ÇÖPE ALIŞMAYIN!
Sevgili Marmaris dostları,
Geçtiğimiz gün Yalancı Boğaz ile Aksaz arasındaki ormanlık alanda çıkan yangın hepimizin yüreğini ağzımıza getirdi. Yangının büyümemesi için canını ortaya koyarak mücadele eden askerî ve sivil bütün görevlilere, gönüllülere ve emek veren herkese yürekten teşekkürler. Tehdide karşı birleştik ve ormanımıza hep birlikte sahip çıktık.
Müsaadenizle bugün yaşadığımız yere sahip çıkmanın daha küçük ve sıradan görünen bir şeklinden bahsedeceğim. Ayağımızın dibindeki bir naylon torbadan...
Artık Marmaris Çarşısı’nda dolaşırken dükkânlara değil, yere bakmaya başladım. Bir köşede naylon torba, biraz ileride pet şişe, kaldırımın kenarında plastik bardak, dükkânların önünde ambalaj artıkları… Görüntü rahatsız edici ama daha da rahatsız edici olan, insanların bu görüntüye alışmış, hatta kanıksamış olması.
Bir dükkânın önünde naylon torba duruyor. Müşteri geçiyor, esnaf bakıyor. Torba rüzgârla birkaç metre sürüklenip başka bir dükkânın önüne gidiyor. Kimse eğilip almıyor. Sanki o çöp oraya aitmiş, çarşının doğal bir parçasıymış gibi.
Burada yalnız bir temizlik sorunu değil, aidiyet eksikliği var.
Bir yerde çöp bulunması kötüdür ama insanların o çöpü artık görmemeye başlaması daha da kötüdür. Birincisini belediye temizleyebilir. İkincisi için çok daha fazla emek, zaman ve gayret gerekiyor.
Hatırlarsanız daha önce bu köşede Caretta caretta kaplumbağalarının hayatını ve Kaptan June’un onları korumak için yaptığı mücadeleyi anlatmıştım. İki hafta önce Söğüt’te denize girerken yine bir deniz kaplumbağasıyla karşılaşınca o yazımı hatırladım. Kaplumbağa yaklaşık yarım saat benimle birlikte yüzdü. Birkaç metre önümde kafasını sudan çıkarınca bana bakışında sanki bir sitem vardı.
Piknik yapılan kıyılarda çirkin manzaralarla sık sık karşılaşıyorum. İnsanlar geliyor, denize giriyor, yemeğini yiyor, içeceğini içiyor ve arabasına binip gidiyor. Getirdikleri torbaları, şişeleri ve ambalajları ise geride bırakıyorlar.
Dolu halde kilometrelerce taşıdığımız bir torbayı, içindekileri yedikten sonra neredeyse hiçbir ağırlığı kalmamışken neden birkaç metre daha taşıyıp çöp kutusuna atamıyoruz?
Çarşıdaki müşteri ve esnafla Söğüt’teki piknikçinin davranışı aslında aynı zihniyeti ele veriyor : “Benden sonrası beni ilgilendirmez.” Oysa insan kendisine ait hissettiği yere böyle davranmaz. Evinin salonuna pet şişe atmaz, mutfağının ortasına naylon torba bırakmaz. Peki Marmaris bizim evimiz değil mi ?
Üstelik plastik gözümüzün önünden kaybolunca yok olmuyor. Rüzgârla denize ulaşıyor, yağmurla derelere sürükleniyor, güneşin etkisiyle parçalanıp mikroplastiğe dönüşüyor. Denizde süzülen şeffaf bir naylon torba bizim için çöptür ama bir Caretta caretta kaplumbağası onu denizanası zannedip yutabiliyor. Doğu Akdeniz’de 2012–2022 yılları arasında incelenen 131 deniz kaplumbağasının 57’sinin sindirim sisteminde plastik parçalarına rastlanmış.
Bizim birkaç dakikada tüketip attığımız şeylerin doğadaki ömrü bizimkinden çok daha uzun. Markette birkaç dakika kullandığımız plastik poşetin parçalanması 10–20 yılı bulabiliyor. Dahası plastiklerin önemli bir kısmı gerçekten yok olmuyor; parçalanıp küçülüyor ve mikroplastiğe dönüşüyor. İçindeki meşrubatı on dakikada içip attığımız alüminyum kutu en az 200 yıl, suyumuzu içip bir kenara bıraktığımız plastik şişe ise yaklaşık 450 yıl boyunca doğayı kirletiyor. Balıkçı dostlar dikkat: Misinanın denizde çözülmesi için öngörülen süre 600 yılı buluyor.
Marmaris Belediyesi’nin verilerine göre 2025 yılında ilçemizde yaklaşık 116 bin ton atık toplandı. Bu, günde ortalama 318 ton demek. Başka bir ifadeyle Marmaris'te her gün yaklaşık 16 tane 20 tonluk kamyonu dolduracak kadar atık toplanıyor. Elbette bunun tamamı doğaya bırakılmıyor. Ama rakam, ürettiğimiz atığın büyüklüğünü anlamaya yetiyor.
Artık mesele yalnız kaplumbağalar veya denizin temizliği değil. Ürettiğimiz çöp, yaşadığımız çevrenin tamamını ilgilendiren bir mesele haline geldi.
Marmaris’in asıl zenginliği otelleri, restoranları veya marinaları değildir. Denizi, koyları, ormanları, dağları, köyleri ve havasıyla içinde yaşadığımız bu memlekettir. Turist de binlerce kilometre uzaktan esas olarak bunun için geliyor. O, herhangi bir otel odasını dünyanın yüzlerce tatil beldesinde bulabilir. Ama biz Marmaris’i başka hiçbir yerde bulamayız.
Bir taraftan milyonlarca lira harcayıp Marmaris’in reklamını yapıyor, turizm fuarlarına gidiyor, turist gelsin diye uğraşıyoruz. Öbür taraftan reklamını yaptığımız memleketin çarşısını, yol kenarlarını, ormanlarını, piknik alanlarını ve kıyılarını kirletiyor, daha kötüsü bir süre sonra bu kirliliği görmemeye başlıyoruz.
Biz görmesek de turist görüyor. Biz kanıksamış olabiliriz ama o kanıksamış değil. Çarşıdaki naylonu, yol kenarındaki çöpü, sahildeki pet şişeyi görüyor. Bunları kimin temizlemesi gerektiğiyle de ilgilenmiyor. Gördüğü yerin adı Marmaris.
Peki ne yapacağız?
“Çöpünüzü yere atmayın” demek yetmiyor. Dünyadaki örnekler çevre bilincinin eğitim, yeterli altyapı, denetim ve yaptırımla birlikte geliştiğini gösteriyor. Singapur’da yere çöp atana ceza uygulanıyor; Avrupa’da ise sorumluluk yalnız tüketiciye değil, plastik ürünleri piyasaya süren üreticiye kadar uzanıyor.
Marmaris’te de aslında elimizde araç var. Belediye geçen yıl gelişigüzel bırakılan moloz, eski mobilya ve bahçe atıklarını kamera ve akıllı takip sistemiyle denetlemeye başladı ve yaklaşık 15 gün içinde 28 kişiye cezai işlem uygulandı. Üstelik belediyenin Emir ve Yasaklar Yönetmeliği kamuya açık alanların kirletilmesini yasaklıyor.
O halde soralım:
Molozu atana yaptırım uyguluyorsak, pet şişeyi ve naylon torbayı yere atana ne yapıyoruz?
Elbette önce yeterli çöp ve geri dönüşüm noktaları olacak, belediye temizleyecek ve denetleyecek. Esnaf kapısının önüne sahip çıkacak, vatandaş kirletmeyecek. Ama bütün bunlara rağmen çöpünü yere atanlar için bunun bir karşılığı olmalı.
Çünkü sürekli arkasından temizlediğimiz insana farkında olmadan şunu öğretiyoruz:
“Sen at, nasıl olsa birisi gelir toplar.”
Belki işe Marmaris merkezinden başlayabiliriz. Esnafı da işin içine katalım, eksikleri giderelim, yeterli çöp ve geri dönüşüm noktaları oluşturalım ve ciddi biçimde denetleyelim. Önce bir sokağımızı, sonra bir mahallemizi örnek derecede temiz tutalım. Önce bir koyumuzu, sonra bir plajımızı dünyanın en temiz kıyılarından biri haline getirelim. Başarabilirsek bunu Marmaris'in tamamına yayalım.
Ormanımız yanarken hepimiz ayağa kalktık. Çünkü o ormanın bizim olduğunu biliyoruz. Oysa aynı orman, aynı koy, aynı sokak yalnız yangın çıktığında değil, her zaman bizim.
Marmaris’e sahip çıkmak, gerektiğinde alevlerin karşısına dikilmektir elbette. Ama bazen sahip çıkmak çok daha küçük bir hareketle başlar: eğilip ayağımızın dibindeki bir naylon torbayı almakla...
Çöpe alışmayın.
Belki Söğüt’te yarım saat birlikte yüzdüğümüz o kaplumbağanın bakışındaki sitem de bundandır.
Burası bizim memleketimiz.
Turist gelir, gider.
Biz burada kalırız.
SON DAKİKA
Okur görüşleri
2 yorum

Yazıları zevkle okuyoruz. Bu konuda, yıllar önce ülkemize gelen bir yabancının gözlemi şöyleydi: "Evleriniz çok temiz ama, sokaklarınızı kirletiyorsunuz. Sanki evleriniz size ait, sokaklarınız size ait değil..."
Sevgili dostum. Çok doğru bir tespit...
Değerli dostum, ortaokulda ve lisede vatandaşlık bilgisi ve felsefe dersleri vardı. Yerli malı haftası, Kızılay haftası vardı. Senin o güzel tespitlerini o zaman öğrenmeye Köy enstitüleri mezunu öğretmenler den ogreniyorduk. Milli güvenlik dersleri vardı. Siyah önlük ile ilkokul da, takım elbise ile lisede aidet duygusu kazaniyorduk. Her ne kadar dijital bir dünyada yasakta ait olduğumuz kültür ve tarihinizi unutmamalıyız da gençlere bile örnek olamıyoruz. Kamu malını korumak da yere çöp
Teşekkürler güzel yorumun için. Vatandaşlık bilgisi önemli tabii...