?>

MODERN DÜNYA’DA  ESKİ REJİMLER

NURETTİN  ECE

1 gün önce

Tarih, kendini bazen tanklarla, bazen yaptırımlarla, bazen de “terör listeleriyle” tekrar eder. Bugün ABD’nin İran’a yönelik saldırı tehditleri yükselirken, Avrupa Birliği’nin İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu’nu (IRGC / Pasdaran) terör örgütü ilan etmesi, yalnızca diplomatik bir karar değil; küresel düzenin hangi rejimlere tahammül edemediğinin de açık bir ilanıdır.

İran Devrim Muhafızları;  1979 İslam Devrimi’nin hemen ardından, yeni kurulan Şii teokratik rejimi korumak amacıyla,  oluşturuldu. Resmî olarak İran Silahlı Kuvvetleri’nin bir parçası olsa da, fiiliyatta düzenli ordudan bağımsız, doğrudan Yüce Lider Ayetullah Ali Hamaney’e bağlı bir güçtür. Kara, deniz, hava, füze ve istihbarat birimleriyle devlet içinde devlet niteliği taşıyan bu yapı, yalnızca askeri değil; ekonomik, siyasi ve ideolojik bir aktör hâline gelmiştir.

İran’da Humeyni;“cumhuriyet” adı altında işleyen sistemin temel çelişkisi de burada başlar. Anayasa, egemenliğin yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanılacağını söyler; fakat bu erklerin tamamı, nihai olarak Devrim Rehberi’nin himayesi altındadır. Cumhurbaşkanı vardır, ama son sözü söylemez. Meclis vardır, ama sınırlarını bilir. Halk sandığa gider, ama yön tayin edemez. Adı vardır; ama içi boşaltılmıştır.

Avrupa Birliği’nin Devrim Muhafızları’nı terör örgütü ilan etmesi, ABD’nin uzun süredir aradığı “hukuki ve siyasi zemini” de büyük ölçüde hazırlamıştır. Artık Washington için “engel” değil, yalnızca “zamanlama” meselesi konuşulmaktadır. Orta Doğu’ya konuşlanan savaş gemileri, diplomatik dil, bunun habercisidir.

İran Devrim Muhafızları’nın Kudüs Gücü üzerinden Hizbullah, Hamas, İslami Cihad, Irak’taki Şii milisler ve Yemen’deki Husilerle kurduğu ağ; bölgesel istikrarsızlığın ana damarlarından biri olarak görülmektedir. Evet, IŞİD’e karşı mücadelede rol oynamışlardır; ancak bu, onları bölgesel vekâlet savaşlarının merkezinden çıkarmaya yetmemiştir.

Burada;Asıl mesele, modern dünya düzeniyle uyum sağlayamayan, meşruiyetini halktan değil ideolojiden alan rejimlerin, dini bir zırh gibi kullanarak kendi iç baskılarını sürdürmesidir. Vatandaşını memnun edemeyen, protestoyu bastıran, kadın bedenini siyaset malzemesi yapan, gençliğe gelecek sunamayan her sistem; eninde sonunda dış müdahalelere açık hâle gelir.

Adına “cumhuriyet” demek, onu demokratik yapmaz. Sandık koymak, halk iradesi üretmez. Hukukun üstünlüğü yoksa, güç tek elde toplanmışsa, din siyasetin kalkanı hâline gelmişse; dünyanın bir ucundaki güçler kalkar, gelir ve “ayar” verir. Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Bugün İran, 86 milyonluk nüfusu, genç toplumu ve köklü medeniyet geçmişiyle çok daha fazlasını hak ediyor. Ancak bir rejimi korumak adına kurulan silahlı yapılar, halkın geleceğini rehin aldığında; bedelini yine halk öder.

Ve dünya, bunu artık “iç mesele” olarak görmüyor. Dünya bir bütündür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI