Sevgili Marmaris dostları,
Gençliğimiz Soğuk Savaş yıllarında geçti. Birliklerimiz eğitimden atışa, spordan bakıma kadar sık sık denetlenir, biz de bu denetlemelere neredeyse savaşa hazırlanır gibi hazırlanırdık.
Bir spor denetlemesinde bölüğün tamamının tüfek ve teçhizatla beş kilometre koşması gerekiyordu. İyi hazırlanmıştık, yalnız iki erimiz diğerlerine ayak uydurmakta zorlanıyordu. Onları en iyi koşan iki çavuşuma emanet ettim ve bütün bölük belirlenen sürede bitişe ulaştı. Üstelik bizimle yarışan diğer bölükten daha iyi derece yapmıştık.
Bölüğe teşekkür edip duşa gönderirken denetlemeci subay yanıma geldi:
“Kutlama için erken.”
Bizden daha iyi derece yapan olmadığını söyleyince verdiği cevabı hiç unutmadım:
“Biz süreye değil, bölüğün koşuyu nasıl yaptığına bakıyoruz.”
Diğer bölük geride kalan arkadaşlarını yol boyunca sırtında taşımış, bitiş noktasına da hep birlikte marş söyleyerek girmişti. Denetlemeci subayın söylediği şu söz genç bir subay olarak aklımın bir köşesine yerleşti:
“Bizim için değerli olan, gücü yetmeyeni de kendi bünyesinde taşıyan bir birliktir.”
Aradan yıllar geçti. Şimdi bu yazıyı hazırlarken o beş kilometrelik koşuyu yeniden hatırladım. Hayat maratonunda bizim kadar hızlı koşamayanlar, hatta yürüyemeyenler var. Yaşadığımız şehirleri ve sunduğumuz hizmetleri onları da hayatın içinde tutacak şekilde düzenlemek zorundayız. Bir turizm kentinin başarısına da biraz böyle bakmak gerekiyor.
Geçen yıl Marmaris’te tatil yapan bir çift, yaşadıklarını internette anlatmış. Kadın tekerlekli sandalye kullanıyormuş ve otellerini özellikle engelli dostu olarak tanıtıldığı için seçmişler.
Otele geldiklerinde karşılarına üç basamak çıkmış.
Kadın odasına her giriş çıkışında sandalyesinden kalkmak zorunda kalmış. Havuz ve açık restoran bölümüne ulaşmakta zorlanmış, odanın içinde bile banyo ve balkona geçerken basamaklarla karşılaşmış.
Bizim farkına bile varmadan çıktığımız üç basamak, tekerlekli sandalyedeki bir turist için tatilin önündeki engele dönüşebiliyor.
İşte bu haftaki sivrisineğimiz: Engelli turist gözüyle Marmaris.
Bu yazı vesilesiyle Marmaris Engelli ve Aileleri Birliği Derneği Başkanı Tulgay Hasar’la da tanışmamız mümkün oldu. 2019 yılında kurulan ENABİRDER’in bugün 750 üyesi var. Derneğin asıl çalışma alanı Marmaris’te yaşayan engelli bireyler ve aileleri olmakla birlikte turizm konusunda da önemli bir tecrübeleri oluşmuş.
Hasar’ın anlattığına göre engelli turistlerin Marmaris’te karşılaştıkları sorunları iletmeleri üzerine dernek konuyla ilgilenmiş ve engelsiz plajın oluşturulmasına önemli katkı sağlamış. Rampalar ve soyunma kabinleri engelli bireylerin kullanımına uygun hale getirilmiş.
ENABİRDER’in katkısı plajla da sınırlı kalmamış. Hasar, Marmaris’teki ATM’lerin engelli bireylerin kullanımına uygun hale getirilmesi için de çalıştıklarını, görme engellilerin makineleri kullanabilmesine yönelik düzenlemeler yapıldığını anlatıyor. Bu, turist açısından küçük gibi görünen önemli bir ayrıntı. Engelli bir turistin para çekmek için bankaya girip sıra beklemek yerine sokaktaki ATM’yi diğer herkes gibi kullanabilmesi, erişilebilirliğin günlük hayattaki çarpıcı örneklerinden biri.
Sakatlar Konfederasyonu ve diğer kuruluşlarla yapılan iş birliği sayesinde Türkiye’nin farklı bölgelerinden her yıl yaklaşık 500 engelli bireyin Marmaris’te tatil yapması da sağlanıyor.
Demek ki Marmaris bu konuda sıfırdan başlamıyor. Engelsiz plajımız var, erişilebilir hale getirilen ATM’lerimiz var, yıllardır burada tatil yapan engelli misafirlerimiz var ve belirli bir tecrübe birikmiş.
Yeterli mi?
Geçtiğimiz aylarda Türkiye’ye gelen Ukraynalı savaş gazisi Denis Krivenko’nun iki kolu ve bir bacağı ampute. Tekerlekli sandalye ve protez kullanan Krivenko, on adet beş yıldızlı oteli engelli bir turistin gözüyle incelemiş. Türkiye hakkındaki genel izlenimi olumlu. Dikkatini çeken sorunlar ise fazla dik rampalar, korkulukların bulunmaması, kaldırım geçişleri ve iyi sabitlenmemiş tutunma barları gibi küçük görünen ayrıntılar.
Sonra sıra denize geliyor.
Marmaris’e gelen turist otel odasında oturmaya gelmiyor. Sahile çıkmak, plaja ulaşmak, denize girmek istiyor. Tekerlekli sandalye asfaltın bittiği yere kadar rahatça gidebilir; kum başladığında birkaç metre bile ciddi bir engele dönüşebilir.
Bu yaz sezonunun önemli bir bölümünde bazı trafik ışlarının kırmızı ya da sarı yanıp söner durumda bırakıldığını gördük. Engeli olmayan bir yaya trafiği gözleyip uygun anı kollayabilir. Tekerlekli sandalyesiyle karşıya geçmek için daha fazla zamana ihtiyaç duyan turist ne yapacak? Daha önemlisi, görme engelli bir insan yaya ışığının çalışmadığı veya sesli bir uyarının bulunmadığı bir kavşakta karşıya ne zaman geçeceğini nasıl anlayacak?
Rampanın önündeki motosiklet, kaldırımı kapatan masa veya restoranın girişindeki basamak erişimi zorlaştırır. Yaya geçidini güvenli biçimde kullanamamak ise artık yalnızca erişilebilirlik değil, doğrudan güvenlik sorunudur.
Üstelik erişilebilirlik yalnızca tekerlekli sandalye kullananlardan ibaret değil. Görme engelli bir turist için hissedilebilir yüzeyin üzerine park edilmiş bir motosiklet, işitme engelli bir turist için yalnızca sesli yapılan bir uyarı, protez kullanan bir konuk için gereğinden dik bir rampa, bastonla yürüyen yaşlı bir ziyaretçi için korkuluksuz birkaç basamak aynı şehrin farklı engelleridir. Sorun insanların farklı olması değil; şehrin yalnızca tek tip insan düşünülerek düzenlenmesidir.
Bir de denize açılmak var. Marmaris’e gelip tekne turuna katılmak isteyen engelli bir turist düşünün. İskele ile teknenin giriş rampası birbirine uygun değilse, birkaç santimetrelik seviye farkı veya aşılması güç bir boşluk, herkes için keyifli başlayan bir tekne turunu engelli bir birey için daha tekneye binmeden eziyete dönüştürebilir. Marmaris gibi deniz turizmiyle yaşayan bir yerde erişilebilirlik kıyıda bitmemeli.
Engelsiz plaj önemli bir adım, her yıl yüzlerce engelli bireyin burada tatil yapması da önemli bir tecrübe. Şimdi erişilebilirliği yalnızca bir plajın veya birkaç otelin özelliği olmaktan çıkarıp tatilin tamamına yaymak gerekiyor.
Yıllar önce o beş kilometrelik koşuda öğrendiğim dersin anlamını bugün biraz daha farklı okuyorum. O gün arkadaşlarımızı gerektiğinde sırtımızda taşıyarak bitiş çizgisine hep birlikte ulaşmayı öğreniyorduk. Bugün ise şehirlerimizi, kimsenin üç basamak yüzünden bir başkasının sırtına ihtiyaç duymayacağı şekilde kurmamız gerekiyor.
Çünkü iyi bir turizm kentinin ölçüsü yalnızca kaç turist ağırladığı, kaç yatağı olduğu veya sezonu ne kadar dolu geçirdiği değildir. O şehre gelen insanların, farklılıkları ne olursa olsun, sokağına, sahiline ve denizine ne kadar özgürce ulaşabildiği de o ölçünün bir parçasıdır.
Engel bazen üç basamaktır. O üç basamağı ortadan kaldırmak ise bizim elimizdedir.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir