?>

Sosyal Medyanın ‘Müflis Bakkalları’

Mustafa Kemal Uysal

24 saat önce

Sevgili Marmarisli dostlar,

Geçen hafta ‘Marmaris’in sivrisineklerini’ yazmak üzerine anlaşmıştık. Buna karşılık araya hepimizi çok yakından ilgilendiren bir başka önemli konu girince sivrisinekleri biraz ötelemek zorunda kaldım. Umarım kusuruma bakmazsınız.

Belki farkındasınız, belki de değilsiniz ama sosyal medyada bir süredir bir ‘Türk-Yunan Savaşı’ sürüyor. Bizim turistlerimiz karşımızdaki adalarda tatil yaparlarken ve iki ülkenin halkları ticaret ve turizmle barış içinde uğraşırken; özellikle Yunan ve Kıbrıs Rum komşularımızın bir kısmı bir aydır ani bir geçmiş defterleri karıştırma hastalığına kapıldı. Müflis bakkal geçmiş defterleri karıştırırmış...

Defterlerin çoğu da yalan yanlış tutulduğundan, tamamen Türkiye’yi ve Türk askerini karalamayı amaçlayan yalan dolan ortalarda dolaşıyor ama bunlara doğru dürüst bir cevap da verilemiyor.

Örneğin bir fotoğraf yayınlanıyor; bir kadın ağlıyor ve altına "Rum kadınlarımıza yapılan Türk saldırılarının hesabını soracağız" yazılmış. Araştırınca o kadıncağızın eşi Rumlar tarafından katledilen bir Kıbrıs Türkü olduğu ortaya çıkıyor. Fakat sosyal medyada bir kere çamur atılmış ve insanlar yanıltılmış oluyor.

Bir grup Rum esirin elleri başlarında başka bir fotoğrafın altında ise ‘Moğollar asla esir almadılar’ yazmış biri… Halbuki Kıbrıs Barış Harekâtı esir değişimleri bile yapılmış bir harekâttır. Sandallar köyü kazılarında çekilmiş bir fotoğrafa ‘Rum halkını toplu halde öldürdüler, cezalarını çekecekler!’ yazmış bir diğeri… Altında da yüzlerce destekleyici yazı… Sandallar bir Türk köyüydü ve köy halkı toplanarak alçakça katledilmişti.

Bir de sürüyle kahramanlık destanları ve komplo teorileri var. Biri demiş ki: ‘İngilizler üslerden vurulacak hedeflerin koordinatlarını Türklere veriyordu.’ Bir diğeri daha da ileri gitmiş, ‘İngiliz uçaklarının tüm Rum hedeflerini bombaladığını’ yazmış. ‘İngilizlerin yardımı olmasaydı, Türkler adayı asla alamazdı’ demeye getiriyor. Biri Beşparmak Dağları'nda Yunanların yaptıkları taarruzlar sayesinde bir Türk taburunun tamamen yok edildiğini yazmış. Kısacası ortalık aniden Yunanların ve Rumların Türkleri yendiği bir Kıbrıs savaşı anlatımıyla doldu.

Bu ‘milliyetçi panhelenik’ troller buna ilave olarak; aslında Türk halkının yarısının Yunan olduğunu, İzmir’in ve İstanbul’un, hatta Trabzon’un mutlaka geri alınacağını falan yazan, kafa yapısı oldukça farklı kişiler… Bunlardan eskiden de bol miktarda vardı ama artık iyice gemi azıya almış durumdalar.

Bu kişilerin ortalama bir Yunan vatandaşında karşılığı olup olmadığını bilemiyorum. Yunanistan’da Türk düşmanlığı, yaşanan ekonomik ya da sosyal bunalımları unutturmak için yıllardır kullanılıyor. Bu trollerin tarih anlatıları ‘herkes Yunan’a karşı’ fikri etrafında dönüyor ve içinde bulundukları dönemin tarihi bir fırsat sunduğunu düşünüyorlar. Aynı trollerin ABD, Avrupa Birliği ve İsrail’in desteği konusunda emin olmaları da başlı başına tezat teşkil ediyor. Madem bütün dünya sana karşı, neden bu devletlerin seninle birlikte savaşacağından bu kadar eminsin trol dayı?

Trol dayının unuttuğu, daha doğrusu tarihin sayfalarını işlerine geldiği gibi koparıp attıkları bir gerçek var: Askerî harekâtlar, durup dururken ya da sosyal medya trollerinin hayal ettiği gibi "Moğol istilası" şeklinde başlamaz. Bir askerî harekâtı anlamak için önce o harekâta giden yolun taşlarının nasıl döşendiğine bakmak gerekir.

İşte tam da bu yüzden, o çok güvendikleri ve yalan-dolan fotoğraflarla süsledikleri 1974 anlatısının gerçeği şudur:

Eğer geçmiş defterleri karıştıracaksak, ilk sayfayı 15 Temmuz 1974’ten açmamız gerekir. O gün Kıbrıs’ta ne oldu? Türk ordusu adaya mı indi? Hayır.

Yunanistan’daki eli kanlı askerî cuntanın (Albaylar Cuntası) desteğiyle, adadaki faşist EOKA-B örgütü Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’a karşı darbe yaptı. Amaç belliydi: Enosis, yani adayı tamamen Yunanistan’a bağlamak. Darbenin başında "Kıbrıs Kasabı" olarak tanınan, Türk köylerine yapılan baskınların başaktörü Nikos Sampson vardı.

Darbe gecesi Makarios canını İngiliz üslerine kaçarak zor kurtardı. Londra’ya ulaştığında BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada ne dedi dersiniz? "Yunan cuntası Kıbrıs’ı işgal etmiştir, bu darbe hem Rumlara hem Türklere karşı yapılmıştır!"

