?>

DOĞRU YÖNETİM İÇİN: SANDIK MI, LİYAKAT Mİ?

NURETTİN  ECE

1 gün önce

Yönetim biçimleri insanlık tarihi boyunca iki ana eksende şekillendi: gücün azınlığın elinde toplandığı oligarşik yapılar ve halkın iradesini esas aldığını iddia eden demokrasi.  bugün gelinen noktada, bu iki kavram da birçok ülkede içi boşaltılmış etiketlere dönüşmüş durumda. Sandık var, ama adalet yok; eşitlikten söz ediliyor ama liyakat yok.

İşte tam bu noktada, çoğu zaman teoride bırakılan, Ama pratiğe taşınmaktan özellikle kaçınılan bir kavram karşımıza çıkıyor:Meritokrasi, yönetim gücünün; soy, servet, aidiyet ya da siyasal sadakatle değil, bilgi, yetenek, deneyim ve ehliyetle belirlendiği bir sistemdir. Bu düzende kayırmacılık yoktur; ailenizin kim olduğu değil, sizin ne bildiğiniz önemlidir. Yandaşçılık yoktur; kime yakın olduğunuz değil, işinizi ne kadar iyi yaptığınız belirleyicidir. Ayrımcılık yoktur; cinsiyetiniz, inancınız ya da geçmişiniz değil, liyakatiniz konuşur.

Bugün “demokrasi” adı altında işleyen pek çok sistemde ise tam tersi yaşanıyor. İktidarlar değişiyor, adaletsizlik değişmiyor. Güç el değiştiriyor ama haksızlık baki kalıyor. Çünkü sorun partilerde değil, sistemin ta kendisinde.

Adil olan;ehline hakkını vermektir. Aynı yetkinliğe sahip olmayan bireyleri, eşit tutmak adalet değil, sistematik bir haksızlıktır. Liyakatin dışlandığı her yapı,ister devlet ister özel sektör olsun, zamanla çürür; verimliliğini ve toplumsal güveni kaybeder. Ekonomi zayıflar, kurumlar içten içe çöker. Sürdürülebilirliğini yitirir.Oysa bu bir hayal değil, son derece akılcı bir modeldir.Tüm kamu görevleri, şeffaf ve kademeli liyakat sınavlarıyla belirlenebilir. Önce birim sorumluları, ardından ilçe yöneticileri, sonra il yöneticileri ve nihayetinde bakanlar…Her aşama, bir öncekinin ölçülebilir, başarısına dayanır. Uluslararası ilişkilerden sorumlu olacak kişiler de,o alanda eğitim almış, sınavla ve performansla seçilmiş olanlarla,dış ilişkilerde yol alınır… Yönetme yetkisi popülerlikten değil, Liyakattan doğar.

Böyle bir düzende seçim gürültüsüne, afiş kirliliğine, slogan yarışına gerek kalmaz. Toplumda, ötekileştirme de  olmaz..Sokaklar sessizleşir, kurumlar güçlenir. En önemlisi, yolsuzluk ihtimali azalır; çünkü denetim nettir, yaptırımlar kesindir ve en küçük usulsüzlük dahi karşılıksız kalmaz.

Elbette şu soruyu sormak gerekir:Bugün dünyada gerçek anlamda meritokrasiyle yönetilen bir ülke var mı?

Muhtemelen yok!. Bazı ülkeler bu ilkeye kısmen yaklaşsa da, tam anlamıyla hayata geçirmiş bir devlet modeli henüz bulunmuyor. Çünkü meritokrasi yalnızca teknik bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda ahlâki bir devrimdir. Gücü kutsallaştıran değil, sorumluluğu yücelten bir anlayış gerektirir.

İnsan hakları tüm bireyler için eşit haklar tanır; ancak yönetme yetkisi herkes için eşit bir hak değildir. Yönetmek bilgi ister, deneyim ister, ahlâk ister. Gerekli olmayan kurumların çoğu kapanır.. Siyaset peşinde koşturup ,gereksiz yere zaman harcanmaz..En küçük beldeden ülke yönetimine kadar, karar alma yetkisi işinin ehli ellere,Sınavla bırakılmadığı müddetçe, ne huzur sağlanır ne de adalet.Doğru bir yönetim , seçimsiz,  sınavla gelen yönetimlerle olur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI