Bir zamanlar ailece oturup izlenebilen diziler vardı. Bugün ise ebeveynler, kumanda elinde, “bir sonraki sahnede ne çıkacak” endişesiyle ekran karşısında tetikte. Dijital platformların en büyüğü olan Netflix artık yalnızca bir yayıncı mı, yoksa küresel ölçekte bir kültür yönlendiricisi mi?
Netflix’in dünya genelinde 325 milyonu aşan aboneye ulaşması, ticari açıdan bir başarı olarak sunuluyor. Ancak mesele yalnızca büyüme değil; bu büyümenin toplumsal bedeli.
Sorun tekil diziler ya da filmler değil. Asıl sorun, izleyicinin “normal” bir akış beklerken bir anda karşısına çıkan uyuşturucu kullanımının olağanlaştırılması, eşcinselliğin, cinselliğin ise sınır tanımaz biçimde sunulması. Üstelik bu içeriklerin önemli bir bölümü, gençleri ve çocukları doğrudan ya da dolaylı olarak etkiliyor. Ailece izlenebilecek yapımların sayısı sınırlıyken, sürpriz sahnelerle maruz bırakılmak ciddi bir problem hâline geliyor.
İnsanı hayvandan ayıran şey akıldır; akıl ise sınır, ölçü ve edep ister. Toplumların yüzyıllar içinde oluşturduğu mahremiyet anlayışı, bugün bir tuşla aşındırılıyor. Kimse sokakta çırılçıplak dolaşmıyorsa, ekran karşısında da benzer bir duyarlılık beklemek abartı değildir. Bu bir sansür çağrısı değil; kamu yararı ve çocukların korunması talebidir.
Dünyada bazı ülkelerin Netflix’i yasaklaması ya da ciddi kısıtlamalar getirmesi boşuna değil. Çin, Kuzey Kore ve bazı bölgelerde platformun hiç bulunmaması; Rusya’dan 2022’de çekilmesi, devletlerin bu mecrayı yalnızca “eğlence” olarak görmediğini gösteriyor. Türkiye’de ise RTÜK’ün bu konuda daha derinlikli ve kararlı adımlar atması gerektiği açık. Yasaklayan ülkeler neden yasakladı? Toplumsal etki analizleri neden şeffaf biçimde tartışılmıyor?
Bir yanda dünyada uyuşturucuya karşı büyük operasyonlar yürütülürken, diğer yanda dijital içeriklerde uyuşturucunun “cool” ve sıradan bir tercih gibi sunulması ciddi bir çelişki. Benzer şekilde cinsellik üzerinden yürütülen ideolojik dayatmalar da “özgürlük” etiketiyle pazarlanıyor. Elon Musk’ın bazı içerikler nedeniyle Netflix’e yönelik boykot çağrısı yapması bile tartışmanın küresel boyutunu gösteriyor.
Bozucu yayınların arasına serpiştirilmiş “masum” yapımlar üzerinden büyük bir sistem desteklenmiş oluyor. Bu nedenle pek çok kişi, bu platformlara üyeliği vicdani ve ahlaki açıdan sorguluyor.
Netflix bir şirket olabilir; ancak etkisi bir şirketten çok daha büyük. Kültür üretiyor, norm belirliyor, sınırları yeniden çiziyor. Bu yüzden yalnızca “izleme özgürlüğü” değil, izlenene karşı sorumluluk da konuşulmalı.
Sorulması gereken soru basit:Bu yayınlar yalnızca izlenmek için mi yapılıyor, yoksa insanları fark etmeden dönüştürmek için mi?
Ekran küçük olabilir;ama etkisi sandığımızdan çok daha büyük.
Ve son bir soru daha:Türkiye’de bugün kaç aile, tüm fertleriyle birlikte gönül rahatlığıyla Netflix ekranının karşısına oturabiliyor.?