Yani adadaki işgalci ve saldırgan tarafın kim olduğunu bizzat Rum lider dünyaya haykırıyordu.

Ankara’nın Diplomasi Masası ve Çalınan Son Kapı

Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması’ndan doğan haklarına dayanarak hemen harekete geçti. Ancak öyle trollerin iddia ettiği gibi "fırsat bu fırsat" denilerek tanklar derhal karaya sürülmedi.

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, anlaşmanın diğer garantör ülkesi olan İngiltere’ye uçtu. Amaç netti: İngiltere ile ortak bir barış harekâtı düzenlemek ve adadaki anayasal düzeni yeniden kurmak. Ancak Londra, sorumluluk almaktan kaçındı ve çekimser kaldı. ABD’nin gönderdiği Dışişleri Temsilcisi Joseph Sisco ise Ankara ile Atina arasında mekik dokurken sadece zaman kazanmaya çalışıyor, Yunan cuntasına karşı hiçbir somut yaptırım getiremiyordu.

Diplomasi masası çökmüştü. Adadaki Türklerin can güvenliği ise artık saatlerle değil, dakikalarla ölçülüyordu. 1963 Kanlı Noel'inde, 1967 Geçitkale katliamında yaşananların tekrarlanması an meselesiydi.

20 Temmuz Sabahı: "Biz Aslında Harp İçin Değil, Barış İçin Gidiyoruz"

Trollerin "İngilizler koordine ve yardım etti, yoksa Türkler yapamazdı" masallarına gelelim...

20 Temmuz sabahı saat 05.00’te Türk Silahlı Kuvvetleri, Girne kıyılarından denizden çıkarma yaparken, Gönyeli bölgesine de havadan indirme birliklerimizi sevk etti. İngilizlerin yardım etmesi bir yana, Türk ordusu adaya adım attığında karşısında son derece tahkim edilmiş, Yunan subaylarınca eğitilmiş ve ağır silahlarla donatılmış bir Rum-Yunan savunması buldu.

Başbakan Ecevit, harekât başladığında radyo hoparlörlerinden tüm dünyaya o tarihi sözleri söylüyordu:

"Biz aslında harp için değil, barış için; yalnız Türkler için değil, Rumlar için de adaya gidiyoruz."

Nitekim öyle de oldu. Türk ordusunun adaya girmesiyle birlikte sadece Kıbrıs’taki Türklerin katledilmesi engellenmekle kalmadı; Atina’daki zalim Askerî Cunta hükümeti çöktü, Kıbrıs’taki darbeci Sampson istifa etti ve hem Yunanistan’a hem de Rum kesimine demokrasi geri geldi. Bugün Atina’da özgürce tweet atan o troller, aslında özgürlüklerini ve demokrasilerini 1974’teki Türk müdahalesinin Yunan cuntasına indirdiği o ağır darbeye borçlular.

Sandallar, Muratağa, Atlılar... Gerçek Katliamı Görmek İsteyen Buraya Baksın

Sosyal medyada ağlayan kadın fotoğraflarının altına yalanlar döşeyenlerin hiç bahsetmediği, tarih kitaplarından silmek istedikleri kapkara sayfalar var.

Eğer toplu mezar görmek istiyorlarsa; Sandallar, Muratağa ve Atlılar köylerine baksınlar. Henüz emzikli bebeklerin, 80 yaşındaki yaşlıların, kadınların çukurlara doldurulup üzerlerinin dozerlerle kapatıldığı o katliam köylerine... Türk askeri adaya adım atmadan hemen önce ve harekât sırasında Rum EOKA-B çetelerinin yaptığı bu katliamlar, BM gözlemcilerinin raporlarıyla sabittir.

Türk ordusu adaya "işgal" için değil, soydaşlarını bu çukur zihniyetin soykırımından kurtarmak için gitmiştir.

Son Söz

Müflis bakkalın geçmiş defterleri karıştırması doğaldır da, yalanla tarih yazmaya çalışmak acizliktir. Bunlar, aldıkları hezimete kılıf uydurmaya çalışanların zihinsel sığınaklarıdır.

Kıbrıs Barış Harekâtı, uluslararası hukuka dayanan, adaya ve Doğu Akdeniz’e yarım asırdır kesintisiz barış getiren meşru bir askerî zaferdir. Karşımızdaki adaların neşeli tavernalarında kahkahalar atılabiliyorsa, Ege’de turistler huzurla dolaşabiliyorsa, bu durum 1974’te sınırları çizen o kararlılığın sayesindedir.

Yunan trollere tavsiyemiz; sosyal medyada sahte fotoğraflarla "tarihçilik" oynamayı bırakıp, 15 Temmuz 1974'te kendi liderlerinin adayı ne hale getirdiğinden ibret almalarıdır.

Türkiye’nin hasımlığı bile Yunanlara faydalı olmuştur. Dostluğu neler getirir, varsın onlar düşünsün. Ayrıca Yunanistan’da da Türkiye’yle dostane ilişkiler geliştirilmesini isteyen ama bu çatışma iklimi nedeniyle sesi çıkamayan çok insan var. Esas olan iki ulusun yan yana ve karşılıklı saygıya dayanan bir uyum içinde, barışın getireceği zenginliklerden istifade etmeleri, bölge dışı aktörlerin oyununa gelmemeleridir. Savaş cinayettir.

Umarım haftaya sivrisineklerimize dönebiliriz sevgili Marmarisli dostlar…

YAZARIN DİĞER YAZILARI