Sevgili Marmaris dostları,
2-5 Eylül tarihleri arasında hepinizi Selimiye, Bozburun, Söğüt ve Taşlıca’da ikincisi yapılan Deniz Ürünleri Festivalimize davet ediyoruz. Biz Marmarisliler yüzyıllardır ekmeğimizi denizden elde ediyoruz. Turizm hayatımıza 1970’lerden itibaren girdiğinde anne ve babalarımız, hayatını bu denizden kazanan bir balıkçı ve süngerci kasabasında yaşıyordu. Tirhandil seyrinin son demlerine yetişmiş bizim nesil ise gençlere pek de bir şey bırakamadı. Turizm bize refah ve bolluk getirirken birçok değerimizi ve güzelliğimizi de götürdü. En büyük zararı da ekmeğimizi veren denizimiz gördü.
Çocukluğum ve gençliğimde küçük piyade teknemizle Körfez’e açılır, büyüklerimizden öğrendiğimiz kerterezlerde olta atardık. Eriştelerde sığ denizden lapa, kayalarda derinde mercan yakalanırdı. Denizde sadece yüzülmezdi; deniz hayatımızın içindeydi ve içinde bizimle birlikte kocaman bir dünya yaşıyordu. Bir kanalizasyon sistemi bile olmayan eski Marmaris’te kıyıdan yedi metre derinlikteki kayaları görebilirdik. Deniz öyle temiz, öyle berraktı ki bazen yakında görünen bir kayaya ayağımızı atardık. Onun görünenden çok daha dipte olduğunu anladığımızda artık denize düşmüş olurduk. Evimizin önünde babaannemin attığı kiltir sokkan, ispere, çatalkuyruk, kefal dolu olurdu. Balık boldu. Deniz temizdi.
Aradan yıllar geçti. Marmaris büyüdü. Nüfus arttı, oteller çoğaldı, kıyılar yapılaştı, Körfez’deki tekne sayısı belki onlarca katına çıktı. Büyüyen yalnız Marmaris olmadı; denizimizin taşıdığı yük de büyüdü.
Dağların, adaların ve yarımadaların çevrelediği Marmaris Körfezi, doğanın bize bıraktığı kocaman bir havuz gibi. Beş yıldızlı oteller güzel bir yüzme havuzu için milyonlar harcıyor; bizim önümüzde ise doğanın yaptığı çok daha büyüğü duruyor.
Geçenlerde bir yakınım anlattı. Bir otelin havuzunda birisinin dışkıladığı fark edildiğinde havuz hemen kapatılır, temizlenir ve güvenli olduğundan emin olunmadan yeniden açılmaz. Kimse “Kocaman havuz, bundan ne olacak?” demez. Bunu yapana da gözünün yaşına bakılmaz. Derhal otelden atılır, bir daha o otele giremez.
Marmaris Körfezi’nin temiz ve berrak kalması aynı nedenle özel bir önem taşıyor. Çünkü burada söz konusu olan yalnız denizin temiz görünmesi değil; bizim sağlığımız, yaşamımız ve Marmaris’in turizmi. Her yaz binlerce insan bu suda yüzüyor, yüz binlerce insan da Marmaris’e büyük ölçüde bu deniz için geliyor. Körfez’in temizliği, burada yaşayanları da buraya gelenleri de doğrudan ilgilendiriyor.
Rodos feribotlarına özellikle sabah saatlerinde binenlerin sıkça dile getirdiği şikâyetlerden biri, feribot iskelesi çevresindeki ağır kanalizasyon kokusu. Hemen yanı başında da kruvaziyer limanı var. Kruvaziyer gemilerinden inen turistlerin Marmaris’te karşılaştıkları ilk şeylerden biri ne yazık ki bu ağır koku oluyor. Üstelik bu yeni bir şikâyet de değil.
Böyle bir kokuyla karşılaşıldığında denize bir sızıntı olup olmadığını da merak ediyor insan. Günnücek’te günde yaklaşık 50 milyon litre atıksuyu arıtma kapasitesine sahip bir tesisimiz var. Arıtılan su Yalancıboğaz’ın dışına derin deniz deşarjıyla veriliyor. Kanalizasyon şebekesi, terfi merkezleri ve bütün bunların yanında Körfez’de yüzlerce tekne var. Bunların hepsi denetlenmek zorunda.
Marmaris Körfezi’nde su hareketsiz değil. Rüzgâr ve akıntılar suya karışan maddeleri bir yerden başka bir yere taşıyabiliyor. Bu nedenle Kızılbük’te ortaya çıkan bir sorun yalnız Kızılbük’ün, İçmeler’de ortaya çıkan bir sorun yalnız İçmeler’in sorunu olarak kalmayabilir. Körfezi birbirinden bağımsız kıyı parçaları olarak değil, bir bütün olarak düşünmek zorundayız.
Kızılbük’teki büyük projenin kanalizasyon altyapısı ve denizdeki borular konusunda çevre örgütleri ciddi iddialarda bulundu; şirket ise bunları reddederek denize atıksu bırakılmayacağını açıkladı. Yalancıboğaz’ın dışındaki derin deniz deşarjının durumu ve arıtılmış suyun kalitesi konusunda da yıllardır tartışmalar var.
Bütün bu sorunların çaresi şeffaflık, güvenilirlik ve hesap verebilirliktir. Sorun şu ki yerel yönetimlerin büyük balıkların karşısında durma şansı giderek azalıyor. Ülkenin en büyük firmalarının projeleri denizimizi ve çevremizi tehdit ettiğinde buna “hayır” diyebilecek, bunun karşısında durabilecek en büyük güç halkın iradesidir. Yerel yönetimler de ancak bu iradeyi arkalarında hissettiklerinde denizimizi ve çevremizi daha güçlü koruyabilir.
Bu nedenle deniz suyunun kalitesi ölçülüyorsa sonuçlarını görelim. Arıtılmış su denize veriliyorsa hangi kalitede verildiğini bilelim. Bir işletme hakkında iddia varsa denetimin sonucunu öğrenelim. Tekneler denetleniyorsa kaç teknenin denetlendiğini, kaçında ihlal bulunduğunu ve ne işlem yapıldığını açıklayalım.
Daha bu ay Marmaris’te aylardır atık kayıtlarını düzenlemediği ve atıklarını nereye verdiğini belgeleyemediği belirlenen bir tekneye 419 bin lira ceza kesildi. Körfez’de yüzlerce tekne bulunduğuna göre asıl önemli olan bunun tek bir denetim haberi olarak kalmaması. Kaç teknenin denetlendiğini, kaçında ihlal tespit edildiğini ve bunlara ne işlem yapıldığını bilmemiz gerekiyor. Kurala uyanla uymayanı ayıracak kadar sürekli bir denetim ve gerçekten caydırıcı cezalar şart.
Aynı anlayış deniz suyu için de geçerli. Belirli noktalardan numune almak yetmez; ölçümler daha sık, daha düzenli yapılmalı, sonuçlar kolayca ulaşılabilir olmalı. Olağan dışı bir kirlilik tespit edildiğinde insanlar hemen uyarılmalı. İnsan sağlığını ilgilendiren bir kirlilik olursa bunu saklamanın Marmaris’e hiçbir faydası yok. Cezalar da gerçekten caydırıcı olmalı; denizi kirleten kim olursa olsun gözünün yaşına bakılmamalı.
Çünkü mesele yalnız denize girip çıkmak değil.
Geçenlerde bir sabah yürüyüşünde deniz kenarındaki bir lokantacı dostumu yerleri süpürürken gördüm. Sigara izmaritlerini ve naylonları deniz istikametine doğru süpürdüğünü görünce, “O çöpleri denize süpürmeyeceksin umarım,” dedim. Cevabı mükemmeldi :
“Olur mu abiciğim ? O deniz bizim ekmeğimiz !”
Deniz yüzyıllardır olduğu gibi hâlâ hepimizin ekmeğidir. Ona gözümüz gibi bakmak zorundayız.
Çocukluğumuzdaki Marmaris’i geri getirmemiz mümkün değil. Zaten mesele de artık bu değil. Yapabileceğimiz şey, denizimizin daha fazla zarar görmesine engel olmak.
2-5 Eylül’de Selimiye’de, Bozburun’da, Söğüt’te, Taşlıca’da denizimizin nimetlerini birlikte paylaşacağız. Festivalimizin tadını çıkaralım; o nimetleri bize veren denizi de unutmayalım.
Halikarnas Balıkçısı, “Kıyıda deniz mavi bir tebessümdü” diyordu.
Denizimiz bizim mavi tebessümümüz.

Yazdıklarına katılıyorum. Düzenlenecek şenliklerde bu konu işlenerek (sergi, konferans, bilgi kitapçığı) toplumun bilinçlenmesi sağlanabilir. Özellikle deniz izciliği geliştirilerek çocuklarımızın bilinçlendirilmesi daha önemli. 35-40 yaşın üstündekileri eğitmek çok zor.