?>

Çarşı'nın üstü açıldı da, derdimiz bitti mi?

Mustafa Kemal Uysal

10 saat önce

Çarşı'nın üstü açıldı. İyi mi oldu, kötü mü oldu, herkes kendi cephesinden konuşuyor. Kimi ferahlık diyor, kimi yanlış diyor, kimi de kararını çoktan vermiş. Ama insan ister istemez şunu soruyor: Çarşının üstünü açınca Marmaris'in derdi çözüldü mü? Çözülmediyse, demek ki mesele yalnız çatı değil.Bu memlekette insanlar çoğu zaman yapılan işin kendisinden çok, kendilerine rağmen yapılmasına bozulur. Dinlenmeyen insanın içine kurt düşer. Esnafa sorulmadıysa, yapılan iş ne kadar doğru olursa olsun, gönülde bir kırgınlık bırakır. İtirazın bir tarafı budur.Öbür tarafı da var. Her itiraz eden haklı olmadığı gibi, her alışılmış düzen de doğru değildir. İnsan bazı sorunlarla yaşaya yaşaya onları hayatın parçası sanır. Bariz hatalar bile zamanla göze doğru görünmeye başlar. Böyle zamanlarda yöneticilik sadece kalabalığın hoşuna gideni yapmak değildir. Bazen elini taşın altına koyacaksın, bazen kimsenin dokunmadığı yere dokunacaksın. Ama bunu yapmanın yolu, milleti karşına almak değil; anlatmak, ikna etmek, birlikte yürümektir.Çarşı denince aklımıza sadece bugünkü tartışmalar değil, eski günler gelir. 1980'li yıllarda Marmaris'te bugünkü gibi dağılmış bir ticaret hayatı yoktu. O zamanlar Marmaris demek çarşı demekti. Turist geldiyse çarşıya uğrardı, hatta çoğu zaman uğramadan dönmezdi. On bin turist gelmişse, neredeyse on bini de çarşıdan alışveriş yapardı. Memleketin ekonomik şartları parlak değildi belki ama çarşının bereketi vardı. Çünkü çarşının ağırlığı vardı, çekim gücü vardı, kimliği vardı.O çarşıda sadece mal satılmazdı; biraz da memleket sergilenirdi. El emeği vardı, ustalık vardı, yerli ürün vardı. Gelen insan aynı malın yan yana dizildiği bir kalabalık değil, bir karakter görürdü. Şimdi bakıyorsun, o merkezin etkisi epey dağılmış. Çarşıda satılan şeyler yaklaşık on kilometrelik bir alana yayılmış. Turistin illa çarşıya gelme mecburiyeti kalmamış. Daha da önemlisi, çarşıyı çarşı yapan özgünlük aşınmış. El işi ne kadar kaldı, el sanatı ne kadar kaldı, yerel olan ne kadar kaldı, insan sormadan edemiyor. Birbirinin benzeri ürünlerle dolu bir yerde, sadece üstü açıldı ya da kapandı diye eski cazibeyi geri getiremezsin.Bir de işin başka tarafı var. Bu sene turizmde bir gerileme olduğu ortada. Harcama alışkanlıkları değişmiş, piyasa daralmış, hava başka türlü esiyor. Böyle bir tabloda çarşıdaki sorunu yalnızca üst örtünün kaldırılmasına bağlamak, gerçeğin sadece kolay kısmını seçmek olur. Elbette yapılan düzenlemenin etkisi vardır. Sıcağın da etkisi olur, dolaşımın da, esnafın moralinin de... Alışveriş için temmuz sıcağında mermerin ateşinde acı çekmeyi hangi gezgin ister? Ama bütün faturayı gidip çatının üstüne kesmek kolaycılıktır. Bence çarşının sorunu, tüm Marmaris'in sorunudur.Geçtiğimiz günlerde yakınlardaki bir koyumuza gittik. Denize girelim, sonra da bir şeyler atıştıralım dedik. Her zaman gittiğimiz yere oturalım dedik. Bir baktık, restoranda vidanjör foseptik çekiyor. Koku desen Allah düşmanıma vermesin. Oturmadan kalktık. Sonra iyi bilmediğimiz başka bir yere geçtik. Bu defa da hesaba şezlong parası iliştirilmiş. Oysa yemeğimizi orada yemişiz. Restoranda yersen şezlong ödemezdin. Demek ki müşteri azalınca kurallar değişmiş. Tartışmadık. Hesabı ödedik. Ama bir şeyi anladık: Buraya bir daha gelinmez.Müşteri böyle kaybedilir. İnsan her zaman bağırıp çağırmaz. Bazen sadece içinden bir yerin üstünü çizer. Bir daha uğramaz. Daha da önemlisi, bir başkasına tavsiye etmez. Bir lokanta için de böyledir bu, bir otel için de, bir çarşı için de, bir şehir için de. İnsan bir yerde kendini kazıklanmış, rahatsız edilmiş ya da önemsenmemiş hissederse, o yer o günkü kazancını alır belki ama yarınını kaybeder.Marmaris'i böyle bir yere çevirmemek lazım. Bir kere gelenin ikinci kez gelmek istemediği, gelirken heveslenip dönerken soğuduğu bir yere dönüşmek, turizm için en sessiz ama en ağır kayıptır. Çünkü turizm sadece deniz, güneş, manzara değildir. İnsan gittiği yerde nasıl karşılandığını, nasıl uğurlandığını, kendisine nasıl muamele edildiğini unutmaz. Buradan ayrılırken aklında güzellikten çok rahatsızlık, zarafetten çok fırsatçılık, huzurdan çok hayal kırıklığı kalıyorsa, dönüp sadece çarşının üstünü konuşmanın çok da anlamı kalmaz.Tabii en önemlisi altyapıdır. Temel sorunları çözülememiş yerlerde atılımlar makyaj olur. Ertesi sabah akar gider. Önce altyapı sorunu çözülmeli. Altyapı için gerekirse tepkileri göğüsleyecek liderlik ve cesaret gösterilmelidir.Marmaris’te yerel yönetici olmak zor. Aslında tüm Türkiye’de zor. İleri demokrasimizin gereği olarak zaten içinden kaynatılan ana muhalefet partisinin elindeki belediyeye istediğimiz gibi itirazda bulunur ve hatta protesto da edebiliriz. Bu kolaycılığı bırakıp gerçekleri serbestçe konuşmalı ve hem şehrimizi hem de turizm anlayışımızı tartışmalıyız. İlk olarak bir turizm ve şehir vizyonumuz olmalı. Yirmi yıl sonra kendimizi nerede göreceğiz? Amacımız ne olmalı? Hangi ara hedeflerimiz olmalı? Hangi kırmızı çizgilerimiz korunmalı? Temel sorunlarımız neler? Nasıl çözmeliyiz? Her yıl alınan derslerimiz neler? Hangi eğilimler ne anlatıyor?Bu vizyon sadece Marmaris’le sınırlı değil tabii. Ülke vizyonunun bir izdüşümü olduğunu da bilmeliyiz. Turizm ülkedeki siyasal ve güvenlik ikliminden ayrı tutulabilir mi? Ama yereldeki çalışmalarımız ülke turizminin yönüne ışık tutabilir.     Velhasıl mesele çarşı çatısı meselesi değildir. Mesele biraz usuldür, biraz esnaftır, biraz da Marmaris'in elden kaçırılmaması gereken ruhudur. Çarşının derdi de, turizmin derdi de, kentin derdi de dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyor. Çatıyı açarsın, kapatırsın. Asıl mesele, hem içeriden hem de dışarıdan insanların bu şehirden soğumamasıdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI