Sonbaharın ilk ayı Eylül’ün son haftası…
Güzel bir pazar günü.
Gökyüzü griye dönmüş, Eylül yağmuru usul usul yağıyor. Kimi evinde kahvaltı sofrasında, kimi kapalı balkonunda, kimi bahçesindeki çardağın altında… Kimi de yağmurun sesine aldırmadan dışarıda bir masada oturuyor.
Önlerinde demli bir çay, sıcak bir kahve…
Ve hayatın en güzel tarafı:
Sohbet.
Belki yıllardır aynı masada oturan iki insan…
20 yılı, 30 yılı, 40 yılı, hatta 50 yılı birlikte geride bırakmış çiftler.
Kimi birbirini severek evlenmiş, kimi ailelerin tanıştırmasıyla aynı hayatın içine girmiş. Ama yıllar geçtikçe başlangıçların nasıl olduğundan çok, birlikte neler yaşandığı önem kazanmış.
Çünkü evlilik yalnızca güzel günleri paylaşmak değil.
Zor günlerde birbirinin elini bırakmamaktır.
Hastalıkta, yoklukta, sıkıntıda, kaygıda birbirine yaslanabilmektir.
Bazen aynı evin içinde susarak anlaşmak, bazen küçük bir tebessümle “Ben buradayım” diyebilmektir.
Yıllar boyunca hayat, o iki insanın önüne türlü sınavlar çıkarmıştır.
Kimi zaman gülmüşler, kimi zaman ağlamışlar.
Kimi zaman kırılmışlar, kimi zaman birbirlerini yeniden anlamışlar.
Ama bütün o yıllar boyunca hayatın görünmeyen ipliğiyle birbirlerini işlemişler.
Tıpkı ince ince işlenen bir nakış gibi…
Her yıl bir ilmek.
Her yaşanan bir renk.
Her acı, her sevinç, her sabır ve her affediş o nakışın bir parçası olmuş.
Ve yıllar sonra geriye dönüp baktıklarında, aslında yalnızca bir evliliği değil, bir ömrü birlikte dokuduklarını fark etmişler.
Belki artık ilk günkü gibi genç değiller.
Saçlarına yıllar düşmüş, yüzlerinde hayatın izleri oluşmuş olabilir.
Ama bazı aşklar vardır ki zaman onları eksiltmez.
Tam tersine…
Derinleştirir.
Çünkü gerçek sevgi, gençlikte başlayan bir heyecan olmaktan çıkıp yıllar geçtikçe bir yoldaşlığa dönüşür.
İki ayrı kalp, zamanla aynı hayatın ritmini öğrenir.
Ve belki 50 yıl sonra bile birbirlerinin elini tuttuklarında, o ilk günlerden kalan küçük bir sıcaklık yeniden ortaya çıkar.
İşte Eylül yağmuru da bütün bunlara başka bir anlam katar.
Yağmur cama vurur…
Çayın buharı yükselir…
Kahvenin kokusu odaya yayılır…
İki insan yan yana oturur ve belki çok fazla konuşmadan, sadece birbirine bakarak geçmiş yılları hatırlar.
Çünkü bazı anlarda kelimelere gerek yoktur.
Bir bakış, yarım asırlık bir hikâyeyi anlatmaya yeter.
Belki hayatın gerçek zenginliği de budur.
Büyük evler, pahalı arabalar, kalabalık sofralar değil…
Yağmurlu bir Eylül pazarında, yanında yıllardır elini tuttuğun insanın olmasıdır.
Bir fincan kahveyi paylaşmak…
Bir bardak demli çayın yanında geçmişi hatırlamak…
Ve bütün yaşanmışlıklara rağmen hâlâ birbirine “iyi ki” diyebilmek.
Eylül yağmuru bazen sadece toprağı ıslatmaz.
İnsanın kalbine de dokunur.
Geçmişi hatırlatır, sevgiyi derinleştirir, hayatın ne kadar hızlı geçtiğini sessizce anlatır.
Ve belki o yağmur altında insan bir kez daha anlar:
Hayat, birlikte yaşandığında güzeldir.
Ama asıl güzellik, yıllar geçtikten sonra hâlâ birbirinin elini tutabilmektir.
Eylül yağar…
Çay demlenir.
Kahveler içilir.
Sohbetler uzar.
Ve iki insan, yarım asrı geride bırakmış olsalar bile, hayatın bundan sonraki sayfalarını yine yan yana çevirmeye devam eder.
Çünkü bazı hikâyelerin sonu yoktur.
Bazı aşklar, yıllar geçtikçe yeniden başlar.

Aynı çatı altında yılların geçişi Eylül ayını hisi ancak bu kadar içten his edilerek ettirilerek anlatılır Kalemine yüreğine sağlık