?>

BU SEZON TURIZM ATEŞ ÇEMBERINDE

Mustafa Kemal Uysal

5 ay önce

Sevgili okurlar,

İlk yazıma güzel eleştiriler aldım. Anladım ki yazımı beğendiniz. Arkadaşlarımın yapıcı eleştirileri sayesinde daha da iyiyi bulmaya çalışacağız. Askerlikte buna ‘sıfırlama’ denir. Biraz uzun, biraz kısa, az sağa, yok sola derken en ideal vuruşu yaparsınız. O yüzden bir işi iyi yapmak için ilk adımı atmak lazım. İlk adımlar iyidir. Bu Cumhuriyet de bir ilk adımla kurulmuştur.

Askerlik demişken, İran’dan bahsetmemek mümkün mü? Her gün televizyonda, internette roketler, füzeler, uçaklar, gemiler bütün günümüzü kapattı. Marmaris ile İran arasında binlerce kilometre var ama yaşadığımız olaylar bize bir gerçeği hatırlatıyor: savaş artık yalnızca çıktığı yerde kalmıyor. Füzeler sadece hedeflerini değil; hukuku, ekonomiyi, güven duygumuzu, özgürlüğümüzü ve tabii ki turizm sektörünü de vuruyor.

Kuzeyimizde dört yıldan beri devam eden Rusya-Ukrayna savaşı yetmezmiş gibi, şimdi de tüm Ortadoğu yangın yerine döndü. Hak ve hukukun ayaklar altına alındığı bir kargaşa dönemini yaşıyoruz. Amacı keyfi savaşları önlemek olan uluslararası hukuk İran’a yönelik saldırılar için ne diyor: Ortada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin açık bir yetkilendirmesi yok; doğrudan ve kaçınılmaz bir silahlı saldırıya karşı kullanılan bir meşru müdafaa durumu da yok. Yani kuvvet kullanma yasağı ihlal edildi, hem de bu uluslararası sistemin kurucusu ABD tarafından…

ABD ve İsrail, rejimini değiştireceğiz diye İran’a saldırdı. Dört yıl önce de Rusya Ukrayna’ya saldırmıştı. Güçlü olanın şiddeti dayattığı bir düzen artık tehlikeli bir alışkanlık haline geldi. Yarın benzer gerekçelerle başka devletlerin de aynı yolu izlemesinin önünde ciddi bir engel kalmayacaktır. Sorun şu ki, uluslararası hukuk zayıfladığında dünya daha güvenli bir yer haline gelmez; tam tersine daha öngörülemez ve daha tehlikeli bir yer haline gelir. Hukukun sustuğu yerde, eninde sonunda silahlar konuşur.

Savaşın bir de insani boyutu vardır. Ben yıllarca bu boyut hakkında askerlere ve yöneticilere dersler verdim. Haklı ya da haksız her savaşın en ağır bedelini siviller öder. İşte en taze örneği İran’da bombalanan kız okulundaki küçücük kızlar... Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa şehirlerinin bombalanması, Hiroşima ve Nagazaki, Bosna, Çeçenistan, Karabağ, daha yakın dönemde Irak’ta, Suriye’de, Libya’da ve Ukrayna’da yaşanan acılar. Savaşın gerçek yüzü çoğu zaman yıkılmış şehirlerde, parçalanmış ailelerde ve yerinden edilmiş milyonlarca insanın hikâyelerinde görülür.

Bu nedenle savaşın etkileri çok daha geniş bir alana yayılır. Turizm de bu etkilerden nasibini alacaktır.

Bir turist tatil planı yaparken yalnızca denizin sıcaklığına ya da otelin fiyatına bakmaz. Haberleri izler, güvenlik riskini hesaplar. Yaşanan gelişmeler insanların zihninde bir güvenlik algısı oluşturur. Bazen haritada binlerce kilometre uzakta olan bir savaş, insanların zihninde bütün bir bölgeyi riskli hale getirebilir.

Bu nedenle Orta Doğu’daki bu çatışmanın Marmaris’i hiç etkilemeyeceğini söylemek gerçekçi olmaz.

Ancak tarih bize başka bir şeyi de gösterir.

Türkiye geçmişte birçok yerel ve bölgesel krizin ortasında kalmıştır. 1991’deki Körfez Savaşı, terörle ile mücadele ile geçen 90’lı yıllar, 2003 Irak Savaşı, Suriye iç savaşı ve son yıllardaki bölgesel gerilimler… Bu dönemlerde turizm sektörü zaman zaman dalgalanmalar yaşamıştır. Rezervasyonlar düşmüş, insanlar temkinli davranmıştır.

Ama turizmcimiz bu dalgalanmalara uyum sağlamış ve bir şekilde ayakta kalmayı, hatta büyümeyi sürdürmüştür. Hatta bazı dönemlerde Türkiye, çevresindeki kriz bölgelerine kıyasla daha güvenli bir destinasyon olarak öne çıkmıştır. Avrupa’dan ve dünyanın farklı yerlerinden gelen turistler, çatışma bölgelerinden uzak ama ulaşılabilir bir tatil alternatifi olarak Türkiye’yi tercih etmiştir.

Marmaris bu süreçleri yakından yaşamış bir şehir olarak etrafındaki ateş çemberine şerbetlidir. Bu nedenle Marmaris yalnızca doğal güzellikleriyle değil, sunduğu güven duygusuyla da tercih edilir. Turizmin gerçek sermayesi yalnızca deniz, güneş ve oteller değildir. Turizmin gerçek sermayesi barış ve özgürlüktür.İnsanlar huzurun olduğu yerlere gitmek ister.

Bu nedenle çevremizdeki gelişmeleri dikkatle izlemek zorundayız. Coğrafyamızın etrafında bir yangın varsa, bunu görmezden gelmek akıllıca olmaz. Nitekim savaş baronlarının etrafımızdaki ateşi bize de sıçratmaya çalıştıklarını görüyoruz. Bu oyuna gelmemeli, barış içinde kalkınmamıza devam etmeliyiz. Atatürk’ün dediği gibi ‘Yurtta barış, dünyada barış’ düsturundan ayrılmamalıyız. Bunun için de gereken tedbirleri almalıyız.

Tedbir almak yalnızca askeri ya da ekonomik anlamda düşünülmemelidir. Turizm sektörünün krizlere hazırlıklı olması, uluslararası kamuoyunda güvenli destinasyon imajının korunması ve ekonomik dayanıklılığın artırılması bu hazırlığın önemli parçalarıdır.

Ancak bir başka tedbir daha vardır ki belki de en önemlisidir: iç cepheyi güçlü tutmak.

Tarih bize göstermiştir ki büyük kriz dönemlerinde milletlerin dayanma gücü yalnızca ordularından değil, aynı zamanda toplumun birlik duygusundan gelir. Savaş zamanlarında milletlerin tek bir yumruk gibi kenetlenmesi, devlet ile millet arasındaki aidiyet bağının güçlenmesi hayati önem taşır.

Bu nedenle iç kamuoyunda ayrıştırıcı söylemlerden ve toplumu kamplara bölen yaklaşımlardan kaçınmak gerekir. Böyle dönemlerde toplumun farklı kesimleri arasında güven duygusunun korunması ve ortak bir sorumluluk bilincinin güçlendirilmesi büyük önem taşır.

Çünkü çevremizdeki yangının etkileriyle başa çıkabilmek için her vatandaşımızın azami gayretine ihtiyaç vardır.

Ancak birlik duygusu ile özgürlük ortamı birbirinin karşıtı değildir.

Tam tersine, bir ülkenin sorunlarının serbestçe tartışılabildiği bir özgürlük iklimi toplumsal dayanıklılığı artırır. Fikirlerin açıkça konuşulabildiği bir toplum, krizlere karşı daha hazırlıklı olur. Bu açıdan bakıldığında özgür tartışma ortamı, etrafımızdaki ateşe karşı bizi koruyan bir aşı gibi görülebilir.

Barışın bir dayanağı da hukukun herkes için koruyucu ve geçerli olması ve eğilip bükülmemesidir. Hukukun gücü yerine gücün hukuku geçmemelidir. Onuncu yıl marşındaki ‘imtiyazsız sınıfsız, kaynaşmış bir kütle’ olmanın şartı budur.

Marmaris tarih boyunca birçok fırtınayı bazen yakından, bazen uzaktan izlemiştir. Büyük güçlerin rekabeti değişmiş, sınırlar değişmiş, siyasi dengeler değişmiştir. Ama Marmaris’in koylarında hayat devam etmiştir.

Çünkü savaşların tarihi kadar eski bir başka gerçek daha vardır: insanlar eninde sonunda barışı arar, bulur ve ona giderler. Ve barış olduğunda insan yeniden dinlenmek, soluklanmak, eğlenmek ve savaş boyunca kendisine unutturulmaya çalışılan insanlığını yeniden hatırlamak ister. Adaağzında şafağı, Söğüt’te günbatımını izlemek, Turunç’ta yüzmek, Karaağaç’ta yelkenleri fora etmek, Bedir adasında kefalleri ekmekle beslemek ister. Kısaca yaşadığı kabusu unutmak ister.

Kabusları unutmak için özel yerler vardır. Marmaris o yerlerden biridir.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI