?>

MİLLET AÇ!

Mustafa Kemal Uysal

3 ay önce

Sevgili Okurlar,

Bu hafta içimizi karartan haberlerle yeteri kadar şiştik. Urfa ve Kahramanmaraş’taki okul baskınlarıyla dehşete düştük. Değişik kanallarda, internette, gencecik öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin uğradıkları saldırıların nedenleri üzerinde çeşitli tartışmalar yapılabilir. Psikologlar, uzmanlar konu hakkında konuşabilirler. Ben, müsaadenizle tüm bu olanları milletçe ‘içimizdeki yüksek değerli insanların aç kalmasına’ bağlayacağım.

Mesleğim gereği yıllarca çatışma iklimi içindeki ortamlarda görev yaptım. Bu ortamlarda ya devam eden bir silahlı çatışma, ya onun uzantısı olan açlık, yokluk gibi bir insani dram, ya da her ikisi birden vardı. Bu ülkelerde bazıları, çatışmayı çözüme kavuşturmak için kısa vadeli ve kolay karşı tedbirleri çare olarak benimsiyorlardı. Başka deyişle, şiddeti şiddetle ve onun destekçisi olan baskıyla çözmeyi esas alıyorlardı. Ülkelerindeki artan çatışma iklimi, bu kişileri kötümser, şüpheci ve yalıtılmış bir psikolojiye sokuyor ve bu durum şiddetin daha da artmasına neden oluyordu.

Bu ortamın temel özelliği, içimizdeki olumlu duyguların yerini olumsuz olanlara devretmesidir. Aslında bir silahlı çatışmanın ortalama askerlerde yarattığı özveri, birlik-beraberlik ve silah arkadaşlığı duyguları olumlu ve insani duygulardır. Ancak çatışmanın uzamasıyla birlikte düşmana olan nefret kemikleşebilir ve bir olumsuz ideoloji haline gelebilir. İlerleyen safhada temel insani olumlu duygu ve düşünceler bile artık olumsuz ideolojinin silahı haline gelebilir. Örneğin yardımlaşma, artık doğal bir eylem olmaktan çıkabilir ve sadece kendi kampınızı besleyen ‘kutsal ideolojiniz’ için kullanılabilir. ‘Özveri’ artık doğal bir duygu değil, kendi kampınızda fedai üretimi için kullanılan bir enstrümana dönüşebilir. ‘Birlik ve beraberlik’ aslında gizlice ‘sizden farklı olandan nefret etmenin’ kılıfı haline gelebilir.

Başka deyişle, çatışma ikliminde insanlar çatışma uzadıkça ‘insani özelliklerini’ unuturlar. Bu nedenle, her yönetim vatandaşına ve her vatandaş da birbirine söylem ve eylemleriyle insanlığı ve umudu hatırlatmalıdır. Hayat her dil ve inançta, ‘Selamın Aleyküm’ ya da ‘günaydın’la başlayabilmelidir. İnsanlar umut ve neşeye yakın, korku ve kuşkudan uzak yaşadıklarında en karmaşık sorunların bile çözümü kolaylaşır.

Çatışma iklimi sadece savaşların sonucu değildir. Yüksek hırsların pompalandığı bir ortamda ‘her ne pahasına olursa olsun zengin olmanın’ kutsandığı bir toplumda zeytini de, fındığı da, dünyanın en güzel koylarını da, hatta bunları korumaya çalışan insanları da korumak mümkün olmaz. Oysa insanların zenginliği sadece ceplerindeki para değildir.

‘En büyük zenginlik sağlıktır’ derler. Gerçekte sadece hırslarına esir olmuş ve bu hırslarla tüm insani değerlerini ezmiş insanlar da hastadır. Sahildeki bir şafağı, bir gün batımını, denizdeki yakamozu sadece para kazanma malzemesi olarak gören insanlar acilen tedavi edilmelidir. Bunun için hastaneler gerekmez. Bu insanların ailede, okulda ve toplumda ‘asgari insani değerlerle’ bombardımana tabi tutulması gerekir.

Toplumca içimizdeki ‘yüksek değerli insan’ aç bırakılmamalıdır. Bu, insan, hayvan, doğa, millet, dünya sevgisiyle beslenir. Kültür, turizm, sanat, bilim, üretim mutfak malzemeleridir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI