?>

KÜÇÜK KARA BALIKLAR KORKMASIN

Mustafa Kemal Uysal

4 ay önce

Sevgili Marmarisliler, sevgili okurlar,Atalarımız “Korkunun ecele faydası yoktur” demişler. Bazen teselli olarak, bazen dekararından geri dönüşü engellemek için söylenir. Kimine göre korku gereklidir.Böylece etrafındaki tehlikelerden korunması mümkün olur. Kimisinin hayatını sadecekorkuları yönetir. Kimisi korkusuzluğunu dünyaya haykırırken aslında kendi içdünyasında içine kapanmış, başı dizlerinin arasında sıkışmış bir bebek gibi titriyordurkorkudan…Bizim milli marşımız ‘Korkma!’ diye başlar. Kurtuluş mücadelemiz aslında yüzyıllarsüren bir hesabı kapatmaya çalışan emperyalistlerin bizi yok etme iradesine karşıkoyma hikayesidir. Atamızın deyimiyle ‘Ya istiklal, ya ölüm!’ Kaybedecek bir şeyiolmayanlar korkudan daha az etkilenirler. Bu nedenle tarih güçlü liderlerin etrafındabirleşen kalabalıkları milletleştirir. Bu milletler ‘eceli’ görmüş, ölümü tanımış ve onagülümseyerek zafere yürümüşlerdir. Türk Milleti bu milletlerden biridir.İran’daki haksız ve hukuksuz savaş ve mevcut gelişmeler bize tanıdık bir duyguyuhatırlatıyor: korku. Savaşın kendisinden daha hızlı yayılan şey korkudur. Korkuekonomiyi, turizmi, insanların günlük hayatını ve geleceğe dair güven duygusunuetkileyen görünmez bir dalga gibi yayılır. Korku çoğu zaman gerçeğin kendisindendaha yıkıcıdır. Bu nedenle korkudan korkmamak gerekir. Korkuyla yüzleşmek, onunsebebini öğrenmek, onu onarmak ve sonunda da onu yenmek için harekete geçmekgerekir. Bu süreç bazen ‘muhtaç olduğun kuvvet, damarlarındaki asil kandamevcuttur’ şeklinde öğretilir, bazen de ‘bağımsızlık benim karakterimdir’ diyen liderinyaşam örneği toplumun karakterine işlenir, Mustafa Kemal ideali topluma mal olur.Korku kaçacak delik arar.Şah’ın gizli polisi tarafından Aras nehrinde öldürüldüğü söylenen Tebrizli öğretmenve yazar Samed Behrengi’nin ana temalarından biri korkudur. 1939’da Tebriz’dedoğan Behrengi, kısa hayatına rağmen dünyaya küçük ama güçlü hikâyeler bıraktı.En bilinen hikâyelerinden biri Küçük Kara Balıktır. Hikâyede küçük bir balık yaşadığıdereyi terk edip dünyayı görmek ister. Diğer balıklar onu korkutur:“Gitme. Büyük balıklar seni yer.”Ama küçük kara balık şu cevabı verir:“Önemli olan ne kadar yaşayacağımız değil, nasıl yaşayacağımızdır.”Behrengi’nin bir başka hikâyesi de *“Bir Şeftali, Bin Şeftali”dir. Hikâye küçük birşeftali ağacının iki çocuğa olan sevgisi üzerine inşa edilmiştir. Ağaç büyür, meyveverir, gölge verir, insanlara hayat verir. Ama sevgi yerini üzüntüye bırakır ve yenisahibi ağaca yalnızca meyve veren bir kazanç kapısı olarak bakmaya başlar. Oysabir ağacın değeri yalnızca verdiği meyvede değil, onu büyüten toprakta, doğada,zamanda ve ona duyulan sevgide saklıdır.Dünyada her zaman büyük balıklar vardır. Güçlü olanlar, baskı kuranlar, korkuyaratanlar… Büyük balıkların en büyük gücü dişleri değil, küçük balıkların yalnız

olduğuna inanmasıdır. Ama küçük balıklar birbirlerini bulmayı öğrenirse dengedeğişmeye başlar, korkunun yerini sevgi alır.Toplumlar için de durum çok farklı değildir. İnsanlar korktuğunda sessizleşir. Sessizlikbüyüdükçe dengesizlik artar, sevginin yerini nefret alır. Ama insanlar bir arayagelmeyi başardığında haklarına sahip çıkarlar.Belki de bu yüzden 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yalnızca bir kutlama günü değildir.Kadınların tarih boyunca eşit haklar için verdiği mücadele, korkuya rağmen verilenbir mücadelenin hikâyesidir. Bazen küçük görünen adımların nasıl büyük değişimleryaratabildiğini bize hatırlatır.Korkularımız yalnızca etrafımızdaki savaşlardan değil. Babam Marmaris’in doğalgüzelliğinin ve kültürünün korunmasını çok önemserdi. Günlük ağacının, sığlayağının, çam balının, derelerimizin, plajlarımızın korunması için çok mücadelevermişti.Ben gençken Muğla yolundan Karadere tarafından Marmaris’e girerken insanınnefesini kesen yemyeşil ve masmavi bir manzara vardı. Körfezin sağ kanadıdünyanın en güzel ormanları ve dağlarıyla kaplıydı. Çam ormanlarının denizlekarıştığı o manzara Marmaris’in zenginliğiydi. Bugün aynı yoldan geçerken içimizsıkılıyor. Çünkü ufukta, o yeşil yamaçların yerine, son yangın yüzünden rengi bozaçalmış bir beton inşaat manzumesi ve bir taş tarlası yükseliyor.Daha da kötüsü bunun tek bir proje olmadığını görüyoruz. Sanki insan hırsınınötesinde organize ve kuralsız bir yağma düzeni çocukluğumuzun kasabası üzerineçökmüş gibi. Korkuyoruz.Karaca yolunda dünyanın en yoğun karaçam ormanlarından biri vardı. Bugün oormanın kenarından hoyratça kesilip taş ocağına dönüştürüldüğünü görüyoruz.Korkuyoruz. Sesimizi çıkaramıyoruz.Kendimizi Behrengi’nin hikâyesindeki küçük kara balık gibi hissediyoruz. Gücümüzyok gibi geliyor. Karşıda haksız ve acımasız, iri dişli devasa balıklar var. Ve şöyledüşünüyoruz:‘Eğer ses çıkarırsam beni de yutarlar.’‘Eğer küçük balıklar hep korkarsa, denizde düzen hiç değişir mi?’Marmaris Behrengi’nin hikâyesindeki şeftali ağacı gibi kuruyup yok muolacak?Doğa bu ağacı yüzyıllar boyunca büyüttü. Ormanları, koyları, dağları ve deniziyleeşsiz bir kasaba ortaya çıktı. Ama eğer bir gün herkes yalnızca meyveyi toplamakisterse, geriye ağaç kalmaz. Sevilmeyen bir ağacın meyvesinden ne olur ki ?Marmaris güçlü insanların şehridir. Aidiyeti yüksek toplumlar kolay korkutulamaz.Çünkü birlikten güç doğar.Ve bazen küçük balıkların yapması gereken şey yalnızca birbirini bulmaktır.

Çünkü Marmaris’i ve hatta dünyayı kurtaracak olan büyük balıklar değil,korkmamayı öğrenmiş küçük kara balıklardır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI