Sevgili okurlar,
Önceki yazılarımda etrafımızın bir ateş çemberine dönüştüğünü vurgulamış, bazı önerilerde bulunmuştum. Bu yazımda ise, kısaca ABD, İsrail ve İran arasındaki çatışmayı değerlendirmek istiyorum.
Ancak baştan söyleyeyim: Bu değerlendirme televizyon ekranlarından ya da sosyal medyadan devşirilmiş bilgiler üzerine kurulu değil. Elime çubuğu alıp yerli uçaklarımızın, dronlarımızın, tanklarımızın hangi hedefleri nasıl vuracağını anlatmayacağım. Benim değerlendirmem, milattan önce beşinci yüzyıldan başlıyor.
Önce size bu coğrafyada yaşamış bir asker ve yazar olan Aeschylus’u hatırlatmalıyım. MÖ 525’te Atina yakınlarında doğmuş, Maraton Savaşı’na bizzat katılmıştır. Maraton’un önemi şuradadır: Antik dünyanın süper gücü olan Pers İmparatorluğu, kendisinden çok daha zayıf görülen Helenler tarafından yenilmiştir.
O güne kadar kimse Perslerin yenilebileceğini düşünmüyordu. İmparator Darius’un gücü tüm eski dünyada kabul görüyordu. Ancak Ege kıyılarındaki şehirler, ağır vergilere ve baskıya karşı zaman zaman ayaklanıyordu. Darius, bu hareketlerin arkasında Atinalıların olduğunu öğrenince onları cezalandırmak üzere sefere çıktı.
Maraton Ovası’nda iki ordu karşı karşıya geldi. Yunanlılar merkezlerini zayıf tutup kanatlarını güçlendirdi. Persler, merkezde zayıflık gördükleri noktaya yüklendi. Ancak bu bir tuzaktı. Yunan kanatları kapanarak Pers ordusunu çember içine aldı ve imha etti. Darius, savaş alanından çekilmek zorunda kaldı.
Bir süper güç yenilmişti. Tarih yön değiştirmişti.
Aeschylus, bu savaşta gördüklerini ve yaşadıklarını sahneye taşıdı. “Persler” adlı oyununda sıra dışı bir yöntem kullandı: Savaşı düşmanın gözünden anlattı. Eğer kendisi bir Pers askeri olsaydı, bu yenilgi ona nasıl görünürdü, onu yazdı.
Bu nedenle Aeschylus, tiyatroya yalnızca tragedya değil, aynı zamanda empatiyi de getiren kişidir.
Oyunun ana fikri şudur:‘Kibir cezalandırılır.’
Oyunda Pers ordusu yenilir. Sarayda bunun sebebi sorgulanır. Kahinler, ölmüş kral Darius’un ruhuna başvurur. Darius:
“Bu felaketin sebebi düşman değil, Xerxes’in kibridir. Doğayı zorladı. Sınırını bilmedi. İlahi düzeni ihlal etti. Bu yüzden ceza geldi.” der.
Bu oyun zaferi ya da kahramanlığı anlatmaz. Savaşın, hangi tarafta olursa olsun insanlık için bir felaket olduğunu gösterir. Ve şunu hatırlatır: İnsan büyüdükçe kibri; kibri büyüdükçe de felaketi büyür.
Sevgili dostlar,
Bu topraklardan nice medeniyetler gelip geçti. Hepsi insanlık evine bir taş koydu. Dalyan’daki Kaunos kaya mezarlarında yatan soylular da dahil olmak üzere, hepsi bugün toprak oldu. Dalyan’dan İztuzu plajına motorla giderken sağınızda kalacak olan o kaya mezarlarının sakinleri en büyük, en güzel en yüksekteki mezar için binlerce altın ödüyorlardı. Bugün ise kayalıklarda otlayan keçilerin otları için gübre olarak bizim motorları uzaktan seyrediyorlar ve belki de bize bağırıyorlar :
‘Sakın ha ! Savaş kötüdür. Doğayı koruyun. Sınırınızı bilin. Düzeni bozmayın.’
İnsanoğlunun kibri, Maraton’dan beri cezalandırılır. Kibir, insanın gözünü kör eder. Gerçekleri çarpıtır. Yalanı büyütür. İnsanı köleleştirir. Aeschylus gibi doğruyu söyleyenler susturulur, yerine gerçeği eğip bükenler yükselir. Ülkeler ve toplumlar için felaketler böyle başlar. Kimisi buna ‘karma’ der, kimisi ‘ilahi adalet’. Ama kibirli, doğaya saygısız, sınırını bilmeyen ve düzeni ihlal edenler için ceza (nemesis) hiç şaşmaz.