Ana içeriğe geç
NURETTİN   ECE
NURETTİN  ECEKöşe Yazarı

BU NE AÇGÖZLÜLÜK?

İnsan haberleri izlerken bazen gerçekten ne diyeceğini bilemiyor.

İnsan haberleri izlerken bazen gerçekten ne diyeceğini bilemiyor.

Memleketin bir tarafında insanlar geçim derdinde…

Emekli ay sonunu getirmeye çalışıyor, gençler gelecek kuramıyor, küçük esnaf vergi, kira, elektrik, personel giderleri ve hayat pahalılığı arasında ayakta kalmaya çalışıyor.

Sonra dönüp siyasete bakıyorsunuz.

İktidarından muhalefetine, eskisinden yenisine…

Bitmeyen mal varlığı tartışmaları, servetler, kurulan şirketler, alınan taşınmazlar, yurt dışındaki yatırımlar, alınan vatandaşlıklar…

İnsan ister istemez soruyor:

Bu ne açgözlülük?

Üstelik yıllardır başka bir soruyu da soruyoruz:

Avrupa Birliği Türkiye’yi neden almıyor? Avrupa bize neden vize uyguluyor?

Elbette Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin siyasi, ekonomik ve hukuki pek çok boyutu var.

Ancak hukuk devleti, şeffaflık, yolsuzlukla mücadele ve kamu yönetiminde hesap verebilirlik de Avrupa’nın önem verdiği temel konular arasında.

O halde önce kendimize bakmamız gerekmiyor mu?

Biz kendi ülkemizde şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele konusunda gerçekten ne kadar başarılıyız?

ASIL MESELE HESAP VEREBİLMEK

Mesele yalnızca açgözlülük değil.

Asıl mesele hesap verebilirlik.

Çünkü kamu görevi yapan bir siyasetçinin serveti, sıradan bir vatandaşın serveti gibi yalnızca kişisel bir mesele değildir.

Siyasetçi kamu adına görev yapar. Kamu kaynaklarının kullanıldığı kararların içinde bulunur.

O halde vatandaşın çok basit bir soru sorma hakkı vardır:

Bir siyasetçinin sahip olduğu servet, aldığı resmi gelirlerle açıklanabiliyor mu?

Bu soruyu sormak suçlama değildir.

İftira değildir.

Siyasi düşmanlık hiç değildir.

Bu, vatandaşın en doğal hakkıdır.

AYNI TERAZİ HERKESE

Bu denetim yalnızca bugünün siyasetçileri için de geçerli olmamalı.

Geçmişte bakanlık, belediye başkanlığı veya milletvekilliği yapmış herkes aynı şeffaflık standardına tabi olmalı.

İktidar mensubuysa da…

Muhalefet mensubuysa da…

Sağcıysa da…

Solcuysa da…

Kural herkes için aynı olmalı.

Çünkü adalet, aynı teraziyi herkese uygulamaktır.

Türkiye’nin artık ciddi bir servet şeffaflığı sistemine ihtiyacı var.

Siyasetçi göreve geldiğinde mal varlığı neydi?

Görevden ayrıldığında ne oldu?

Servetindeki olağanüstü artışın kaynağı nedir?

Hangi şirketlere ortak oldu, hangi taşınmazları aldı?

Bunların tamamı hukuka uygun, bağımsız ve şeffaf biçimde denetlenebilmeli.

Gerçekten temiz olan bir siyasetçi için şeffaflık tehdit değil, kalkandır.

“BİZİMKİLER YAPMAZ” OLMAZ

Türkiye artık “Bizimkiler yapmaz” anlayışından kurtulmak zorunda.

Çünkü yolsuzluğun partisi olmaz.

Ahlaksızlığın ideolojisi olmaz.

Yanlış, kim yaparsa yapsın yanlıştır.

İktidarın siyasetçisine de aynı soruyu soracağız.

Muhalefetin siyasetçisine de.

Eski bakana da.

Eski belediye başkanına da.

Bugünün yöneticisine de.

Yarının yöneticisine de.

Çünkü devlet kişilerin değil, milletindir.

Makamlar kişisel mülk değildir.

Kamu kaynakları kimsenin özel kasası değildir.

Siyaset de zenginleşme aracı değil, millete hizmet sorumluluğudur.

SON SÖZ

Kamuda görev yapan bir insanın servetindeki olağanüstü değişimin kaynağını bilmek vatandaşın hakkıdır.

Türkiye’nin artık daha zengin siyasetçilere değil;

Daha dürüst, daha şeffaf ve daha hesap verebilir siyasetçilere ihtiyacı var.

Çünkü bu ülkeyi ayağa kaldıracak olan şey daha fazla para değil;

Daha fazla adalet ve ahlaktır.

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın