Avrupa’yı görmek, farklı kültürleri tanımak ve tatil yapmak isteyen Türk vatandaşlarının önündeki en büyük engellerden biri artık vize almak değil, vize başvurusu yapabilmektir.
Bugün Schengen vizesi için başvuru yapacak bir vatandaşın önce doğru ülkeyi belirlemesi gerekiyor. Ardından eksiksiz evrak hazırlamak, son 3-6 aya ait düzenli gelir ve yeterli bakiye gösteren banka hesap dökümlerini sunmak, seyahat planını oluşturmak ve sonrasında yetkili aracı kurumdan randevu alabilmek için uzun bir bekleyişe girmesi gerekiyor.
Almanya için VFS Global, İspanya için BLS International, İtalya için iDATA gibi aracı kurumlar üzerinden yürütülen sistemde vatandaşların en büyük sorunu artık evrak değil, randevu bulabilmek.
Özellikle Schengen vizelerinde her ay başı veya ay sonlarında açılan sınırlı sayıdaki kontenjanlar saniyeler içinde doluyor. Konsoloslukların aracı kurumlara günlük veya haftalık sınırlı randevu vermesi, yoğun talep ve sistem üzerindeki baskı nedeniyle binlerce kişi aylarca beklemek zorunda kalıyor.
2026 yılı itibarıyla özellikle turistik (C tipi) vizelerde bekleme süreleri birçok şehirde 3 ila 8 aya kadar uzayabiliyor. Ticari veya aile ziyareti başvurularında bile haftalar hatta aylar süren bekleyişler yaşanıyor. iDATA üzerinden Almanya ve İtalya başvurularında atama sürelerinin dönemsel yoğunluğa göre iki haftadan başlayıp altı-sekiz aya kadar çıkabildiği görülüyor. Benzer şekilde VFS Global üzerinden birçok ülkede uzun süre boş randevu bulunamaması vatandaşların en çok şikâyet ettiği konular arasında yer alıyor.
Bu tablo artık sadece konsoloslukların iş yüküyle açıklanabilecek bir durum olmaktan çıkmıştır. Çünkü mesele, milyonlarca insanın serbest dolaşım beklentisinin sürekli ertelenmesine dönüşmüştür.
Türkiye, 1980’lerden bu yana Avrupa ile vize konusunda sürekli tek taraflı zorluk yaşayan ülkelerden biri oldu. Aradan geçen onlarca yılda Türkiye ekonomik, sosyal ve teknolojik açıdan önemli değişimler yaşadı. Bugün yurt dışına gitmek isteyen insanların önemli bir bölümü iltica etmek için değil; tatil yapmak, kültürel geziye katılmak, fuarlara gitmek, alışveriş yapmak veya turizm amacıyla seyahat etmek istiyor. Gittikleri ülkelerde ciddi miktarda harcama yaparak o ülkelerin ekonomilerine de katkı sağlıyorlar.
Buna rağmen Türk vatandaşları hâlâ aylarca randevu bekleyen, yüksek belge yüküyle karşılaşan ve çoğu zaman belirsizlik yaşayan bir sistemin içinde kalmaya devam ediyor.
Tam da bu noktada “karşılıklılık” ilkesi yeniden tartışılmalıdır.
Uluslararası ilişkilerde karşılıklılık, devletler arasında sıkça başvurulan diplomatik bir ilkedir. Bir ülke kendi vatandaşlarına uygulanan muamele ile diğer ülke vatandaşlarına tanınan haklar arasında denge kurmayı tercih edebilir. Türkiye’nin de Avrupa Birliği ülkeleriyle yürüttüğü vize politikasını bu perspektiften değerlendirmesi gerektiğini savunanların sayısı her geçen gün artmaktadır.
Elbette amaç yeni engeller oluşturmak değildir. Tam tersine hedef; daha adil, daha dengeli ve karşılıklı saygıya dayalı bir seyahat düzeninin kurulması olmalıdır.
Uzun vadede en doğru çözüm ise Türkiye ile Avrupa Birliği arasında vize serbestisinin sağlanmasıdır. İnsanların aylarca randevu beklemediği, seyahat özgürlüğünün kolaylaştığı ve güven esasına dayalı bir sistem hem Türkiye’nin hem de Avrupa’nın yararına olacaktır.
Çünkü turizm yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir. İnsanları birbirine yaklaştıran, önyargıları azaltan ve toplumlar arasında köprü kuran önemli bir diplomasi aracıdır.
Karşılıklı güvenin güçlenmesi, iki tarafın da kazandığı bir geleceğin kapısını aralayacaktır. Saygının olduğu yerde iş birliği gelişir; dengenin olduğu yerde ise ilişkiler daha sağlam temeller üzerinde yükselir.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir