Geçtiğimiz yıl Bozburun’da yaşanan acı olayın üzerinden bir yıl geçti. Ailesiyle birlikte tekne işletmeciliği yapan genç bir insan, müşterisiyle yaşadığı tartışmanın ardından hayatını kaybetti. Bir ailenin ocağı söndü, geriye ise dinmeyecek bir acı kaldı.
Aradan çok zaman geçmeden bu kez yine benzer görüntüler gündeme geldi. Müşterisiyle , bir tekne işletmecisinin yaşadığı gerginliği hep birlikte izledik. Neyse ki bu olay daha fazla büyümeden sona erdi ve yeni bir can yanmadı.
Ancak asıl üzerinde durulması gereken, tek tek yaşanan olaylar değil; bu olayların bize anlattıklarıdır.
Çünkü bunlar yalnızca adli vakalar değildir. Aynı zamanda toplum olarak içinde bulunduğumuz ruh hâlinin de bir yansımasıdır.
İnsan ister istemez düşünüyor…
Aynı denizi , aynı ekmeği teknede paylaşan ,aynı coğrafyada yaşayan insanlar birkaç dakikalık bir tartışmayı nasıl bu noktaya taşıyabiliyor?
Paylaşılamayan nedir?
Bir öfke neden bu kadar büyür?
Turizm yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir.
Turizm; sabrın, iletişimin, nezaketin ve kriz yönetiminin adıdır.
Bu eşsiz coğrafyayı tercih eden her misafir, yalnızca bir tekne kiralamış ya da bir işletmeden hizmet almış olmaz. Aynı zamanda o bölgenin insanıyla, emeğiyle ve kültürüyle de buluşur. Bu nedenle tekne çalışanlarına, işletme emekçilerine ve diğer misafirlere saygı göstermek, huzurlu bir tatilin en temel şartlarından biridir.
Ödediği ücret her ne olursa olsun hiç kimsenin, başka insanları küçümsemeye, çevresini rahatsız etmeye ya da hizmet veren emekçilere kaba davranmaya hakkı yoktur. Aynı şekilde turizm sektöründe çalışanların da en zor anlarda bile soğukkanlılığını, sabrını ve profesyonelliğini koruması gerekir. Çünkü turizm, karşılıklı saygı üzerine ayakta duran bir sektördür.
Tam da bu yüzden yaşanan her şiddet olayı yalnızca taraflarını değil; Marmaris’in ve ülkemizin turizmdeki itibarını da yaralamaktadır.
Peki çözüm nedir?
Daha ağır cezalar mı?
Elbette bunların da önemi vardır.
Ancak kalıcı çözüm yalnızca yasalarla sağlanamaz.
Çünkü şiddetin başladığı yer mahkeme salonları değil, insanın zihnidir.
Empatiyi yeniden öğrenmeye ihtiyacımız var.
Öfkemizi yönetmeyi…
Karşımızdakini dinlemeyi…
Haklı olsak bile sesimizi yükseltmeden konuşabilmeyi…
Belki de çocukluktan itibaren iletişim kültürünü, hoşgörüyü ve birlikte yaşama bilincini hayatımızın ayrılmaz bir parçası hâline getirmeliyiz.
Bu topraklar yalnızca mücadelelerin yaşandığı topraklar değildir.
Aynı zamanda sevginin, hoşgörünün ve insan olmanın değerini dünyaya anlatan büyük gönül insanlarını yetiştirmiştir.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, insanın önce kendi öfkesini yenmesi gerektiğini anlatırken; Yunus Emre sevgiyi insanlığın ortak dili hâline getirmiştir. Bugün onların sözlerini yalnızca okumaya değil, yaşamaya da her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Turizm sektöründe çalışan herkes için iletişim, öfke kontrolü ve kriz yönetimi eğitimlerinin yaygınlaştırılması önemli bir adımdır. Aynı şekilde misafirlerin de hizmet emekçilerine karşı saygıyı elden bırakmaması gerekir. Çünkü anlayış tek taraflı kurulmaz; karşılıklı yaşatılır.
Unutmamalıyız ki bir tartışmanın kazananı olabilir.
Bir davanın kazananı olabilir.
Bir ticaretin kazananı olabilir.
Ama şiddetin…
Asla kazananı olmaz.
Çünkü bir insanın canı yandığında, aslında hepimiz biraz eksiliriz.
Marmaris’in ve bu güzel ülkenin ihtiyacı daha fazla öfke değil; daha fazla anlayış, daha fazla empati ve daha fazla insanlıktır.
İşte bu yüzden şiddet yalnızca bir suç değildir; geride acılar, pişmanlıklar ve telafisi mümkün olmayan kayıplar bırakan, kazananı olmayan en büyük tehlikedir.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir