İkincisi, 25 nisandaki kara savaşında Anzakların yarımadanın en hakim tepesine, Conkbayırına ve Kocaçimen Tepeye çıkmak üzereyken, Mustafa Kemal komutasındaki 19ncu Tümenin üst karargahtan emir almadan ileri yanaşarak 57nci alayıyla düşmana taarruz etmesi ve Çanakkale yarımadasının düşman kontrolüne geçmesini engellemesi. Bu olay da Yarbay Mustafa Kemal’in “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve komutanlar gelebilir.” emriyle tarihe geçmiştir. 57nci Alay, taarruzda tüm personeliyle şehit olmuş ama bu sayede Çanakkale savunmasının çökmesi engellenmiştir. Askerlikten biraz anlayanlarımız bilirler: ‘Emir demiri keser’ derler. Emirsiz iş yapmak, hele de cephedeki tek ihtiyat birliğinin komutanıysan, komutanınla irtibatın koptuysa, gördüğün sadece cephenin bir bölümüyse, kendi inisiyatifinle birliğini savaşa sürmek her komutanın göze alabileceği bir risk değildir. Hele diğer cephelerde durumun ne olduğunu bilmeden yerinden ileri hareket edemezsin. Komutanlık, 24 nisan günü İngilizlerin asıl cıkartmasının Saros Körfezine de yapılabileceğini düşünüyordu. Buna rağmen, Yarbay Mustafa Kemal emirsiz olarak yanına aldığı bir Alayıyla ileri yanaşmış ve durumun vahametini hemen anlayarak Kocaçimen Tepeyi elde tutmuş, düşmanı tekrar sahile kadar kovalamıştır. Bu sadece askeri öngörü ile değil, yüksek bir özgüven ve cesaretle açıklanır. Üçüncüsü, 6 Ağustostan 10 Ağustosa kadar devam eden Avustralya ve Yeni Zelanda kuvvetlerinin Conkbayırını ele geçirmesi üzerine Anafartalar Grup Komutanı olan Albay (1 Haziranda terfi etmiş ve 34 yaşında Albay olmuştu.) Mustafa Kemal’in ünlü 9-10 Ağustos 1915 karşı taarruzu ile düşmanı tekrar kıyıya sürmesidir. Bu üçüncü hamleyle müttefik kuvvetler, Çanakkale’de ilerlemenin mümkün olmadığını anlamışlardır. Bu safha da hatırımızda ‘Az bile gelir!’ ve ‘Kırbacımı indirince!’ sözüyle kalabilir. 9 Ağustos günü cephe hem Anafartalar, hem de Kocaçimen Tepede çökmek üzereydi. Mustafa Kemal, değişik konumlardaki birliklerimizin tek bir komutana bağlanmasını, bunun da en kritik komutanlıkta bulunan kendisi olması gerektiğini Liman Von Sanders’e teklif etti. Emrine verilmesini teklif ettiği birlikler yaklaşık 30 bin kişiyi kapsıyor denebilir. (iki tümen ve dağınık durumda iki alay) Von Sanders, bu kadar büyük bir kuvveti emrine almayı teklif eden genç albaya, biraz da alaycı olarak ‘Bu kadar kuvvet emrinize verilirse, çok gelmez mi?’ sorusunu sormuş üzerine Mustafa Kemal, ‘Az bile gelir!’’ demiştir. 10 Ağustos 1915 sabaha karşı süngü hücumundan önce de askerlerine hitaben ‘Askerler! Taarruzda başarılı olacağınıza şüphe yoktur. Yalnız, acele etmeyiniz. Ben öne çıkayım ve kırbacımı indirene kadar bekleyiniz!’ demiştir. Gözünüzde o sahneyi canlandırınız! Yaklaşık 30 bin askere komuta ediyorsunuz ama cephede en öne geliyor ve düşmana doğru yürüyerek kırbacınızı havaya kaldırıyor ve indiriyorsunuz. Bunu gören Mehmetçik öleceğini bilse de şehadete koşmaz mı? Bu taarruz Çanakkale savaşındaki en kanlı taarruzlardan biridir ve büyük kayıplar verilmesine karşın baskın etkisi yapmış, düşmanın Gelibolu yarımadasını kuşatmasını yani İstanbul yolunun açılmasını engellemiştir. Zaten bu taarruzdan sonra Gelibolu yarımadasında etkili düşman taarruzu yapılmamış ve 20 Aralıktan itibaren de müttefik kuvvetleri vatanımızı terketmişlerdi. Anafartalar Grubu komutanı Albay Mustafa Kemal siperden düşman hatlarını gözetlerken, Ağustos 1915
Sevgili okurlar, Görüldüğü gibi, Çanakkale savaşının iki dönüm noktası, Atamızın en kritik müdahaleleri sayesinde kazanılmıştır. Bu durum, savaşta yitirdiğimiz binlerce Mehmetçiğin gayretini küçültmez. Tersine, atalarımızın bu topraklar için şehit düşmeleri sayesinde, Mehmet Akif’in dizelerindeki: ‘Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya,Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.’ diye ifade ettiği düşmanın ‘Tepeden yol bulmalarının ve Marmara’ya geçmelerinin’ önüne geçen asker ‘Mehmetçik’, onun komutanı da Mustafa Kemal’dir. Mustafa Kemal bu savaş sayesinde Türk Milleti tarafından tanınmış, onun askeri dehası sadece dostlarının değil, düşmanlarının bile takdirini kazanmıştır. Mustafa Kemal, Anadolu’ya geçtikten sonra askerlik mesleğinden ayrılmasına ve hakkında İstanbul’daki hükümet tarafından idam hükmü verilmesine rağmen silah arkadaşları onun yanında İstiklal mücadelesine katılmıştır. Çünkü onun ateş altındaki liderlik yeteneklerine cesaretine ve dehasına hayran olmuşlardır. Kurtuluş savaşımızın en ünlü simaları Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, Fahrettin Altay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele hep Mustafa Kemal’in Çanakkale’den silah arkadaşlarıdır. Bugün, Atamızın Çanakkale ve Milli Mücadeledeki etkisini gözardı etmeye çalışan bir akımın varlığı hepimizin malumudur. Bu nedenle ben müsaadenizle geçenlerde yitirdiğimiz büyük tarihçimiz ve düşün adamımız İlber Ortaylı’nın Atatürk’le ilgili söylediklerini hatırlatmayı borç biliyorum: “Mustafa Kemal büyük bir askerî dehadır. Bu sadece Türklerin söylediği bir şey değildir; düşmanları da bunu kabul etmiştir. O, yalnızca bir savaş kazanan komutan değildir; aynı zamanda bir devlet kurucudur. Böyle bir lider çok nadir gelir. Her milletin tarihine böyle bir kurucu şahsiyet düşmez.” Sevgili dostlar, Yazılarımla ilgili olarak çok güzel eleştiriler alıyorum. Bir dostum ‘Çok uzun yazıyorsun. Böyle sıkılır insanlar!’ dedi. Bu eleştiriyi bir kenara not ettim ama en azından bu yazımda bütün dünyanın gıptayla örnek aldığı Atamızın yaptıklarını gençlerimize anlatmak için ne kadar yazsam az bile gelir. Bu vesileyle başta ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarıyla ulusumuzun bağımsızlığı ve ülkemizin birliği için hayatını veren tüm şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi minnetle anıyorum. 13 mart tarihinde yitirdiğimiz düşün insanımız İlber Ortaylı’ya da Allah’tan rahmet diliyorum. Özellikle gençlerimizin tarihimize ilgi duyması için çok büyük tesiri olmuştur. Hepimizin başı sağolsun.