve sabahları erken kalktım, sabah yürüyüş ve sporlarını aksatmadım. Yazılarımı düzenli olarak yazmaya gayret ettim. Küçük bir işe giriştim, onun izinleri için yaklaşık bir buçuk ay uğraşmam , kendi evimde pansiyonculuk yapmak için kimlerden, nerelerden izin alman gerektiğini öğrenmem gerekti. Bir imzanın en az bir hafta sürdüğü muhteşem elektronik bürokrasimizi bu vesileyle keşfettim. İtiraf edeyim, bir ara bu emeklilik işlerinden vazgeçip yurtdışındaki maaşlı rutin memuriyetime dönmeyi bile düşündüm. Sabah yürüyüşleri havaların iyice ısınmasıyla eski cazibesini kaybetti. Sahil şeridi bisiklete binmek için çok kalabalık ve yürüyen insanları rahatsız ettiğin fikri güzel bir bisiklet gezisini gölgeliyor. Belediyemizin iki hafta önce maviye boyadığı bisiklet yolunu ise genellikle malzeme indiren minibüsler, park yeri bulamamış ama iki dakikalığına bakkala gidiveren saygıdeğer şoförlerimizin araçları ya da inşaat yasağına rağmen bir şekilde şehrin ortasında çalışmayı sürdüren iş makineleri işgal ettiği için bisiklete binmek zevkten ziyade ızdırap veriyor. Bir de yeni üç harfliler gibi üç tekerlekli araçlar var. Bazen bisiklet yolunda bazen ana yolda bizim motorlu kuryelerle kuralların içinden geçme konusunda yarışıyorlar. Anlaşılan gelen turist de bize benzeyen cinsinden olunca trafiğe çıkmak artık konuklarımızın adrenalin bağımlılığını gidermeye hizmet eder oldu. Bunlara uzakdoğu ülkelerinde tuk-tuk deniyordu. Ayrıca 70’li yıllarda bizde de yaygındı. Benim hafızama gazoz aracı olarak kazınmış. Marmaris çarşısında Otel Pina’nın arkasındaki buzhanede teknelere buz götürmek için de kullanılırdı. Hayaldi gerçek oldu: 2026’da 70’lerin taşımacılığına dönüyoruz. Allah bize bu güzelliği yaşatanlardan razı olsun. Geçenlerde motorlu kurye çocuklardan biriyle atıştım. Neden bu kadar hızlı ve tehlikeli sürdüğünü sordum. ‘Dayı, siparişi zamanında getirmeyince iptal ediyorlar.’ dedi. ‘Dayı’ hitabına gıcık olsam da, buradan o siparişi veren acımasız müşterilere ve gaddar işverene seslenmek istiyorum. Çocukları sıkıştırmayın. Varsın on dakika geç varsın siparişleri... Hiçbir şey hayatının baharındaki bir gencin emniyetinden daha önemli değil. Ayrıca emekliler kendilerine ‘dayı’ denmesinden haz etmez. Bunu da öğretirseniz sevinirim. İyi şeyler de gözlemliyorum. Geçen yıllara oranla aracın camlarını ve sesini sonuna kadar görgüsüzlerde biz gerileme var gibi... Ekonomik ve siyasal gelişmeler onları da vurdu sanki... Sitelerde yaya yollarında yayalara yol veren araçlar arttı. Buna karşılık, o yaya yolları, motorların ‘U’ dönüşü yapma yerine dönmüş durumda. Elimde ayrıntılı istatistikler yok ama bence motor kazalarının bir kısmı bu yüzden artmış olabilir. Trafik ışıkları yeşile döner dönmez arkadan korna çalan maganda miktarında da bir azalma gözlemliyorum. Herhalde memleketteki cinnet cinayetleri onları da korkuttu da gereksiz riske girmekten vazgeçtiler. Geçen bayramda beklenen yoğun yerli turist akını iyi ki olmadı aslında... Olsaydı o kadar araç nereye park edecekti? Öğle ortasında bile ücretli park yerleri dolu. Ben bazen evin önünde değil de iki blok öteye park etmek zorunda kalıyorum. E bisiklete binemiyoruz, araç kullanmak, park etmek zulüm. Biz de yürüyelim bari deseniz bu sefer de gençlerin ata biner gibi bindikleri iki tekerlekli bir kaykay var: martı mı ne diyorlar. Yürüyüş yolunda giderken sessiz oldukları için korkarak yürüyoruz. Sevgili Marmaris dostları, köşeyi ağlama duvarına çevirdim, biliyorum. Halbuki sizler ‘mutlak butlan’ meselelerinden, çarşıdaki esnafın güneşte pişen, yağmurda su basan dükkanları için isyanından falan bahsetmemi beklemişsinizdir. Aslında her sorunun birbiriyle bağlantılı olduğunu öğrendiğimizde sorunları gerçek anlamda çözebileceğimizi düşünüyorum. Bazen bir şehrin ruhunu anlamak için büyük kavgalara değil; bisiklet yoluna park eden minibüse, aceleyle gaz açan motora, yürürken omzunuzun dibinden sessizce geçen elektrikli kaykaya bakmak yeter. Çünkü şehir dediğimiz şey, aslında her gün birbirimize gösterdiğimiz saygının toplamıdır ve bu saygıyı zorunlu kılan temel unsur da hukuktur. Hukuk zedelendiğinde haybeye çözümler arar dururuz. Bizde epeydir temel sorun ‘ben yaptım oldu’ mantığının hayatımızın geneline hükmetmesidir ve bu zihniyet değişmeden hiçbir sorunumuzu çözemeyiz. Son olarak, emekliliğin bir zorluğu daha var. Yıllarca inisiyatif sende, komutansın, yöneticisin, lidersin. Etrafında ‘sen iste biz hemen yapalım’ diyen bir güruh. Sonra bir şekilde emekli oluyorsun, bazen de seni emekli ediyorlar. O kaskatı egon, apartman merdivenlerini süpürürken yumuşacık oluyor. Bununla barışık olursan hayatının bu yeni döneminde kendine uygun bir yer bulursun. Yok ben geri dönerim, o muhteşem dönüşü yaparım dersen, sadece soytarı durumuna düşersin. Hayat doğumdan ölüme doğru akar, tersine değil... Unutmamak lazım, insanoğlunun en büyük düşmanı egosudur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI